Lütfen bekleyin..
DOLAR
3,7700 % -1,14
istanbul
19 Ocak 2018, 02:36

Mahinur Tuna Papapha

Bir Çocuk Bayramı ve Çok Çocuksu Hareketler

08 Nisan 2013, 14:16

14 Ağustos 1992 tarihinde Abhazya  Gürcistan tarafından saldırıya uğradığında 42 yaşında genç bir hanımdım, bu gün 63 yaşında ve bu savaşla birlikte yaşlanmış bir kadınım. Demek oluyor ki bu gözler ve kulaklar çok şeye tanık oldu, bu kalp çok acılar yaşadı. 

Diyeceksiniz ki savaş 30 Eylül 1993'de  bitti.

Evet bitti, şükürler olsun ki  Abhazların zaferiyle bitti ve üzerinden 20 yıl geçti.

20 yıldır uluslararası hukuk normlarına uygun olarak Abhazya toprakları, sadece tek devletin,  Abhazya Cumhuriyeti'nin tam ve münhasır egemenliğinde olup Rusya Federasyonu başta olmak üzere BM'ye üye altı devlet tarafından da tanınmış bulunmakta.  

Ne var ki Gürcistan, siyasi savaşı bir türlü bitirmemekte. 15 yılı aşkın bir süredir ekonomik ambargo, seyahat haklarının kısıtlanması, ticari gemilere el koyma, Somali tipi korsanlıklar yapma,  uluslararası etkinliklere katılmak isteyen Abhaz  kültür ve sanat gruplarını engelleme ve daha akla hayale gelmeyen, hiç de dostça olmayan, sürekli barış yerine düşmanlığı tırmandıran hareketlerine devam etmektedir.

Savaş yıllarında  izlediğimiz cephedeki mezalim  kadar Gürcülerin ajanslara geçtiği  haberler, yazdıkları makaleler, yorumlar ve Abhaz tarihini saptıran yayınları da düşmanlık doluydu.

Ajanslara geçilen her haberde alakası olsun olmasın  Abhazların nüfus oranını olduğundan daha düşük göstermek ve durmadan  Müslüman olduklarını belirtmekle ne demek istediklerini anlamakta güçlük çekiyordum,  bir bilene sordum.

Batılılara, “Biz Hiristiyanız ve onlardan sayıca fazlayız, yardım etmeniz gereken kesim biz Gürcüleriz” demek istiyorlar diye yanıtladı, o zaman bana inandırıcı gelmemişti.

Bu gün yönetmen Muhittin Kandur'un Çerkes Ethem filmi ile ilgili yaptığı bir söyleşiyi dinledim. İngiliz kaynaklarındaki bir belgeden söz etti. Atatürk Kurtuluş savaşı nedeniyle silah satın almak için bir İngiliz silah firmasına mektup yazmış, firma silahı hangi taraf güçlüyse o tarafa satmayı düşündüğünden, çatışan grupların hangisi güçlü, öğrensin diye Türkiye'ye bir İngiliz gazeteci göndermiş. Gazetecinin tespiti ilginç; en güçlü olan Ethem kuvvetleri diye rapor etmiş ama firma sonunda silahları Yunanlılar dahil hiç birine satmamış.

Bu gün anladım ki ufak ayrıntı zannettiğimiz şeyler meğer bu işlere yarıyormuş.  Gerçekten de savaş boyu o çok medeni ve insani geçinen Batılıların, Amerikalıların ve içinde yaşadığımız ülkenin, istediğine istediği gibi davrandığı,  nasıl çifte standartlar uyguladığı, haktan yana değil güçlüden yana olduğu, küçük çıkar hesaplarına girdiği gayet çıplak gözlerle görüldü ve halen görülmekte.

Evet “Tarihi kazananlar yazar” demişler  ama biz kazandığımız halde tarihimizi bir türlü yazamıyoruz.

O günlerde Gürcü tarafının yazdığı makaleler, yaptığı yorumlar, yayınladığı yanlış ve yanlı haberler başlı başına birer kitap konusu olur. 

Benim o günlere ilişkin unutamadığım bir olay var.“Abhazlar  Abhazya'nın otohton  yani yerleşik halkı değil. Onlar  300 yıl önce Kuzeyden geldi. Dağdaki geldi bağdakini kovdu” teraneleriyle yazılan düzmece tarih.

Bir gün posta kutumuzda Gürcistan Konsolosluğundan gelen bir zarf buldum, içinden yazarı olmayan  “Abhazeti” diye bir tarih kitabı çıktı. Baştan sona yalan ve dolanla dolu bir “Abhaz Tarihi”. Sonradan öğrendim ki pek çok Abhazın  adresine  de postalanmış. Bazılarını da Abhazların görebileceği yerlere, oraya buraya atmışlar. Türkçe yazılan bu tarih kitabı gerçekten komikti. Bu kadar çocukça bir şey olamazdı, çocukları küçümsemeyelim, çocuklar böyle bir şeyi asla yapmaz. Bu ince fakat zehir dolu kitabı zarfıyla birlikte hala saklıyorum. Yalnız bu sahte Abhaz  Tarihi  kitabına bir teşekkür borçluyum, çünkü doğrusunu çevirmeme neden oldu. Prof. Valeri Beygua'nın  “Abhazya Tarihi” adlı kitabını o zaman çevirdim. Tarihimiz konusunda bizim de büyük bir boşluğumuz vardı ki kitap kısa zamanda tükendi, elden ele dolaşıp tirajından fazla okundu.

Bundan bir şey çıkmayınca, bu kez Türkiye'ye davet edilen kültür ve sanat gruplarına engel olmaya başladılar. Folklor gruplarına, tiyatro topluluklarına yapmadıkları kalmadı. Hangi birini sayalım. Hele Samsun Derneği'nin ilk kadın başkanı Jülide Erdoğan Hanım'ın Abhazya'dan gelen grubun bayraklarıyla tören alanına çıkmamaları için ellerinden geleni ardına bırakmayan  Gürcü baskılarına karşı verdiği mücadele bir kahramanlık destanıdır. Böyle kaç olay yaşandı tanrı bilir.

Sadece Türkiye'ye gelenlere değil başka ülkelere gidenlere de engel olmaya çalıştılar ama Türkiye hariç hiçbir yerde forsları sökmedi.  Sanıyorum geçen yıldı “Nartaa” adında bir grup genç komedyen tüm Rusya Federasyonunu kahkahadan kırıp geçirdi. Sonunda grup Amerika'ya davet edildi. Bunu duyan Gürcüler yine kıyameti kopardılar ama  büyük abileri Amerika bu kez onlara yüz vermedi. Abhaz komedyenleri sempati ile karşıladı.

Bu çocuksu davranışlarıyla Gürcistan ne kazandı? Hiçbir şey, tam tersine onların bu tutumları Abhazları daha da kamçıladı. “Butik Devlet  Abhazya” başlığı ile yazdığım yazıda da belirttiğim gibi Abhazlar neredeyse her gün dünyanın bir yerinden bir ödül alıp geldi.

İşin ilginci AB üyesi hatta Nato üyesi ve hatta Amerika'nın kendisi Abhaz sanatçılarına kucak açtığı ve Gürcü provokasyonlarına gelmediği halde Türkiye'nin kraldan çok kralcı olmasıydı.          Abhazyalı sanatçılar dünyanın pek çok yerinde Abhaz kimlikleriyle ve Abhaz bayrağı ile Abhazyayı temsil ediyorlar. Geçen yıl Nana Çerkezia adlı Abhazyalı soprano Almanya'da 500 katılımcı arasından birinciliği alarak, yarışmadaki pek çok yabancı bayrağın arasına Abhaz bayrağını dikti. Şaratın Dans grubu Çin'e gidince Gürcistan yine engel olmak istedi  ama  Çin'den yüz bulamadı.  Grup birincilik alıp döndü.. Bir çok kültür, sanat ve müzik yarışmalarında, Domino Şampiyonası, Uluslararası Satranç yarışması gibi etkinliklerde, çeşitli sportif yarışmalarda Abhaz gençleri ve çocukları dünyanın pek çok ülkesine kendi ülkesinin adı ve bayrağı ile gidip katıldı. Kimse onların adını ve bayrağını dert edinmedi tam tersine saygı ve sempati duydu.  

Gelelim bu yılki 23 Nisan Çocuk Bayramına. Bu bayramda  Abhaz Çocuk ekibi neden böyle bir gadre uğradı?  Bediz Tantekin arkadaşım “Çocuklardan Korktular” diye yazmış. Doğru söylemiş. Sahiden korktular. Çünkü bu çocuklar, korkulası çocuklardı. Bu çocuklar birkaç ay önce Sen Petersburg'da 85  ülkenin dans grubunun içinden elenerek birincilik alıp ülkelerine dönmüşlerdi.

Şimdi filmi başa alalım. Diyelim ki hiçbir şey olmadı. Abhaz çocuklar geldi ve her şey  yolunda gitti. Ne olacaktı bir bakalım. Önce  insanlar alfabetik sırada en başta olmaları nedeniyle Abhaz Bayrağını ve Abhazya Cumhuriyeti'nin adını görecekti. Bu bizi ne kadar mutlu edecekse  Gürcüleri o kadar mutsuz edecekti. Ülkelerin tanıtım faslını düşünün, Abhazya'nın bütün güzellikleri göz önünde olacaktı, hayran olmamak mümkün müydü ? Hele o görkemli yürüyüş kortejinin en başında Abhaz çocukları olacak, oyun güçleri, alacakları alkışlar, tezahüratlar düşünün bir kez, hatta yarışma varsa birincilik almaları da işten bile olmayacaktı. İşte korkulan manzara buydu.

Üstünden 20 yıl geçmesine karşın hala barışmak istemeyen, yüreği düşmanlık duygularından  arınamamış birileri vardı. En yakın komşularının başarısı onları mutsuz ediyordu. Tabii her Gürcünün  böyle düşündüğünü sanmıyorum ama çoğunluğunun bu biçimde şartlandığından eminim. Çünkü Gürcüler Stalin'den bu yana ne yazık ki megala idea ve faşizan duygularla eğitildiler. Batı da onları doğunun şımarık Hristiyanları haline  getirdi. Normal ve barışçı bir halk olmaları uzun zaman alacağa benziyor.

TRT'nin başındaki de, dediklerine göre Gürcü kökenli imiş. Haliyle bu başarı onun için de bir kabus olacaktı. Gerçi günahına girmeyelim. Genç Gürcü  Türkologlar mektup yazıncaya kadar bir sorun yoktu. Bakar mısınız üç tane doğru dürüst Türkçe bilmeyen  Gürcü Türkolog mektup yazıyor ve yer yerinden oynuyor ne güçlü bir Türkiye imajı değil mi?

Abhaz çocuklarının, dolayısıyla Abhazya Cumhuriyetinin varlığı her iki tarafın Gürcülerinin gözünü öylesine karartmış ki uluslararası normlara uygun egemen bir devletin  adına ve sembollerine tahammül edemeyip her türlü insani, vicdani ve  medeni kuralları ve hatta yasaları ayaklar altına alıp bu kutsal sembollerin üstüne bir çizik atarak, gönüllerinin istediğini yazma cüretini gösteriyorlar.

Bu tip davranışlara çocuksu demek mümkün değil, çünkü çocuksu davranışlar basit gibi görünse de  altında bir saflık ve  masumiyet var. Bu hareketlerin tek bir izah tarzı var; o da bitmek tükenmek bilmeyen

Bu olayın Türkiye'de olması, Gürcü kökenli  bir Başbakan'ın ve Gürcü kökenli  bir TRT Yöneticisinin  sorumluluğu altında olması da ayrı bir talihsizlik. İnsanlar doğal olarak ilk önce bu kişilere karşı tepki duyuyorlar.  Bu tür davranışlara meydan vermek, bunca yıldır kardeşçe yaşayan halkların arasına nifak tohumu serpmek, barışı bozmak, eşit davranmamak, düşmanlığı kışkırtmak gibi olumsuzlukları da beraberinde getiriyor.     

Üstelik krizin sıcaklığı geçmeden  Saakaşvili gibi Abhaz ve Oset katili, gözden düşmüş bir Gürcü lider İnegöl gibi Abhaz ve Gürcü halklarının kardeşçe yaşadığı bir yere davet ediliyor ve  mağdur tarafın gözü önünde el üstünde tutuluyor. Amaç barışın ve huzurun bozulması ise iktidarın  bunu nispeten başardığını söyleyebiliriz.

Günlerdir Abhaz ve Adigelerin infiali durmuyor. Twitter'da ”Bağımsız Abhazya, Bağımlı TRT” diye binlerce  mesaj  atılıyor, ağza alınmayacak küfürler, hakaretler ediliyor, abuk sabuk  teoriler üretiliyor, halk düşmanca duygularla kışkırtılıyor, sonu gelmez kin ve nifak tohumları ekiliyor. Sorarım bu düşmanlığın kime yararı olur. Doğrusu kadın erkek bir çok  Adige ve Abhazı ben bile tanıyamadım. Artık duygularına o denli hakim olamaz durumdaydılar ki ağızlarından çıkanı kulakları duymuyordu. Haksızlık o denli büyüktü ki kimseyi ayıplayamadım.

Ne bayrağının üzerine kocaman bir haç işareti koyan Gürcüler, ne de İslam dünyasının liderliğine oynayan iktidar zavallı masum çocukların hayallerini yok ederek ne iyi bir Hristiyan ne de iyi bir Müslüman olabilir. Bütün çocuklar kutsaldır ve devletler üstüdür. Bir çocuğun minicik kalbini kırmaktansa bir imparatorluğu devirmek yeğdir.

Bırakın her çocuk, her halk kendini, kendi ülkesinin değerleriyle ifade etsin. Zaten  bayram o zaman anlamlı ve renkli olur. Barış içinde yaşayacaksak birbirimize tahammül etmeyi,birbirimizi sevmesek de saygı göstermeyi öğrenmeliyiz. Şahsen kendim,  Gürcülerin bütün bu olumsuzluklarına  karşın onları asla  düşman olarak görmüyorum. İyi bir şey yaptıklarında mutlu oluyor beğeniyorum ve de alkışlıyorum. En ufak bir kin ve haset duymadan kültür ve sanatlarına değer veriyorum.

Gürcüler de lütfen,  Abhazların insan olduğuna, bir ülkeleri ve bir devletleri olduğuna kendilerini inandırsınlar. Sürekli düş görmekten vazgeçip gerçekleri görsünler. Onları sevmeseler de düşman olmaktan vazgeçip iyi bir komşu olsunlar. Bu onların kendi menfaatlerinedir. Bize kötülük ederken aslında farkında olmadan ne kadar iyilik ettiklerini de anlasınlar. Bakın Adige ve Abhazları tatlı tatlı bölmeye çalışırken, yaptıkları bir kötülük onları yeniden tek yumruk haline getirdi. Et tırnaktan ayrılmaz.

Köşeye sıkıştırılan her kedi sonunda bir kaplan kesilir. Yapılan bu çocuksu davranışlar daha güçlü, daha başarılı ve daha inançlı olmamızı kamçılar. Bu çocuklar burada bir şenliğe katılamazsa başka bir yere katılırlar. Bu gün dünya, Abhazları güzel özellikleri ve mağduriyetleri ile tanıyor. Gürcüleri de zalimlikleriyle. Bu zalimlere arka çıkan seçilmişler ve tayin edilmişler de sonsuza dek o makamlarda kalamayacağına göre yaptıkları ayıplarıyla kalırlar.

Bize gelince; bir kez daha gördük ki savaş bitmemiştir. Her zaman olduğu gibi her türlü savaşta kardeşlerimiz yanımızdadır. Kardeşliğimizin değerini bilmeli ve onu korumalıyız.

Ayrıca, çok önemsediğim bir konuyu, dilimde tüy bitmesine karşın bir kez daha söyleyeyim. Ayhabılar kaldırdı diye Komite ortadan kalkmamıştır ve kalkmamalıdır. Gördüğünüz üzere siyasi savaş küfürle, hakaretle, duygusal yakınmalarla kazanılamaz, uzmanlık ister.  Komite'nin bir an önce Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun gençlerimizden oluşacak bir strateji uzmanlığı bölümü oluşturması, bunların Abhazya konusunda eğitilmesi, 20 yıllık diaspora savaş arşivinin de  uzmanların araştırmalarına açılması gerekmektedir. 

Böylesi olaylarda yorum yapacak, yazı yazacak kişilerin objektif, bilimsel, yasal ve uluslararası geçerliliği olan yaklaşımlarda bulunması son derece önemlidir. Bu konuda halkımızın tüm kesimlerinin fikir birliği  ve dayanışma içinde olmaları gerekir.

Ne demişler, “Bir musibet bin nasihate bedelldir.” Bu musibetten gerekli dersleri çıkarmalıyız. 

 

Papapha Mahinur Tuna

 

 

             

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
süleyman
1719 gün önce
trt'yi yönetenler birgün anlar ki demokrasi herkese lazım
aydinkirac
1738 gün önce
bu çocuklar bizim canlarımız bizim çocuklarımız onları bağrımıza basmalıyz bu vesile ile konuya hassasiyetle yaklaşan çocuklarımıza sahip çıkan herkese teşekkür ediyorum sevgi ve saygılarımı sunuyorum. PaPa Aydın Kıraç...
Yazarın Diğer Yazıları
395 gün önce
601 gün önce
716 gün önce
1102 gün önce
1165 gün önce
1426 gün önce
1650 gün önce
1757 gün önce
1780 gün önce
1793 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=