Lütfen bekleyin..
DOLAR
3,6475 % 0,04
istanbul
16°
17 Ekim 2017, 10:46

Mahinur Tuna Papapha

Apkazlı (Abaza) Torul Beyliği

17 Şubat 2017, 15:18

Apkazlı (Abaza) Torul Beyliği

(Fatih Sultan Mehmet,Trabzon Rum İmparatorluğu ve Uzun Hasan)

Papapha Mahinur Tuna

 

 

Osmanlı-Abhaz ilişkileri hakkında araştırmalar yaparken karşıma çıkan “Torul Beyliği” konusuna değinmek istiyorum.

İnternet’te Gümüşhane tarihi hakkında yazılanlara baktığımızda, Gümüşhane ilinin kuzeyindeki Harşit Çayı’nın orta ve yukarılarındaki Torul kesiminde, Akkoyunlulara bağlı Ortodoks-Apkazlı (Abaza) “Torul Beyliği” diye bir beylik kurulduğunu ve bu beyliğin Fatih Sultan Mehmet’in Amasya’dan gönderdiği bir ordu ile fethedildiğini okuyoruz. Özellikle Gümüşhane’ye bağlı Torul ilçesi ile ilgili hemen her sitede bu bilgiye rastlamak mümkün. Ancak bu tür bilgilerin hiç birinde kaynak yok. Bu konuda en sağlıklı kaynak Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu’nun Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi” ile ilgili kitabı, kitapta; “Kürtün ile Torul ve Çanıça (Gümüşhane) Bölgesinin Ortodoks Kabasitanlardan alınması (1479)” başlığı altında,Torul Beyliği hakkında epeyce bilgi var.

F.Kırzıoğlu’na göre: “Komninoslu kronikçilerin “Meso-Khaldiya (Orta-Khaldiya)/Khaldea” dedikleri Harşıt suyu boyundaki Çanıça/Canıca (Gümüşhane) Torul ve Kürtün bölgelerinin derebeyleri, “Kabasitanlar” ve Klaviyo’ya göre de “Kabasika” ailesinden olup Trabzon İmparatorlarına tabi idiler. 1456 Şeyh-Cüneyd baskını sırasında bunların Tırabuzon’un müttefiki ve vasalı olarak kendi askerleriyle savaşa katıldıklarını ve Meso-Khaldiya Dükü (Despotu) Kabasitanlı Pansebastos Aleksander’in, kara ordusu başbuğluğunu yaparken öldürüldüğünü görmüştük. Osmanlı kaynaklarının “Torul Beyligi” bölgesini “Gürcistan”dan ve beylerini de “Gürcü” göstermesine bakılırsa, bu “Kabasitanların, 11. Yüzyıldaki Selçuklu fetihleri sırasında bütün Faş/Riyon ve Kür boyu Gürcistan’ına alem (simge-bayrak) olan “Abkhaz/Apkaz” ile ilgili bulundukları ve adlarının “K’abasitliler” (Apkasyalılar) anlamına geleceği düşünülebilir.

Fallmerayer, “Skolarlılar ve Meso-Khaldialılar Partisi ile Menşeleri” bahsinde özetle şöyle diyor: “Bağdat’da Büveyhliler, Kahire’de Bahriyun Memlûkleri ne idiyse, vaktiyle Skolarlılar da Bizans’ta öyle idiler ve hükümdarların saray askerleri olup muhafızı idiler.” İstanbul’da Komninoslar düşünce, bunlar da 1204 te gemilerle “Kolhis”e (Çoruk-Faş suları arası) kaçtılar. “Bunlar arasında Eski Bizans Sarayı’nın bütün aristokratları da vardı” : 1204 te “I. Aleksis Komninos’u bunlar destekleyerek, Trabzon’da kral yaptılar.” İşte bu “Skolarlılar, Tırabuzon’daki yeni imparatorluğun da Saray Erkânını teşkil ettiler ve Saray Partisi sayıldılar.” Bunların karşısında, “Halk veya Yerli Partisi’ni de meşhur ve zengin hanedanlar teşkil ediyorlardı; Tırabuzon kıyılarında zengin malikâneleri vardı. 1204 te yeni devletin kuruluşuna çok yardım etmişlerdi. Saraya nüfuzla, dahili işlere karışmak istiyorlardı. Bu yüzden birçok derebeyi sülaleleri türemişti ve Komnikosluları baş tanıyorlardı. Fakat bu sülaleler, devletin son zamanlarına doğru Başşehir Tırabuzon ile ona üç günlük mesafede bulunan Giresun kalesiyle bu ikisine ait bütün köylerden başka, İmparatorluğa bir şey bırakmamışlardı.”

“Trabuzon’un eski nüfuzlu, yerli zadegân aileleri, (1204 te Bizans’tan) yeni gelen muhacirlere karşı düşman gözüyle bakıyor, onları kıskanıyorlardı. Yerli partisi, asıl merkezlerine göre Meso-Khaldiyalılar veya prensiplerine göre, Tırabuzon-Kolkhis Partisi adıyla da anılabilir”. Komninoslardan “II. Aleksis (1297-1330) çağında ilk defa parti ayrılıkları zuhur etmeye başladı. Bunun ölümünden sonra da iç savaşlara sebep oldular ve 14. Yüzyılda memleketi harabeye çevirdiler. Komninosların sülale hakimiyeti de sarsılmıştı” her iki parti de Trabuzon tahtını ele geçirmek istiyordu.

Yine Fallmerayer, Klaviyo’nun mufassal kitabından alarak, Komninosların vasallarından “Yerli-Tırabuzon sülalelerinden Kabasitan hanedanı” üzerine şunları naklediyor: 1404’de bunların başında “Kyr-Leo” bulunuyordu. “O sırada hükumet idaresinde bulunan Kyr–Leo’nun aile adı, Klaviyo’nun seyehatnamesinde, bilgisizlik yüzünden son zamanlarda değişmiş olarak Quiri-Leo-Arbosit ve diğer bir yerde Cabasica (Kabasika) diye geçer. Yerliler ve Rumlar ona Kabasica veya Kabaisites ve onun partisine de Kabasitonoi (Kabasitanlar) diyorlardı.” Bayburt ve Erzincan gibi Türk Bölgeleriyle, Komninoslu III. Manuel’in (1390-1417) memleketleri arasında Kyr-Leo, “Bir çok şato ve kalelere malik olup, dağ geçitlerine ve kendisine şahsen vergi veren şehirlere sahipti. Zigana, Kadaka, Dorila (Torul) şatoları ve diğer birçok mahalleler, Arsinga (Erzincan)ın hudut köyü Alangoza bu güçlü hanedana aitti. O zamanlar Tırabuzon’dan yüksek Anadolu’ya ve doğuya giden meşhur yolun üçte ikisi de bunların elinde bulunuyordu. Klaviyo’nun bizzat gezdiği ve gördüğü bu şatolardan başka Kabasitanlar, adı geçen kervan yolunun sağında (batısında) çok eski bir kale olan Meso-Khaldion’a da bütün çiftlik ve malikâneleriyle birlikte sahiptiler. Bu sebepten dolayı onlar saray kroniklerinde “Khaldia Büyük Dükleri” diye anılırlar.”

Tırabuzon’dan sekiz günde kervan ile Erzincan’a gelebilen Klaviyo, Tırabuzon’dan ayrılışının ikinci akşamı “yüksek dağlar” bölgesindeki “Zegan Kalesi”ne varmıştı. “Burada Kiril-Kabasika namında bir Rum asilzadesinin adamları bulunuyordu.” Ertesi gün eteğinden bir dere akan “Kavaka” kaleciğinin yolları o kadar sarptı ki ancak “bir adam ve bir at geçebiliyordu”, etrafı da çıplak ormansızdı.” Kabasika namındaki zata ait olan bu yer, eşkıya ile doluydu. Çünkü Kabasika’nın kendisi de bu çeşit bir adamdı.” Bundan sonra Kastilya (İspanyol) Elçisi, “yeni yapılmış” bulunan “Dorila (Torul)” adlı müstahkem kaleye vardı. “Bütün bu havalide hüküm süren Kabasika’nın bu kalede ikamet ettiğini haber” aldı. Kavaka’da olduğu gibi, burada da Elçi heyetinden bac (haraç) aldılar. Ertesi 1 Mayıs 1404 günü, “Yanında otuz atlı” bulunduğu halde Kabasika, elçilerin yanına geldi. “Hepsi de ok ve yayla müsellahtı”

Bundan sonra Klaviyo, Kabasitanlar’ın nasıl geçim sağladığını ve komşu Çepni Türkmanları ile sık sık savaştıklarını şöyle anlatıyor: “Bu dağların ve kalelerin hâkimi olan Kabasika, bize nasıl yaşadığını anlatmaya başladı. Kendisi bu çıplak yerlerde ömür sürermiş. Bu havali şimdilik (Temür’ün korkusundan) sükûn içerisinde yaşamakta ise de, daima (Bayburt-Ovası batısında Sinür köyünde ocakları bulunan Bayındurlu/Akkoyunlu ve Kelkit başları ile Kürtün bölgesi kuzeyinde ve Alucra’daki Çepnilü) Türkler’in taarruzuna uğrarmış.” Bütün geçimi, gelip geçen kervanlardan ve yolculardan para veya mal/eşya almakla sağlanırmış. Ticaretle uğraşmadığımızı ve Temür’e elçi gittiğimizi söylediğimiz halde, bizden de bac almadan bırakmadı. Ertesi gün öğleden sonra, yine Kabasika’ya ait bir Kale’ye vardık. Buradakiler de gelip bizden para aldılar (Zegana’dan beri dört yerde para ödedik). Yolumuza devam ettik. Öğleden sonra bir vadiye vardık. Orada, Çabanlı (Çepnilü) kabilesine mensup Türkler’e ait bir kale (Gümüşhane ile Kelkit ilçe merkezi arasında ve tam orta yerdeki “Ulu-Kal’a” bulunduğunu anladık. Kabasika ile bu Türkler arasında harp vaziyeti devam ettiğinden, Kabasika’nın adamları bize bir müddet duraklamayı ihtar ederek, etrafı keşfe çıktılar. Nihayet döndüler. Biz de hiçbir taarruza uğramadan, bu havaliyi geçerek ikindi üzeri, Erzincan hududu dahilindeki Alanza köyüne vardık. Kabasika’nın adamları, kiralık yük hayvanlarını alarak eşyamızı indirip döndüler.” 1

Kabasikaların Uzun Hasan’la ilişkilerine gelince, F. Kırzıoğlu bu konuda da şunları yazıyor:

“Amıd (Diyarbakır) şehrini başkent edinen Akkoyunluların baba ocağı, Bayburd’un Snor köyü sayılırmış. Karakoyunluların yıktığı Erzincan’ı 1457’de yeniden ele geçirip onartan Uzun Hasan, 1458 baharına Fırat’ın kuzeyinde Tarmuk yaylasında topladığı ordusuyla Atabeklerin Çoruk boyundaki topraklarına girerek başta Tortum’daki “Nıkhak Kalesi” olmak üzere altı kaleyi Gürcü kâfirlerinin elinden zapt etmiş.

“Böylece, daha 1458’deki “İlk Gürcistan Seferi’nde İspir’den aşağı Çoruk boyu ile Yukarı-Kür bölgelerini Atabek-Yurdunu kendisine tabi kılarak himayesi altına alan Uzun Hasan’ın Karadeniz’de kıyısı bulunmayan, orta ve yukarı Harşıt boyundaki küçük Meso-Khaldiye (Torul) ile Kürtün Beğliği’ni de 1461 Yassıçimen Anlaşması diyebileceğimiz ilk Osmanlı-Akkoyunlu uyuşmasıyla orada tampon bıraktırıp Akkoyunlu himayesine aldığı anlaşılıyor. Karakoyunlu İmparatorluğunu yıkarak Tebriz’i 1469 da başkent edinen Uzun Hasan, Horasan’dan Fırat’a varan koca bir Akkoyunlu Hakanlığı kurmuş, Papa II. Paul’ün 1471 başında Napoli ve Aragonya krallıkları ile donanması güçlü Venedik ve öteki İtalyan hükümetlerinin katılmasıyla kurduğu, Osmanlılar aleyhindeki ittifaka katılmıştı. 1473 yazında Venedik donanması Akdeniz ile Adalar denizindeki Osmanlı kıyılarını vururken, Fatih ile Uzun Hasan’ın 11 Ağustos Çarşamba günü Otlukbeli’nde yaptığı büyük ve korkunç meydan savaşını, topları sayesinde Osmanlılar kazanmıştı.

1473 Otlukbeli bozgunundan sonra bir daha Osmanlılar aleyhine davranma cesaretini bulamayan Uzun Hasan 54 yaşında iken 1478’de Tebriz’de ölünce, tahta geçen büyük oğlu Halil Sultan, rakip saydığı kardeşlerini öldürmeye girişti ama küçük kardeşi Şehzade Yakup Halil sultanı yenerek öldürdü ve 15 yaşında iken Akkoyunlu tahtına geçti. Bu sırada Atabekler Tebriz’e itaatten ayrıldıkları gibi Tırabuzon’un güneybatı yanındaki tampon Meso Khaldiya (Torul) ve Kürtün Beğliği başındaki Kabasitanlar da iç karışıklıkları yatışmayan Akkoyunluların himayesinden uzak kalmıştı. Uzun Hasan’ın ölümünden sonraki hadiseler ile doğan fırsatlar, Osmanlıların Harşıt boyundaki Kabasitanlı Beğliği’ni de ortadan kaldırmalarına ve Madzahalet (Maçakal) de ocaklık yoluyla Tırabuzon’a bağlanmalarına yol açmış oldu.

Osmanlı arşivinden faydalanmış olan Bitlisli İdris, Torul Beyliği’ni ortadan kaldıran Osmanlı başbuğunun adını doğru yazarak şöyle diyor: “Amasya Valisi Veliahd Şehzade Bayezid padişahın buyruğu üzerine 1479 yılında maiyeti erkanından kendi veziri Rakkas Sinan Beğ’i bir çeri kolu ile Erzincan ile Bayburt yanındaki Torul Hakimi üzerine gönderdi. Ülkesini fethettirdi. Torul Beğ’i de kaçıp Uzun Hasan’ın oğlu Yakup Han’a sığındı.

Bu gün Osmanlı arşivinde kalabilen en eski Tırabuzon tahrir defteri 1516 yılından kalma olup 411 yapraklıdır. “Tırabuzon Sancağı Mufassal Dirlik Defteri” adını taşıyan bu arşivde Tırabuzon Komninosları ile sözde ona bağlı diğer bölgelerle birlikte 1479’da alınan Torul Beyliği toprakları da var. Buna göre “Vilâyet-i Torul”un 71 köyü var, 32 si Türkçe adlardan oluşuyor. Bu defterde Korsan Abaza kâfirlerinden de söz ediliyor. 2

Torul Beyliği sadece yol kesip haraç toplayan bir beylik miydi? Trabzon Rum İmparatorluğu açısından önemi neydi biraz ona da bakalım.

Trabzon Rum Devleti’nin Hristiyan dünyası ile ilişkilerini anlatan İbrahim Tellioğlu: “ IV. Haçlı seferi sırasında Latinler, yaklaşık sekiz aylık bir kuşatmadan sonra 12 Nisan 1204’te İstanbul’a girip Bizans İmparatorluğu’nu ele geçirmişlerdi. Bu arada, 1185’te tahttan ayrılan Komnenos hanedanına mensup Aleksios ve David kardeşler, Latinlerin ortadan kaldırabileceği endişesiyle gizlice Gürcistan’a gönderilmişti. Komnenos kardeşler Gürcistan’a geldiğinde, halaları olan Kraliçe Tamara (1184-1213) iktidarda idi ve Gürcü Krallığı tarihinin en ihtişamlı dönemini yaşamaktaydı. Kafkasya’nın önemli gücü hâline gelen Gürcüler, 1202’de Micingerd önlerinde Selçukluların ileri harekâtını durdurduktan sonra Çoruh boylarına yayılmak suretiyle batıya doğru genişlemeye başlamışlardı. Erzurum’un kuzeybatısını hâkimiyeti altına almak isteyen Gürcü Kraliçesi, bölgede kendisine müttefik olabilecek bir unsur meydana getirme yoluna gitti. Onun için Komnenos kardeşlere verdiği askerî destekle onların Nisan 1204’te Trabzon’u ele geçirip buradan Karadeniz Ereğlisine kadar olan bölgeye hâkim olmalarını sağladı. Böylece tarihte Trabzon Rum Devleti olarak bilinen siyasi teşekkül ortaya çıkmış oldu.

 

Fatih Sultan Mehmed’in (1451-1481) Trabzon'u fethe hazırlandığı bir dönemde, Papa II. Pius, Komnenoslara yardımcı olmak maksadıyla Osmanlılara karşı doğu Hıristiyanlarının da katılımıyla bir Haçlı seferi hazırlamayı tasarlamıştır. Bu maksatla 1458'de elçi olarak gönderdiği Lodoviko'nun gayretleriyle Trabzon Rumları ve Gürcüler, Papalık ile ittifak imzalamıştır. Bunlara Osmanlı Devleti’nin doğudaki en büyük rakibi Akkoyunlular’ın da katılımıyla Haçlı ittifakı projesi daha geniş bir siyasi zemine taşınmıştır. Ancak Papalığın planı uygulanamadan Fatih Sultan Mehmed Trabzon’u fethedecek ve bu ittifak hayata geçirilemeden dağılacaktır.

 

Trabzon Rumlarının münasebette bulunduğu diğer bir Hristiyan devlet, Gürcü Krallığıdır. Aleksios ve David Komnenos’un dedesi bir Gürcü prensesi ile evlidir ve bu iki kardeşin bir tarafı Gürcü hanedanına dayanmaktadır. O sebeple girişte bahsedildiği üzere Trabzon’da Komnenos hâkimiyetinin tesisinde Gürcülerin büyük desteği olmuştu. Kuruluş döneminden 13. Yüzyılın son çeyreğine kadar Trabzon Rumlarıyla Gürcü Krallığı arasındaki münasebetler dostane bir şekilde devam etmiştir. Bu dönem zarfında 1214’te Sinop’ta Türkiye Selçuklularına mağlup olan Komnenosların tek müttefiki hâline gelen Gürcülerle ilişkiler daha da sıkılaştırılmış, I. Manuel’in Gürcü prensesi Rusudan ile evliliği gibi iki taraf arasında akrabalık bağı da kurulmuştur. Ancak bu münasebetin ayrıntısı hakkında kaynaklarda yeterince bilgi yoktur. Bununla birlikte Skolarlıların Trabzon tahtındaki etkileri düşünülürse, iki taraf arasında yeni akrabalık bağları kurulsa da ilişkilerin geçmişteki gibi gelişmediği açıktır. Nitekim bu yüzyılın yani 13. yüzyılın sonlarında meydana gelen Gürcü akınları da bunu göstermektedir. Moğol istilası döneminde Anadolu ve Gürcistan’daki siyasi vaziyet büyük ölçüde değişirken, Gürcü-Komnenos ilişkilerinde de önemli değişiklikler olmuştur. Kraliçe Rusudan’ın (1223-1245) ölümünden sonra Gürcistan’da ikili yönetim başlamış, Narin unvanlı David (1245-1292) ülkenin batı kesimini yönetirken Giorgi Lasha’nın gayrı meşru çocuğu Ulu lakaplı David de (1247-1270) doğuyu idare etmiştir. Bunlardan batıyı yöneten Kral David, 1282’de Trabzon’a bir ordu göndererek surlara kadar olan bölgeyi harabeye çevirmiştir. Bu, o döneme kadar iki taraf arasında meydana gelen ilk çatışmadır. Kaynaklarda bu olayla ilgili bilgiler sadece gerçekleştiği yer ve tarihle sınırlıdır. Hadisenin hangi sebeple gerçekleştiği, Trabzonluların herhangi bir mukabelede bulunup bulunmadıkları hususu karanlıkta kalmaktadır.

1282’deki akından üç yıl sonra Kral Ioannes’in kız kardeşi olan Theodora, Gürcü komutanı eşiyle birlikte ağabeyinin ölümüyle meydana gelen boşluktan istifade ederek asker toplamış ve Trabzon’da bir müddet yönetimi ele geçirmiştir. Ancak kısa süre sonra saray erkânının da desteğiyle Aleksios tarafından alaşağı edilecektir. Bu arada Gürcülerle ilişkilerin yeniden eski düzeye çıkmasını sağlayan ve İstanbul’la bağlarını koparan Aleksios, Mezokaldiyalılardan (Torul Beyliği) aldığı destekle çevresindeki Türk siyasi teşekkülleriyle mücadeleye girişecek, böylece bölgedeki etkinliğinin artmasını sağlayacaktır. Tabii ki bu gelişme Trabzon’da Bizans nüfuzunun gerilediği hatta büyük oranda kırıldığı şeklinde algılanabilir. 14. yüzyılın başında, Aleksios’la gelişenTrabzon-Gürcü münasebetlerinin daha sonra ne şekilde geliştiği hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Doğu Karadeniz bölgesindeki Rum hâkimiyetinin sonlanmasına kadar geçen yaklaşık yüz elli yıllık sürede Komnenos-Gürcü münasebetleri karanlıkta kalmaktadır. Aslında bu dönem hem Gürcistan’ın hem de Trabzon Rumlarının çevrelerindeki Türk beylik ve devletleri ile iş birliği yapmak suretiyle ancak varlıklarını devam ettirebildikleri bir devredir. Gürcüler bir yandan ülkeyi denetim altına almaya çalışan Timur ve Akkoyunlular ile mücadele ederek varlıklarını korumaya gayret ederken diğer taraftan da taht mücadeleleri sebebiyle bozulan siyasi birliği yeniden tesis etmeye çalışıyordu. Bu şartlar dâhilinde Trabzon Rumlarıyla Gürcüler arasında bir işbirliği ya da çatışmanın gerçekleşmemiş olması tabii karşılanmalıdır. Esasen 15. yüzyılın ikinci yarısındaki gelişmeler, bu iki Hristiyan devlet arasındaki ilişkilerin yeniden bir dostluk ve iş birliği yoluna girdiğini göstermektedir ki tam bu sırada Trabzon’daki Komnenos siyasi varlığı Fatih Sultan Mehmed tarafından ortadan kaldırılacaktır. Papa II. Pius’un Osmanlılara karşı ittifak girişiminin Komnenoslarla bir araya getirdiğinden yukarıda bahsedilmişti. Bu sırada Trabzon tahtında bulunan Kral David’in (1458-1461) Nisan 1459'da Burgondia dukasına yazdığı mektuptan anlaşıldığı kadarıyla, o sırada siyasi birliğini kaybetmiş Gürcistan’ın bütün yerel hükümetleri Trabzon Rumlarıyla ittifak hâlindedir. Böylelikle Osmanlılara karşı oluşan Haçlı birlikteliği sadece Komnenoslarla Gürcüleri bir araya getirmemiş, Gürcistan’da birbiriyle mücadele içinde bulunan farklı siyasi teşekkülleri de aynı safta buluşturmuştu. Ancak bu tasarı 1461’de Trabzon’un alınmasıyla hayata geçirilememiştir.” 3

Bu ittifaka Gürcü Kralı 40 bin asker, Abhaz Kralı Rabya 30 bin asker, Trabzon Rum İmparatoru 20 bin asker Samhetili Kuarkuar 20 bin asker, Ermeni Berda Beg 20 bin asker katacaktı.4

İbrahim Tellioğlu da aynı kaynaklardan yararlanmış olmakla birlikte Kabazites ailesi hakkında farklı yorumlar getirerek, konuya biraz daha açıklık kazandırmaktadır:

Komnenosların Hristiyan dünyasındaki müttefikleri içerisinde Torul bölgesini elinde bulunduran Kabazites ailesi de yer almaktadır. Kaynaklarda ailenin Uluşiran, Kelkit, Bayburt, İspir ile Çoruh ve Harşit boylarını da içine alan Chaldia bölgesinin dükü olduğu yazılıysa da bu doğru kabul edilemez. Zira Trabzon’un hemen güneyinde yer alan bu bölgede Malazgirt Savaşından sonra başlayan Türk hâkimiyeti, 14. yüzyılın başlarında Moğolların önünden çekilip yöreye göç eden altmış bin civarındaki Türkmenle daha da pekişerek aynı asrın sonlarında Torul dışındaki yerlere yayılmıştı. Kabazites ailesinin buradaki varlığı ise Komnenosların yardımıyla devam etmekteydi ve iki taraf, çevrelerindeki Türk baskısına karşı birlikte direnmekteydi. Böylece Torullular gerek duydukları askerî desteği Trabzon’dan elde ederken, Komnenoslar müttefikleri sayesinde Maçka’nın güneyinden gelebilecek tehdidi önleyebilmekte ve Zigana Geçidi’ni Torul’da tıkamaktaydılar. Komnenoslarla Kabazites ailesi arasındaki irtibat, Türkler, Torul üzerinden Trabzon’a yönelik bir harekete giriştikleri zamanlarda ortaya çıkar. Bu sebeple Kabazites ailesiyle münasebetler hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Bu hususta en geniş malumat, Kral III. Aleksios’la Torul hâkimi Ioannes Kabazites’in 1355’te Şiran’daki Türkmenlere yaptıkları seferde yaşananlar hakkındadır. Panaretos’un kaydına göre Kasım 1355 Cuma günü Şiran’a giren Trabzon ve Torullulardan müteşekkil ordu ilk başta galip gelse de altı saat sonra yenilerek geri çekilmeye başlamıştır. Ioannes Kabazites Şiranlılarla çatışırken Kral ve Panaretos, üç günlük bir takipten sonra peşlerindeki Türkmenlerden kurtularak Trabzon’a varabilmiştir. Çatışma sırasında dört yüz adamını kaybeden Ioannes Kabazites de daha sonra Trabzon’a gelecektir. Türk kaynaklarında bahsi geçen hadise hakkında herhangi bir malumat bulunmaması sebebiyle bu olayla ilgili olarak yukarıdaki bilgilerin dışında bir şey söylenilmesi mümkün değildir. 1355’teki hadiseden yaklaşık yarım asır sonra, 14. yüzyılın başlarına ait bir kaynaktan, Torul hâkimlerinin Trabzon’la ittifakının sürdüğü anlaşılmaktadır.

İspanya Kralı tarafından Timur’a elçi olarak gönderilen Clavijo Nisan 1404’te Trabzon’dan güneye doğru ilerlerken Torul-Gümüşhane hattının, Komnenosların müttefiki olan Ioannes Kabazites tarafından yönetildiğini yazmaktadır. R. G. de Clavijo’nun kaydından sonra Torul hâkimleriyle Trabzon arasındaki ilişkilerin seyri hususu kaynaklardaki malumat yetersizliği sebebiyle karanlıkta kalmaktadır.

Bu zaman zarfında Komnenosların güneylerindeki Akkoyunlular ve Mutahharten’in Erzincan beyliğiyle ilişkileri hakkında hem Türk hem de Rum kaynaklarında çeşitli bilgiler bulunsa da Kabazitesler ya da Torul ile ilgili herhangi bir kayda rastlanılmaz. Bu aileyle ilgili en son bilinen, 1481’de, Rakkas Sinan Bey komutasındaki Osmanlı ordusu bölgeyi kuşattığında yöreyi terk ederek Azerbaycan’a kaçtıklarıdır.

Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Bizans İmparatorluğu, Trabzon Komnenoslarının Hristiyan dünyasında en fazla yakınlaştığı siyasi teşekküldür. Latinlerin İstanbul’u ele geçirmesinden sonra yarım asırdan fazla bir süre kesintiye uğrayan ilişkiler, Bizans tahtını Haçlılardan geri alan Mikhail Paleologos’la birlikte yeniden canlanmış ve kurulan akrabalık münasebetleri vasıtasıyla da dostane bir şekilde gelişmiştir. Her iki taraf da siyasi varlığını devam ettirebilmek için bir diğerini müttefik olarak kabul etmektedir. Bazen İstanbul’un Trabzon sarayında hâkimiyet kurduğu iddia edilerek akrabalık ilişkilerinin kesildiği zamanlar olsa da Bizans asilzadelerinden oluşan Komnenosların yakın çevresindeki Skolarlı grubu, münasebetlerin düzeltilip geliştirilmesinde büyük rol oynamıştır.

Genel itibarıyla ticari faaliyetler çerçevesinde gelişen Trabzon-Papalık ilişkileri ilk çeyrek asırda olumlu bir seyir takip ederken Cenevizlilerin itibaren bölge ticaretini tekeline alma çabası iki taraf arasında huzursuzluğa sebep olmuştur. 14. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve aralıklarla neredeyse bir yüzyıl devam eden çatışmalar sonucunda Cenevizliler, Komnenoslara üstünlük kurarak istedikleri imtiyazları elde etmiş ve bölgenin en önemli gücü hâline gelmiştir. Diğer yandan Osmanlı Devleti’nin Trabzon’u ele geçirmesini önlemek amacıyla Papa II. Pius’un düşündüğü Haçlı ittifakı projesi hayata geçirilememiştir. Komnenosların doğudaki komşusu Gürcü Krallığıyla ilişkileri, çevresindeki Türk unsurlar ve İstanbul’la münasebetleri nispetinde gelişmiştir. Türkiye Selçuklularının baskısı karşısında Gürcistan Krallığıyla yakınlaşan Komnenoslar, zaman zaman akrabalık bağı da kurdukları Gürcülerle, Bizans muhalifi Mezokaldiyalılar grubunun güçlü olduğu zamanlarda ilişkilerini geliştirebilmiştir. Gürcü-Komnenos münasebetleri iki yüz elli yıllık sürede olumlu bir seyir takip etmiştir ki Papa’nın Haçlı ittifakı projesine Gürcistan’daki bütün siyasi unsurların katılması bunun bir örneğidir.

Torul’u hâkimiyeti altında bulunduran Kabazites ailesi, Trabzon Komnenoslarının müttefikleri arasında yer alan siyasi teşekküllerden bir diğeridir. Çevrelerindeki Türk siyasi unsurlarına karşı birlikte hareket eden Komnenoslar ve Kabazitesler Osmanlı Devleti tarafından ortadan kaldırılana kadar özellikle Trabzon’un güneyindeki Türkmenlere karşı işbirliği yapmışlardır.” 5

Yukarıda görüleceği üzere Trabzon Rum İmparatorluğunun hem kuruluşunda hem de sonraki dönemlerinde önemli etkisi olan Gürcü Kraliçesi Tamara aynı zamanda Abhaz Kraliçesiydi. 1008’den 1259’da kadar süren Gürcü Krallığı gerçekte, “Abhaz-Gürcü Birleşik Krallığı”ıydı ve kayıtlarda çoğunlukla Abhaz Krallığı diye geçiyor, krallığın yönettiği topraklara da Abhazya deniyordu. Bu dönem kral ve kraliçe unvanlarının başında “Abhaz Kralı” ya da “Abhaz Kraliçesi” unvanı yer alıyordu. Özellikle Kraliçe Tamara ve onun dönemi Abhazlar açısından çok önemliydi. Kraliçe Tamar’a Abhazlara çok önem veriyor, onlar olmadan karar almıyor, elçileri kabul etmiyor, savaşa katılmıyordu. Daha önce Abhaz haber portalında yayınlanan ”Konstantinopol Düştüğünde Abhazya” ve “Rustaveli Zamanında Abhazya” başlıklı çeviri yazılarımızda da görüleceği üzere Abhazlar söz konusu dönemde etkin konumdaydılar.

Bunun dışında, Cenevizliler’in Abhazya’da koloniler kurduğunu ve Fatih Sultan’dan sonra Abhazların Cenevizlileri püskürtme konusunda mücadelede bulunduğunu görüyoruz. Hatta 14.yüzyıl Arap kaynaklarında Abhazya diye gösterilen yerlerin Arıdbaların sarayının bulunduğu yerler olduğunu, buralara Avagazya, Anagazya, Anoraksiya dediklerini, Hatta Mzımta Irmağının “Abazg” diye yazıldığını, Bolonyalı Lidovik ve arkadaşı Akkoyunlu Uzun Hasan’ın burada soyulduğunu, Cenevizlilerin elinde tutsak olan bir kadının adının Avogazya (Apsuwa) diye kaydedildiğini belirten M.K.İnal-yıpa dönemin özelliklerini de kısaca anlatıyor. 6

Torul Beyliğini yapan “Kabasiti” ailesinin adı ile ilgili etimolojik analizlerin uzmanlar tarafından yapılması gerek. Abhazları Abazg, Abaz, Avaz, Abas biçiminde yazanlar olduğunu biliyoruz. Kırzıoğlu’nun “K’abasiti” diye yazdığı sözcüğün “K’ Abas-iti” biçiminde analiz edildiğinde “iti” ekinin bölgede konuşulan Lazca ülke, toprak belirten son ek olduğu anlaşılıyor. Tıpkı “Tzaniti-Tzan-iti” de olduğu gibi. Ancak baştaki “K” neden eklenmiş, şimdilik bir fikrimiz yok.

Sanırım Abhazların anayurt dışındaki oluşumları hakkında özel bir çalışma yapmak gerek. Bizans döneminde “Ala Prima Abasgorum” yani “Roman’ın en iyi askerleri Abazglar” diyorlardı, çünkü sarayın özel muhafızları onlardı. Abhazların bu tür oluşumları Memlüklerde, Osmanlılarda da karşımıza çıkıyor. Sanki Trabzon Rum İmparatorluğu çevresinde de böyle bir durum var. Sadece askeri anlamda değil ticari anlamdaki oluşumlara da bakmak gerek Tophane Abazaları, Trabzon kıyılarındaki korsan Abazalar, Mısır’daki Abaza Ailesi gibi.

 

 

Kaynak :

 

1-Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıları’ın Kafkas –Elleri’ni Fethi (1451-1590), Türk Tarih Kurumu, 2. Baskı, Ankara,1998, s.33-36

2- Kırzıoğlu, s.36-42

3-Trabzon Rum Devleti’nin Hristiyan Dünyası ile ilişkileri (1214-1458) İbrahim Tellioğlu, Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi, s.33-50

4- Konstantinopol Düştüğünde Abhazya (1453), Yazan M.K. İnalyıpa, Amtsabz Dergisi, Çeviren Papapha Mahinur Tuna. Yazı Abhaz-Haber’de yayınlandı.

5- İbrahim Tellioğlu, s.50-53

6-M.K. İnal-yıpa, s. 2

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
302 gün önce
508 gün önce
623 gün önce
1009 gün önce
1072 gün önce
1332 gün önce
1556 gün önce
1663 gün önce
1686 gün önce
1700 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
05:4407:1112:5715:5718:3019:50
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=