Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
30°
20 Temmuz 2018, 23:13

Av. Rahmi Tuna

Sürgün ve Soçi Konulu Yazım Hakkında Açıklama

09 Şubat 2014, 20:51

                                            

 

 

Sürgün ve Soçi  Konulu Yazım Hakkında Açıklama

 Avukat Tuma Rahmi Tuna

 

 

         Gerek Kafkasya'da gerekse de Kafkasya dışında gelişen olaylara ve Soçi Olimpiyatları nedeniyle karşılaştığımız tavırlara baktığım zaman bir yazıyı daha paylaşma gereğini duydum. Bu yazı  “Diaspora” ile ilgili olacak.

         Ancak, bu yazıya geçmeden,  bundan önce yazdığım yazı nedeniyle aldığım çok olumlu tepkilerin yanısıra mesleki hayatıma, kişiliğime ve yazdığım yazıya tepkilerin de olduğunu duydum.

         Ben 50 yılı aşkın Çerkeslikle uğraşı sürecimde,  okumadan, öğrenmeden, anlamadan, kaynaklara dayandırmadan ne yazı yazdım ne de konferans verdim. Ayrıca defalarca Türkiye'de, Ürdün'de ,Suriye'de, Nalçik'te vermiş olduğum konferanslarda Kafkas halkının durup dururken kendi istekleri ile göç ettiklerini asla söylemedim ve yazmadım. 2011'de Nalçik'te 21 Mayıs anma töreni sırasında  Türkiye delegasyonu adına konuşma yaparken şu cümleyi aynen Çerkes diliyle ifade ettim ve büyük alkış aldım.

         “Mevkii, bilgisi ve statüsü ne olursa olsun ve kim olursa olsun, hiç kimse “Çerkes halkının atlarına heybelerini koyup kendi kendilerine  gittiklerini söyleyemez. Bunu söylemeye hakları da hadleri de yoktur.” Bu cümleyi söylediğimde bir metre arkamda Kabardey Cumhurbaşkanı ve diğer temsilciler de vardı.

         Ancak anlatamadığım, anlaşılamayan bir durum var. Rusya'nın Kafkas steplerine, Astrahan'a ve Gazne'ye, Karadeniz'e, Karadeniz yoluyla boğazlara ve sıcak denizlere inmeye, diğer taraftan İran ve Anadolu üzerinden körfezlere ulaşarak sıcak denizlere  ulaşmaya ilişkin politikalarını anlamadan.

         Osmanlı'nın daha 1550 li  yıllardan itibaren İran'la girişmiş olduğu savaşların hedefi olan Şark politikasını, Türkistan ve Orta Asya politikasını, bu nedenle yapılan Astrahan seferini, Don ve Volga nehirlerini daha 1569 lu yıllarda birleştirecek kanalın açılmasını ve bunlara bağlı olarak Kafkasya'ya ve Kafkas halklarına yönelik politikalarını anlamadan.

          Osmanlının yandaşı olan Kırım Hanlığı'nın Moskova şehrinin kenarına giderek “Ya dediklerimi yaparsınız ya şehrinizi yakarım” diyebilecek kadar tehditte bulunmanın anlam ve mahiyetini anlamadan.

         Osmanlı Devletinin Kafkasya halkını kendi yanında tutmak ve Rusya ile yaptığı savaşlarda desteğini sağlamak amacıyla dinsel olgulara ne kadar önem verdiğini ve Kafkas halkını bu yolla etkilediğini anlamadan.

         Ayrıca, İngiltere'nin başını çektiği Batı emperyal bloklarının Kafkas Rus politikalarını nasıl etkilediklerini anlamadan.

         Diğer taraftan Kafkas halkları arasında cereyan eden bütünleşmeyi engelleyen çatışmaları ve bölünmeleri anlamadan.

         Örneğin, bu gün Mezdegu denilen yerde yaşayan 80-90 bin Kabardey'in oraya kimler tarafından ne zaman ve niçin sürüldüğünü anlamadan.

         Batı Kafkasya'da bir Çerkes beyi olan Jane Beyi Kansuk'un aralarındaki savaş nedeniyle öldürülmesi sonucu kafasını keserek padişaha hediye olarak gönderen ve mükafat olarak da Kefe Sancağı Beyliğini alan Sinan Can gibi insanları algılamadan.

          Çerkes toplumunu Sürgüne getiren oluşumu doğru olarak değerlendirebileceğimize inanmıyorum.

         Gerekirse dinin etkileri ve yanlış anlaşılmalar konusunda bir makale daha yazmayı düşünürüm. Ama burada iki soruya kısa cevap vermek istiyorum.

          Sürgün neden din faktörünün daha güçlü olduğu Doğu Kafkasya'da değil de daha çok Batı Kafkasya'da oldu?

         Çarlık Rusya'sının yayılma politikasında öncelikle Karadeniz'in ve boğazlara açılan yolun, Azak Denizi'nden başlayarak ele geçirilmesi gerekti. Bunun canlı bir tarih belgesini şöyle vermek mümkündür. 1856 Paris Anlaşmasında İngilizlerin baskısı ile Ruslara Kafkasya'nın Kara bölümünün hemen tamamı ta Kaynarca anlaşmasından beri verildiği halde, Karadeniz'de Rus gemilerinin serbestçe dolaşmasını engelleyen hüküm konuldu. Ne var ki karada istediğini elde eden Çarlık Rusya'sı anlaşmanın bu hükmünü kabul edemeyeceğini kısa sürede ortaya koydu. Bunun sonucu olarak da 1871 tarihinde tekrar aynı taraflar Karadeniz'in tarafsızlığı anlaşmasını imzalayarak Karadeniz'i olduğu gibi Rus gemilerine açmak durumunda kaldılar.

          İşte bu politika Çarlık Rusya'sının Batı Kafkasya'da yoğunlaşmasına, buna karşılık  İmam Şamil tarafından temsil edilen Doğu halkları bir anlamda daha önce işgale uğrayarak savaşın ve mücadelenin Batıya kaymasına neden oldu.

         Ayrıca bir şeyi daha eklemeliyim. Osmanlı ile olan ilişkilerde gerek köle ticareti gerekse diğer ilişkilerde Batı Kafkasya Doğu Kafkasya'dan çok daha fazla Osmanlıya yakın oldu.

          Özellikle İmam Şamil'in naiblerinin de etkisiyle Batı Kafkasya'da daha çok örgütlenmeye dayalı uzun süreli  bir direnişin sürdüğünü de belirtmek gerek.

         Bunların yanında Batı güçlerinin esas politik hedefi Kafkasya'nın kara topraklarından çok Rusların başta Azak ve Karadeniz olmak üzere deniz yollarını engellemek olmuştur. Bu  politikalar Batı güçlerinin özellikle Batı Kafkasya ile olan ilişkilerini arttırmış, süreç içerisinde çeşitli adlar altında Kafkasya'ya ajanlar ve elemanlar gönderilmiş. Ayrıca Batıda da Kafkasyalıların mücadelesi ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Ne var ki Batının bu davranışları Hiçbir zaman Kafkas halkının Çarlık Rusya'sına karşı korunması ve desteklenmesi amacını gütmemiş, sadece Kafkasyalıların savaşa ve direnişe devam etmeleri konusunda kışkırtılmaktan öteye geçmemiştir. Aynı politikalar bu gün de  devam etmektedir.

         Öte yandan Ahmet Cevdet Paşa'nın ifade ettiği gibi süreç içerisinde Osmanlıya gerek satılarak, gerekse satılan kölelerinin ailelerinden olmak üzere gelen kimselerin ordu görevlerinde yükselmek suretiyle tekrar Kafkasya'ya, Batı Kafkas halkının direnişte ve savaşta devam etmelerinin özellikle tembih edilmesi ve bu konuda bir nevi kışkırtılması da savaş ve sürgünün batıya kaymasında önemli bir rol oynamıştır. Ferah Ali Paşa'nın Batı Kafkasya gönderilmesi ve yaptığı çalışmalar bunun canlı örneğidir.

         Çerkes Sürgününde neredeyse uçağa binip gelmedikleri ve pasaport sözcüğü konusunda yapılan polemiklere de kısaca değinmek istiyorum.

         Eğer kaynaklar incelenirse parasını vererek göç eden Çerkesleri getirmek üzere, Osmanlının kiralamış olduğu gemilerin isimleri ve kaptanları dahil listesini görebilirler. Eğer o zaman uçak olsaydı, Osmanlı uçaklarını da görevlendirebilirdi.

         Hiç beklemediğim bazı kişiler pasaport polemiğine girerek bir nevi dalga geçme eğilimini gösterdiler. Değerli okuyucular Osmanlı göçlerini inceleyen kaynaklarda bir çok yerde “pasaport” sözcüğü aynen geçmektedir. Ama benim vurgulamak istediğim bu değildi. Göçler konusunda Osmanlı devleti ile hatta burada İngilizlerin de etkisi söz konusudur, Çarlık Rusya'sı arasında varıldığı sabit olan anlaşmalar gereği sürgün edilen  Çerkeslerin yanında bölge idarelerinden izin almak suretiyle Osmanlıya göç eden çok miktarda Çerkes de vardır. Ancak bu durum hiçbir şekilde sürgün yapılmadı anlamına gelmemektedir. Ben pasaportla bu şekilde geldiği sabit olan Çerkeslerin ilgili yönetim birimlerinden aldıkları izin belgelerini veya seyahat belgelerini kastettim.  Ama tekrar edeyim kitapların bir çok yerinde pasaport kelimesi aynen geçmektedir .

         Burada kullanılan pasaport sözcüğünü bu günkü pasaportla karıştıran kişilerin, kaynakları hiçbir biçimde okumadığını ve incelemediğini ve bu kavramı da anlamadığını vurgulamak istiyorum.

          Önceki yazımda da belirttiğim gibi Kabardey bölgesinden 1861, 1865, 1866, 1867 yıllarında bölge idarelerine beraber götürecekleri kölelerin de isimleri yer almak suretiyle verdikleri dilekçelerde aile isimleri yazılıdır. Bunlar bir iki aile olmayıp yüzlerce aileyi oluşturmaktadır. Yine ilginç olan bu müracaatların çoğunda  Mekke'ye hacca gitmek amacı sebep olarak gösterilmiştir. Ben Batı Kafkasyadaki ailelerin bu şekilde talepte bulunup bulunmadıkları konusunda bir araştırma yapamadım. Bunu da vurgulamak istiyorum.

         Doğu Kafkasya'da özellikle Çeçen  ve Asetin göçlerinde Musa Kundukh Paşa'nın etkileri çok önemli olmuştur. Merak edenler hatıraların okuyabilirler.

         Yine çok önemli bulduğum bir noktaya daha değinmek istiyorum.

         Uluslararası hukuk hafife alınarak, yok sayılarak uluslar arası politika önemsenmeyerek ve bu politikaların uygulayıcı aktörleri önemsizleştirilerek bu gün dahi dün olduğu gibi dünya politikalarını ve bu politikaların oluşumunda Kafkasya'nın yerini ve önemini göz önünde bulundurmayarak yapılacak her türlü çalışma bağırıp çağırmaktan öteye gitmeyecektir. Özellikle bu konun da hakaret eden kimseler tarafından çok iyi bilinmesini ve araştırılmasını  bir daha vurguluyorum.

         Yine eleştiri konusu olan bir olaya da değinmek istiyorum. İleride “Diaspora”  yazısında genişçe açıklayacağım gibi marjinalizm ve marjinal davranışlar bizim gerek tarihsel gerekse günümüzde çok büyük bir engelimiz olarak karşımıza çıkmaktadır.

         Ben  100 bin kişiden söz ederken, Cumartesi ve pazar günü niye 50-100 bin kişi bir araya gelmedi demiyorum. Bu teklifi Dünya Çerkes Birliği'ne de yaptım. Ben örgütlü birleşik ve metodolojik olarak tavır koyabilen bir diaspora davranışı istiyorum. Bu noktaya ulaşılırsa bu davranışların niceliği ve masraflarının parasal olarak karşılanabilmesi daha değişik bir metoda ve yönteme dönüşecektir. Diaspora toplumunun da buna ihtiyacı vardır.

         Sonuç olarak, olumlu tavır koyanlara teşekkür ediyorum, kişisel ve mesleki hakaret içerecek şekilde yorum yapanları da kınıyorum. Eleştiri ve karşı fikir beyan etmek bir hak ve görevdir ama bunu beyan ederken kişiliğe saldırmak yine bu kişiler dikkate almayacaklar ama aynı zamanda bir suçtur, bir ayıptır, özellikle de xabze kurallarımıza aykırıdır. Anlamadıkları, sormak istedikleri bir konu olursa ben her zaman objektif cevap vermeye hazırım sevgi ve saygılarımla.

      

      

      

 

Not: Benim sülale adım Tuma'dır. Avukat sözcüğünü mesleğim icabı kullanıyorum. Ayrıca bizi ilgilendiren bir çok konuya hukuki yönden bakmayı ve analiz etmeyi zorunlu buluyorum.

Avukat Tuma Rahmi Tuna

 

 

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
barış
1347 gün önce
Bir onceki yazi gibi bu yazi da uydurmalar iddialar ve anakronizm dolu. Katledilen surulen atalarina zerre saygisi olmayan biri tarafindan Ruslari ak sutten cikmis ak kaşik ilan etmek uzere yazılmış.
önder sezgin
1622 gün önce
iki defa yorum yazdım. tam gönderecekken sayfa otomatik yenilendi ve yazılar kayboldu.. site yöneticileri umarım care bulur. selamlar.
Abhaz Haber
Sizin silindiğini söylediğiniz yazınız bize intikal etmedi. Dilerseniz yeniden yazabilirsiniz
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=