Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
22°
26 Nisan 2018, 01:09

Mahinur Tuna Papapha

“Yazamadığım Gün Ölürüm” Nelli Tar-pha

06 Şubat 2014, 17:38

“Yazamadığım Gün Ölürüm”

Nelli Tar-pha

 

        İlk kez 1973 yılında tanıdım onu. Abhazya'yı ilk ziyaretimdi, güzel bir Temmuz ayında eşimle birlikte dedelerimizin topraklarındaydık. Büyük sürgünden 117 yıl sonra halkımızla kucaklaşıyorduk.

        Bir rüyadaydık sanki, doğanın güzelliği, ülkenin zenginliği, kentlerin bakımı, insanların yaşam biçimi, kültüre, sanata, eğitime ve bilime verilen önem. Üretim ve tüketim  biçimlerindeki farklılıklar, sanatçılara, sporculara, öğretmenlere tanınan ayrıcalıklar,  bizi çok şaşırtmıştı.

        Bizde ise ekonomik ve siyasi kriz yaşanıyordu. Sovyetler Birliğinin demir perde olarak nitelendirildiği. Komünizmden nefret edildiği bu yıllarda oralara gitmek  kolay bir iş değildi. Kulağımızı ters gösterip. Belgrat üzerinden Moskova, oradan da Sohum'a gidebilmiştik.

        O insanları nasıl anlatsam bilemiyorum. Bütün ülke akrabamdı ve gerçek akrabalarımla beni paylaşamıyorlardı. İki hafta boyunca gece gündüz yanımızdan hiç ayrılmayan arkadaşlarım vardı. Onlardan biri Gojba Ruslan diğeri Yarna Basaria-pha'ydı. Bunlar aynı zamanda idealist Abhaz gençleriydi. Abhaz dili edebiyatı folkloru için adeta canlarını veriyorlardı. Gönüllü rehberimizdiler.

        Sokakta karşılaştığımız herkes inanılmaz bir ilgi gösteriyordu. Denizin iki yakası ilk kez bu kadar yakın olmuştu. İşin ilginci bizden önce  Abhazya'ya gidenler bir elin parmakları kadar bile değildi. Nalçik'e ise  bizden önce bir kişi gitmişti. O da  Almanya'dan giden Mesut Şurdum  abimiz di. Biz dedelerimizin yitirdiği ama hiçbir zaman unutamadığı ve sürekli göz yaşlarıyla anlattığı anayurdu gezerken çok etkilendiğimiz bir romanın filmini izler gibiydik.

        Onlar ise 117 yıl önce ayrıldıkları kardeşlerinin sağ mı ölü mü olduklarının merakı içindeydiler,  sürekli soru yağmuruna tutuluyorduk. Sürgündeki kardeşlerini tümden yok oldu sananlar bile vardı. Benim Abhazca konuşmam yaşlıları ağlatıyordu, var olduğumuzu görmek onları mutlu ediyor,  hüzünler sevince dönüşüyordu.

        İşte Nelli Tarpha,  böyle bir zamanda tanıdığım bir Abhaz yazardı. Uzun boylu, güler yüzlü, sağlıklı, içten, sevecen bir kadındı.

        O yıl Abhaz tiyatrosu onun bir piyesini sahneliyordu, çok imrenmiştim.

        Bir fotoğrafımız var birlikte. Epeyce kalabalık bir grubuz. Arkamızdaki tabelaları okuyorum;  “Alaşara”, “Apsnı Kapş”, “ Sovetskaya Abhazya” “Abhaz Yazarlar Birliği” ve adını okuyamadığım bir Gürcü gazetesi. Demek ki gazetecileri ve yazarları ziyaret etmişiz.

        Fotoğrafın arkasındaki yazılara bakıyorum. “Kurkua  mza 1973, Apsnı Aqua” yazıyor ve devam ediyor ”Sağdan sola; Mikaya Muşni (Şair), Vitali Amarşan (Şair), Basariapha Yarna (Maykop tabletlerini okuyan Prof, Turçaninof'un asistanı). Onun yanında Aşxarıwa pha, Cenya Aliksa (yazar), Çwaj Wova (gazeteci), Rahmi ve Mahinur, Kabba Wova, Nelli Tarıpha (şair) Argun-pha Lusiya, Gojba Ruslan-Aslan (gazeteci) Smır Wova,  Paul Laşürya,  (şair) Kaslantsiya Valeri, Tsarguş Şurbey(doçent), Mikaze Wova (doçent).

        Türkiye'ye geldiğinde daha yakın olduk  Nelli ile. Ev sahibi Tarba Tacettin hocanın eşi benim halamdı. Birlikte çarşı pazara bile gittik. Hediye almayı hediye vermeyi çok severdi. Pazardan çay süzgeci, huni gibi şeyler aldığında şaşırmıştım.

        “Şaşırma Mahinur, inan bana bunları bile bulamıyoruz Abhazya'da” demişti.

        Doğruydu, benim 73 de gördüğüm Abhazya, zamanla ekonomik yönden bütün Sovyetler Birliğinde olduğu gibi geri gitmişti.

        Nelli Tarıpha Ömer Büyüka'yı ziyaret etmeden gitmezdi. O onun ruhunu ve benliğini tanımış biriydi. Abhazca şiirlerini kitaplaştırarak Abhazya'ya kazandıran oydu.

        Suriye'ye gidip geldikten sonra da gördüm onu. Çok duygu yüklü gelmişti. Acılar, umutlar birbirine karışmıştı. Bir toplantı yapıldı. O toplantıdaki konuşması hala gözümün önünde, nasıl coşkuluydu, susmak nedir bilmiyordu, söyleyecek çok sözü vardı. Zamanı dardı ve her şeyi sığdırmak istiyordu. Baktım yine hediyeler dağıtmaya başladı, tanıdık tanımadık herkese bir şeyler veriyordu. Bana da hediyeler verdi, hazırlıksız yakalandığım için  ben de ona boynumdaki inci kolyeyi çıkarıp verdim.

        Nelli çok duyarlı bir kadındı,  Her şey, herkes onun derdiydi. Anayurttakiler kadar diasporadakileri de düşünüyordu. Aşamba Orhan, Abgınba Cengiz ve Atüanba İrfan'a ithaf ettiği “Acı Selam” adlı şiiri dünyanın dört bir yanına savrulmuş sürgün Abhazlar içindi.

        “Bölünmüş bir kalp acıların en büyüğüdür” diyordu. Kalbinin yarısı orada yarısı buradaydı.

        En son 2004 yılında Abhaz Yazarlar Birliği'ne alınmamla ilgili törende gördüm onu. Başında bordo beresi ve bordo elbisesiyle yine tanrıça gibiydi. Güzel yüzündeki  o tatlı muzip gülücük yerinde duruyordu. Bir baktım elinde çok güzel bir kırmızı gül ve kırmızı paskalya yumurtası var,  onları bana uzatarak:

         “Bak sana bahçemden gül kopardım, bu da amşapı yumurtası” dedi. Amşapının ne olduğunu da o gün öğrendim.

        Sıra dışı bir kadındı Neli Tarıpha, şair ve yazar yönü bir yana insan yönü son derece etkileyiciydi. Açık yürekli, dobra kadındı, doğruyu söylemekten hiç çekinmezdi. Hiç  unutmuyorum konuk olduğu Tarba ailesi  ona  kurban kesmek istediklerinde kıyameti kopardı.

        “Gerek yok, ben sizin bana ne kadar değer verdiğinizi biliyorum. Buna benim ihtiyacım yok ama Abhazya'daki yetim çocukların ihtiyacı var. Çok istiyorsanız parasını verin, ben onlara götürürüm.” demişti. Gösterişi sevmeyen gerçekçi bir kadındı. Çocuklara düşkündü. Bir anne, bir eş,  bir büyük anne olarak görevleri yetmiyormuş gibi şehit çocuklarının da annesiydi.

        Nelli Tarıpha'nın biyografisi, eserleri, kişiliği diasporadaki kardeşleri tarafından da bilinsin isterim. Ne yazık ki Ömer Büyükayı Abhazyaya kazandıramadığımız gibi Nelli Tarıpha gibi değerli yazarlarımızı da Türkiye'de tanıtamıyoruz.

        Yazımı hem Türkçe hem de Abhazca olarak yazdım. İki yurdumun insanı da onu duysun istedim.

        “Yazamadığım gün kendimi öldürürüm. ” diyen Neli Tarıpha'nın  yazmadığı anlara ilişkin anıları ise beni kalbimden vurdu.

        “Savaş zamanı, 1992'de matbaamız da kitaplarımız da yakılıp kül edildi. Savaştan sonra zar zor toparladığım kitaplarımı basmak için gereken maddi olanaklardan yoksun kaldım. Ne dönemler yaşadık. Bazen istediğimizi yazmaya hakkımız olmuyor. Bazen istediğimizi yazabilsek  de yazdıklarımızı yayınlamaya imkanımız olmuyordu. Bazılarına acı keder daha çok yazdırır. Ben de tam tersidir bu durum. Böyle durumlarda ben masamdan uzaklaşırım, elim kalem tutmaz olur.  Annem,  kız kardeşlerim hastalandığında, çocuklarım doğduğunda yazı yazamadım. Savaş zamanı yaşadığımız acılar beni şiir yazmaya ittiyse de 93 Martında şehit düşen kardeşimin oğlundan sonra elim hiç kalem tutmaz oldu. Derken eşimi kaybettim o sıralar da yazamadım  ama sonra  bir gayrete gelip yeniden yazmaya başladım, D. Gulya ödülünü de aldım.” diyordu.

        Nelli Tarıpha Edebiyat fakültesini bitirdiğinde 20 yaşında fidan gibi bir genç kız,  törende bayrağı o taşıyor ve günün seçkin yazarları onu D. Gulya'nın evine götürüyorlar. Nelli Tarıpha daha o zamandan şiirler yazmaya başlıyor. Genç şairi Abhaz dili ve Edebiyatının babası Gulya ile tanıştırıyorlar. O günkü olayları anlatırken onun Nelli'nin yüzünü görür gibi oluyorum. Kalbi yüzüne yansıyor.

        Bir kadın düşünün; ailesi, ülkesi hatta ülkesinin dışındaki kardeşlerini de dert ediniyor, bir yazar düşünün şiirler, öyküler, romanlar, piyesler, çocuk öyküleri yazıyor. Bir aydın düşünün el atılması gereken her şeye elini uzatıyor. Ömer Büyüka gibi bir diaspora şairini ülkesine kazandırıyor, Suriyedeki ve Türkiyedeki kardeşlerini ziyaret ediyor, ülkesinde mağdur olan insanlara özellikle çocuklara şefkatli kucağını açıyor. Neli Tarıpha'yı anlatmak satırlara sığmaz. O denizin iki yakasındaki tüm Abhazların kalbine taht kurdu.

        Mekanı cennet olsun. Abhaz halk onu hiçbir zaman unutmayacak.  Genç edebiyatçılarımız onun izinden emin adımlarla yürüyecek. O edebiyat tarihimizin nadide bir yıldızı olarak  sonsuza dek parıldayacak.

 

Papapha Mahinur Tuna

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
492 gün önce
698 gün önce
813 gün önce
1199 gün önce
1262 gün önce
1523 gün önce
1747 gün önce
1854 gün önce
1877 gün önce
1890 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=