Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
22°
19 Eylül 2018, 20:33

Mahinur Tuna Papapha

“GUBAA ADÜ” YA DA “AHÇIPSI YURDU”

20 Mayıs 2013, 22:30

Yazan  :  Boris Tüjba

Çeviren: Papapha Mahinur Tuna

Apsnı Gazetesi, 30 Mayıs 1991

 

 

            O günlerde Kuzey Kafkas halklarının temsilcileri ile Abhaz temsilcileri 19.yüzyılda meydana gelen o büyük trajik olayı anmak için birlikte hareket ettiler. Abhazlar ve Adigeler Kuzey Kafkasya'da kalan diğer halkların topraklarını terk edip gitmek zorunda kaldıkları o büyük acıyı yani sürgün gününü anmak için Nalçik'teki Adige ve Abhaz temsilcilerinin katıldığı uluslararası bir kongreye katıldılar. O kongreye Amerika'dan, Hollanda'dan, Fransa'dan, Almanya'dan, Türkiye ve Ürdün'den de temsilciler geldi.

            Son yıllarda Sovyetler Birliği’ndeki değişim rüzgârları nedeniyle tarihsel olaylar tüm açıklığı ile konuşulmaya başlandı. 1817 yılından 21 Mayıs 1864 yılına kadar Rus Çarlığının Kafkasya'daki halklara karşı uyguladığı kolonileştirme savaşları açık açık konuşulur oldu. Buna kolonileştirme demeyeceksek başka ne diyeceğiz.

            Adige ve Abhazları topraklarını terk etmek zorunda bırakan politikalar neydi?  Bir halkı top yekûn anayurdundan sürmek için yapılan savaşa soykırım denmeyecek de ne denecekti ?

            Rusların Adige ve Abhazlara, Kuzey Kafkasya halklarına uyguladığı savaş yok etme savaşı olup bir soykırım değil miydi?

            Biz Kafkas halkları defalarca Rusların bizi yok etme savaşlarıyla mücadele ettik. Bu koloni savaşları sadece 19. yüzyılda başlamadı. Bu savaşlar 17. ve 18. yüzyıldan beri vardı.

            Çeşitli gerekçelerle Kafkasya'ya saldıran, buraları ele geçirmek için kıyıya çıkan düşmanın karşısına önce Abhazlarla Adigeler çıkıyordu.  Abhaz ve Adige halkı başlangıçtan beri büyük bir cesaretle her türlü düşmana karşı direniyordu. Bütün yürekliliklerine karşın kendilerinden bin kat güçlü olan ve seller gibi kan akıtan düşman ordularıyla nereye kadar savaşabilirlerdi. Öyle bir an geliyordu ki yurtlarını bırakıp gidiyorlardı. Bu savaşta da böyle oldu.

            İşte böyle gitmek zorunda kalan sülaleler arasında, henüz tam olarak araştırmış değiliz ama taa Taman yarımadasına kadar uzanan kıyı boyunda yaşayan Abhaz sülaleleri de vardı ve bazılarının adları şöyleydi:  Kutasaa, Atmaa, Şüagılaa, Bırzikaa, Cambaa, Kamışüaa, Meklısaa, Çımakuaraa, Lakırşüaa ve başkaları. Aynı şekilde anayurdunu terk etmek zorunda bırakılan pek çok da Adige vardı.

            Bu 21 Mayıs’ta Abhazya ve Kuzey Kafkasya, sürgün gününü birlikte andılar. Ondan önce çeşitli tarihlerde çeşitli Kafkas ülkeleri ve kentlerinde toplantılar yaptılar. Adige ve Abhaz temsilcilerinin verdiği ortak karara göre, bu yıl “Gubaadü” yeni adıyla “Krasnaya Polyana”da anılacaktı sürgün.

            Burası, eskiden Abhazya topraklarının bir parçası olan Abhaz boyları arasında adından sitayişle söz edilen Ahçıpsı halkının yurduydu. Gubaaların Meydanında sürgünü anma kararı alan Adigeler, Çerkesler, Kabardeyler, Şapsığlar ve Abhazlar Adler hava alanında buluştular.

            Birkaç sözcük de olsa Adler hakkında bir şey söyleyeyim. Adler’in Gubaa Adü ile ilgisi, komşuları Ahçıpsılılarla ilişkileri neydi?

            Adler'e Abhazlar eskiden Arıdlar diyordu. Bu bir tesadüf değildi. Çünkü burada yaşayanlar Arıdlardı. Abhaz sülaleleri hakkında bir şey söylerken 1640 yılına dönmem, o yıllarda Abhazya'da yaşananlara değinmem gerek. Bu tarihte buraları ziyaret eden Evliya Çelebi seyahatnamesinde Burada yaşayan Abhaz sülalelerinden söz ediyordu. “Burada Arıdlar var, onların komşusu Geçler. Arıdlar Geçlerden daha kalabalık ama Geçler kadar cesur ve kahraman sayılmazlar. Onlar daha ziyade ticaretle uğraşırlar. Onun dışında bunlar iyi avcıdırlar. Geniş araziler var. Oldukça zengin adamlar. Sayıları otuz bini buluyor. Liderleri elli silahlı ve atlı aznavurlarıyla karşıladı bizi.”

            Bence Arıdbalara bağlı amsıstaları kastediyordu. Bilindiği üzere o tarihte aznavur dedikleri kişiler  aamıstalardı.

            “O bize on koyun ve üç geyik hediye etti. Hoş geldiniz diyerek bizi çok güzel karşıladı. Arıdların lideri uzun saçlıydı. Bize hizmet ediyordu. Güneş gibi parlak, yakışıklı ve uzun saçlı delikanlılar bize hizmet ediyordu.”

            Evliya Çelebi böyle diyordu. Çelebi’nin kitabını çevirenlere de değinmek istiyorum. Bunlar üç kişiydi. Bir Rus, bir Ermeni ve Gürcü Puturidza idi. Bizim ülkemizle ilgili bölümleri çeviren Puturidze idi. Niye öyle düşündüğümü söyleyeyim. Arıdbaların soyağacından söz ederken şöyle bir şey yazdı: “Türkler saçlarını tıraş ederdi. Sakallarını bırakırlardı. O yüzden Evliya Çelebi uzun saçlı Gürcüleri görünce şaşırarak yazdı” diyor.

            Evliya Çelebi Arıdblardan söz ediyordu, Gürcülerin ne işi vardı burada. Şaşılacak bir şey değil mi? Bu da şunu gösteriyor ki Evliya Çelebi Seyahatnamesini kendimiz çevirmeliyiz. Biz söylediği bu tuhaf duruma şaşıyoruz, ya söylemeyip es geçtiği konulara ne demeli. Herkes kendi tarihini kendi yazmak zorunda. Başkaları objektif değilse senin tarihine özen göstermiyor demektir.

 

                                                                       *

 

       “Tsabala doğru giden yola koyulduk” dedi bir arkadaşım,  Mızımta Irmağı boyunca Gubaa Adü'ye giderken. “Topraklarını nasıl tanıdıklarına şaştım” dedi bir başkası,  Abhaz boyları Dal ve Tsaballılarla Gubaa Adü de kalanlardı sözünü ettiği. Çünkü gerçekten Maçara suyunu takip edip Tsabal'a doğru yönelirsen gördüğün şeylerin aynısını Arıdlardan Gubaa Adü köyüne giderken de görüyordun. Zaman zaman Ritsa'ya giden yolu da anımsatıyordu bu yol. Burada da bazen onar onar, yirmişer yirmişer yerleşim birimi bulunan dağ avullarına rastlanıyordu.

            “Tanrım bizi sağ salim buradan çıkar” dedi bir arkadaşımız. Gerçekten kayaların arasından, dağların içinden, yukarıya, tepelere doğru çıkarken aşağıdan akan Mızımta Irmağına bakarak gittiğimiz yol için öyle derlermiş. Tüneller gördük. Kayaları delip içinden yol geçtiğini görmemiştim şimdiye kadar. Buraları geçerken karşımıza küçük köy daha çıktı. Mızımta'ya karışan Kapş suyunun kenarındaydı bu köy. Kapşlar dediğimiz bir Abhaz aile adından geliyor olmalıydı bu isim. Başka bir şeyden de çıkmış olabilirdi.

            Buradaki kayalar kırmızı kırmızıydı, ondan da gelmiş olabilirdi. Toprak da kayalar gibi kırmızıydı.

            “Ortasından kesilmiş peynire döndü topraklarımız” dedi bir arkadaşımız da. Doğru, aynı halk, aynı xabze, aynı yaşam tarzı. Sahil boyunca uzanan Abhaz sülaleleri de öyleydi, dilimlenmiş peynir gibi yan yana dizilmişlerdi. Bazı yerlerde yeni yeni yerleşim birimleri oluşmuştu. Burada da Sohum'daki gibi hidroelektrik santrali vardı. Burasının doğası için masal gibi diyorlardı, gerçekten de öyleymiş.

            Sonunda Guba Adü göründü. Şimdiye kadar Gubaadü'yü görmemiştim. Gerçi çok duymuştum. Irmak kıyısında geniş bir alan diye duyardık hep. Toprak biraz engebeli ise de Mızımta Irmağının başındaki en geniş yer burasıydı. Yıllara meydan okuyan büyük meşe ağacı bu gün de Gubaadü köyünün tam ortasındaydı. Orada yaşlıların söylediğine göre bu ağaç kendilerini bildikleri günden beri varmış. Niye şaşırmalı ki buranın sahibi olan Ahçıpsaaların yarısı savaşlarla yok olup geri kalanı da Osmanlı topraklarına sürülünce 21 Mayıs 1864 günü, o koca tarihi meşenin altında Rus ordusu zafer şenliği yaptı. Şu an bile insanın gözünün önünde canlanabiliyor. Yirmibeşbin kişiye yakın kolonyalist Rus ordusunun burada yaptıklarını tahmin edebiliyorsunuz. Onların Ahçıpsı halkının viranelerine ne gözle baktıklarını da tahmin edebiliyorsunuz. Viranelerin içinde uluyarak dolaşan köpekler, miyavlayan kediler, böğüren inekler hiç görmedikleri bir halkı yerinden yurdundan eden, onlara kötülük edenlere tanık olmuşlardı.

            Sürgünden 60 yol sonra 1929 yılında buralara gelen Rus yazar Anderbeliy bu toprakları gördükten, Mızımta Irmağını izledikten ve o ıssız düzlüklere baktıktan sonra şöyle yazıyordu:

            “Burada yaprakları hışırdayan ağaçlardan, doğadaki tüm canlılardan, şarıldayan derelerden, gürüldeyen ırmaklardan, burada yaşayıp da topraklarından zorla sürülen insanların sesini duyar gibiydim. İnsan vatanını bırakıp gittiğinde her şeyini de bırakıp gider diyorlar ya bu doğru değil. Ben insanın ruhunun ve sesinin anayurdunda kaldığını biliyorum. Ben inanıyorum ki bu toprakların sahiplerinin sesi yaşamda yankılanarak, bu gün olmazsa da bir başka gün mutlaka yurtlarına dönecektir. Buna inanıyorum.”

 

                                                                       *

 

            İşte Kafkas-Rus savaşlarının sona ermesinden sonra Rusların zafer şölenleri yapmak üzere toplandığı o meşe ağacının altında toplandı Kuzey Kafkasya'dan gelen Adigeler, Çerkesler, Kabardeyler, Şapsığlar. Yurtdışından gelen Abhaz ve Adige temsilciler de vardı. Gagra'dan, Sohum'dan, Pitsunda'dan ve Gudauta'dan gelen temsilciler vardı. Bu gün Soçi'de yaşayan halkların temsilcileri de oradaydı. Adlerden de temsilciler vardı. Haliyle, bu gün Gubaadü'de yaşayan Ruslar da vardı. Ermeni ve Yunan temsilcileri de vardı. Hep birlikte sürgün ile ilgili programı başlattılar.

            Gubadü Köyü'nün temsilcisi Valentin Kuli ilk konuşmayı yaptı ve Gubaadü'nün tarihsel bir yer olduğunu anlattı. Buranın gerçek sahiplerinden hüzünle söz etti. Bu toprakların gerçek sahipleri buraları terk etmekten başka bir çare bulamadılar, dedi. Bu günkü Gubaadü hakkında da bilgi verdi. Burada yaşayan halkların kimler olduğunu, burada pek çok halktan insanlar olduğunu belirtti. Bunlar arasında sağlam bir dostluk olduğunu, birbirlerine saygı ve sevgi gösterdiklerini söyledi. Adige ve Abhazlardan da saygı ile söz etti.

            Daha sonra Gubaadü'de yaşayanların temsilcilerinden biri olan B. Tshomarya konuştu. O özellikle tarihsel faktörlerden söz etti. Rusların Kafkas halklarına karşı yaptığı savaşların koloni savaşı olduğunu, bu savaşın 1817'den 1864 yılına kadar devam ettiğini ve şuan bulunduğumuz yerde sona erdiğini söyledi. Rus Çarı bütün Kafkas halklarına yaptığı gibi Ahçıpsaalara da Kuzey Kafkasya düzlüklerine çekilmelerini dayattı.  Buna razı olmayan özgürlüğüne düşkün Ahçıpsı halkı bu kez yeniden savaşmak zorunda kaldı ama yenik düştü, geri kalan insanlar Türkiye'ye gitmekten başka çare bulamadılar.

            Yalnız, Başkan Gubadüü adını “Kbaade” biçiminde söyleyenler de var dedi. Bunun üzerine bu konuda değişik görüşler ileri sürüldü fakat konuşmacı sonunda “Kbaade”nin “Gubaadü”den geldiğini kabul ettiğini söyledi.

            Konuşmacıların pek çoğunun belirttiğine göre Kafkasya'da savaşan Rus ordusunun dört bölüğü burada buluştu. Abhazya'daki General Şatilov ordusunu alıp geldi. Kuzeydeki General Grabbe, Arıdbaların oradan General Sviyatopolk Mirski de geldi.

            Sonuç olarak yukarıda belirttiğimiz gibi yirmibeşbin kişilik Rus ordusu burada toplandı. Karargâh da buradaydı. 1914 yılında Rus ordusu 50. zafer yılını kutlamak üzere yine burada toplandı.

            Dediklerine göre, Ahçıpsılılar bu toprakları terk edip gittikten sonra Gubaadü 14 yıl boş kalmış, sonra buraya önce Yunanlılar gönderilmiş. Onlar tepeye çıkınca Lbaa Suyunun kıyısındaki bütün düzlüklerin sabah güneşinin ışınlarıyla kıpkırmızı olduğunu görmüşler. Bu toprakların hemen hepsi sonbaharda kurumuş eğrelti otları ile kaplı olduğundan güneş ışınlarıyla kızıllaştığı için buraya “Kızıl Çayır” anlamına gelen “Krasnaya Polyana” demişler.

            Şimdi Gubadü'de 700 Yunanlı, 400 Estonyalı yaşıyor. Burada Ermeniler, Gürcüler, kuşkusuz en çok da Ruslar yaşıyor.

            Gubaadü Amerika'daki Black Maunt kenti ile kardeş kent olmuş. Bu kardeşlik o meşhur meşe ağacının yanındaki anıtla da pekiştirilmiş. Onun da anlamı büyük. Ama bize göre en anlamlı şey Gubaadü'de yaşayanların oturduğu caddelerden birinin adına “Aşxa” denmesi. Sadece o değil. Ahçıpsılıları sürmüş olmalarına karşın onların yerlerine yerleşenler,  yukarıda isimlerinden söz ettiğimiz halkların temsilcileri eski yer adlarının birçoğunu kormuşlar. İşte biz burada şu yer isimlerini de duyduk: Açışxa, Ahtsu, Çıjü, Zıxra, Ahıştır, Aibga, Psaştxa, Laura (Low ailesini yansıtan bir yer adı olmalı) Bzırıpsı.

            Amerika'dan gelen Niyazi Kuşbay şöyle dedi “Biz buraya neden toplandığımızı çok iyi biliyoruz. Bunu sadece okuduğumuz kitaplardan öğrenmedik. Dedelerimizden, babalarımızdan dinleyerek öğrendik. Ben bizim başımıza gelen bu büyük trajedinin Rus halkından ya da başka halklardan kaynaklanmadığını, Rus Çarının yürüttüğü politikalardan kaynaklandığını düşünüyorum, bunu hepimiz biliyoruz” dedi.

            Konuşmasının sonunda bu tarihi meşenin altında dua etti. Bundan böyle halkların arasında buna benzer acıların yaşanmamasını diledi.

            Bu sürgün gününü anma toplantısında meşe ağacının altında konuşanlardan biri de Abhazya'da kurulan “Apsadgil” yani “Vatan” adlı grubun temsilcisi tarih bilimleri uzmanı Yura Argun idi.

            Ayrıca Türkiye'den gelen Aşamba Orhan, Sapşığ bölgesinde kurulan “Adige Xase” başkanı Ruslan Kaşev de konuştu.

            Hemen herkes Çarın yürüttüğü kolonyalist politikalara değindi. Onun bu topraklara yaptığı savaşların sonucu bu halklar yok edildi. Örnek verecek olursak Ubıhlar ve Abhaz boylarından biri olan Ahçıpsılıları söyleyebiliriz. Bu gün Türkiye'de pek çok Ahçıpsılı yaşadığını belirten Orhan Aşamba  “Buraya gelirken birçok Ahçıpsılı ile konuştum. Onlar anayurtlarına dönmek için çok istekliler.” dedi ve Türkiye'de yaşayan Adige ve Abhazların bu sürgünü hiç unutmadıklarını söyledi.

            1817 yılından 21 Mayıs 1864 yılına kadar süren savaşın sona ermesi ve sürgünü anma günü ile ilgili bu buluşmada çok şey söylendi. Bu buluşma ile ilgili yazdığım yazıyı toplantıya katılanlardan birinin sözleri ile bitirmek istiyorum.

            “Bu güne kadar tarihsel gerçekleri bize istedikleri gibi yansıtıyorlardı. Ama biz bundan sonra bütün halklar için olduğu gibi kendi halkımız için de gerçekleri bilmek istiyoruz ve yeni bir tarih yazmak istiyoruz. Bundan böyle umarız bütün halklar tarihi gerçekleri saptırmaksızın yazarlar.”

 

 

 

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
639 gün önce
845 gün önce
960 gün önce
1346 gün önce
1409 gün önce
1670 gün önce
1893 gün önce
2001 gün önce
2023 gün önce
2037 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=