Kafkasya’da İsrail Etkisi ve Kardeşliğin Hukuku
Azerbaycan ve Türkiye’nin birbirlerine bakışını anlatan güçlü bir cümle… Zaman zaman ilişkilerde gerilim yaşansa da iki ülkenin ve halklarının birbirlerine duyduğu yakınlık, bu ilişkinin temel dayanağı olmaya devam etti.
Bir Millet, İki Devlet…
Azerbaycan ve Türkiye’nin birbirlerine bakışını anlatan güçlü bir cümle…
Zaman zaman ilişkilerde gerilim yaşansa da iki ülkenin ve halklarının birbirlerine duyduğu yakınlık, bu ilişkinin temel dayanağı olmaya devam etti.
Bugünlerde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in açıklamaları ve dış politika tercihleri, sosyal medyada yoğun biçimde eleştiriliyor. Haklılık payı yüksek olan bu eleştiriler, uluslararası ilişkilerin başka bir gerçeğini de hatırlatıyor: Devletler, kardeşlik söylemlerine rağmen, politikalarını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiriyor. Realizmin işaret ettiği gerçeklik de budur. Ancak bu gerçeklik, kullanılan her söylemi ve atılan her adımı haklı kılmaz.
Aliyev’in, silahları paralarıyla aldıklarını ve Karabağ Savaşı’nı kendilerinin kazandığını vurgulayan sözlerine de bu çerçevede bakmak gerekiyor. Elbette Azerbaycan silahlarını parasıyla aldı. Azerbaycan ordusunun mücadelesini ve halkının ödediği bedelleri kimse küçümseyemez. Ancak yıllardır silah satın alınıyorken, başarı neden daha önce elde edilemedi? Türkiye’nin istihbarat, askeri eğitim ve SİHA kullanımına yönelik katkılarını yalnızca ticari bir alışverişe indirgemek ne kadar doğrudur?
Üstelik silahların bedelinin ödenmiş olması neden bir tartışma konusu hâline getiriliyor? Silahlar bedava mı verilecekti? Azerbaycan, Türkiye’ye gazı bedava mı veriyor? İki devlet arasındaki ticari ilişkiler, kardeşliğin yokluğunu göstermediği gibi, yapılan ödemenin hatırlatılması da verilen desteğin değerini ortadan kaldırmaz.
Elbette Azerbaycan bağımsız bir devlettir. Kendi dış politika anlayışı, öncelikleri ve bunlara bağlı tercihleri olacaktır. İçinde bulunduğu coğrafyanın ve jeopolitik koşulların, Azerbaycan’ı Türkiye’den farklı politikalar izlemeye yöneltmesi de anlaşılabilir. Kardeşlik, her konuda aynı düşünmeyi gerektirmez; ancak karşılıklı saygıyı ve zor zamanlarda verilen desteğin hakkını teslim etmeyi gerektirir.
Üstelik jeopolitik gerçeklerden söz ediyorsak, Türkiye’nin Azerbaycan açısından taşıdığı stratejik önemi de hesaba katmak zorundayız. Azerbaycan gazını Avrupa’ya ulaştıran Güney Gaz Koridoru’nun temel halkalarından TANAP, Türkiye üzerinden geçmektedir. Dolayısıyla Türkiye, Azerbaycan’ın Avrupa enerji pazarına erişiminde belirleyici bir ortaktır. Bu ilişki, karşılıklı çıkarların kardeşlikle birlikte güçlenebileceğinin somut bir örneğidir.
Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi desteğin de somut karşılıkları vardır. Ermenistan sınırı, Kelbecer’in işgali üzerine 1993’te kapatılmış; Karabağ meselesi, Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının önündeki temel engellerden biri olmuştur. Bugün yürütülen normalleşme sürecinde de Azerbaycan’la yakın istişare gözetilmektedir. Bütün bunlar, Türkiye’nin desteğinin yalnızca silah satışından ibaret olmadığını göstermektedir.
Buna karşılık, Gazze’deki soykırım ve devlet terörü nedeniyle eleştirdiğimiz İsrail’le kurulan yakınlığın, Türkiye gibi en yakınındaki bir ülkeye cephe alan bir tutuma dönüşmesi kabul edilemez. Böyle bir yaklaşımın ne Aliyev’e ne de Azerbaycan’a uzun vadede yarar sağlayacağına inanıyorum. Devlet çıkarlarını gözetmek, en yakınındaki ülkeyle kurulan güveni aşındırmayı gerektirmez.
“Bir millet, iki devlet” sözü, yalnızca iyi günlerde tekrarlanan bir slogan olarak kalmamalıdır. Asıl değeri, çıkarlar farklılaştığında bile kardeşliğin hukukunu koruyabilmekte ortaya çıkar.






0 Yorum