Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
18°
24 Nisan 2018, 15:21

Mahinur Tuna Papapha

Pambuka’nın Öyküsü

15 Şubat 2017, 23:59

Pambuka’nın Öyküsü

 

                Papapha Mahinur Tuna

 

         Eşim Rahmi Tuna zaman zaman sohbet ortamlarında, köyünden yaşanmış öyküler anlatırdı. Onları ilgiyle dinler bunların yazılması gerektiğini düşünürdüm. Yaşlandıkça unutmaya başladığını fark ettim, yeniden anlattırıp bir deftere kaydettim.

Bu günlerde sürekli  bir kadın cinayeti ve tecavüz haberi ile irkildikçe, öykülerden birini ilgili olduğu için yazıp paylaşmaya karar verdim.

Olayı Rahmi Tuna’nın ağzından aynen aktarıyorum:

Köyümüzde koyun çobanlığı yapan bir adamcağız vardı. Kendisi eğlenceyi, oyunu seven, başka hiç bir şey bilmeyen biriydi. En çok bildiği iki dizelik bir türküydü.

Giderken bize yugra

Kebabı köze dorga,

Üstümge yar seversen

Dermansız derde yugra.

Diye durmadan zıplayarak bunu söylerdi. Belki yılda bir kez bile yıkanmayan bu adam türkünün coşkusuyla zıpladıkça başından simsiyah kirli sular akardı. Ama o hiç rahatsız olmazdı, hep oynardı. Biz onu çok severdik. Bunun bir karısı vardı, ağzı kulağına kadar yarılarak yırtılmış, o yara da biçimsiz bir şekilde kapanmıştı, yüzüne bakanın ödü patlardı.

Bunların bir kızı  bir de gelinleri vardı. Gelinleri o kadar güzel o kadar güzeldi ki bütün derbederliğine, yırtık pırtık giyinmesine karşın herkesin dikkatini çekerdi. Erkek olup da ondan hoşlanmayacak kimse olamazdı, öyle bir çekiciliğe sahipti. Köyde bir arkadaşımız onun için bir türkü bile yakmıştı, türkü bu öyküyü anlatan Pambuka türküsüydü.

O gelin ve görümcesi köyümüzün namusuydu, hiç kimse onlara kötü bir duygu ve gözle bakmadı ve bakmazdı.

O zamanlar o çobanın karısı ve arkadaşları cicim denen bir kilim dokurlar, bunun için gerekli olan yünü bizim köyden alıp götürürlerdi.

Rahmetli annem öğle yemeğini yedirdikten sonra sırtlarına yünlerini alarak köye gitmişlerdi. Onların köyü ile bizim köy arasında Binboğa dağlarının bir kolu vardı. Dağın bizim köye bakan yamacında zamanında dedem Hacı Yusuf’un yaptırdığı bir göl, çeşme, dikilen söğütler ve bir de ağıl vardı. İlk baharda koyunları otlatmak için oraya götürürdük. Sonradan ağılı yenilediler. Ayrıca dut bahçesi yetiştirmişlerdi. Çobanın karısı, gelini ve kızı hem dinlenmek hem dut yemek için yüklerini ağıla bıraktılar. Kendilerinden başka kimse yoktu ve hiç bir seste duymamışlardı. Nerden çıktıysa yünlerini geri alırlarken ağılda üç genç erkek belirmiş, hemen çobanın karısını bağlayıp bir kenara bıraktıktan sonra, gelin ve görümcesine üç genç sırayla tecavüz etmişler. Çobanın karısının, gelin ve görümcenin gözlerini de bağlamamışlar. Bu yüzden tecavüz eden gençleri hepsi tam olarak görmüşler. İşleri bittikten sonra gençler kaybolmuşlar.

Yaşlı kadın, gelin, genç kız uğradıkları felaketle baş başa kalmışlar, dağın başında seslerini duyuracak hiç kimse yokmuş.

Yüklerini aldıktan sonra köylerine evlerine gitmişler. Ama çobanın karısı yaman bir kadındı, böyle bir haksızlığı yutacak cinsten değildi. Gidip olayı bütün ayrıntısı ile köy muhtarına anlatmış. Muhtar da köyün büyüklerini toplayarak köyümüzün bu ahlaksız tecavüz karşısında nasıl hareket edileceğine dair bir toplantı yapmış. Sonra da çobanın köyüne üç kişilik heyet göndererek görüşme yapmak suretiyle sorunun çözümünün sağlanmasına karar vermiş.

Bunun üzerine çobanın köyünün muhtarı ile arkadaşı bizim köye gelerek o zamanın muhtarı olan kişiyle durumu görüştüler.

Bu çirkin olay karşısında inkar etmek veya sessiz kalmak köyümüze hiç bir şekilde yakışmıyordu. Dolayısıyla yapılan toplantıda  Cuma günü heyetle gelenlerle birlikte üç kadını da hazır bulundurmalarını ve tecavüz olayını gerçekleştiren gençlerin kadınlarca teşhis edilmesini, teşhisten sonra gerekli cezanın verileceğini, gelen heyete açıkça bildirdiler.

Verilen tarife göre tecavüz eden gençler 30 yaşın altındaydı. Bu nedenle kararlaştırılan Cuma günü 30 yaşın altında olan tüm köy gençlerinin tamamı sıraya dizildiler.

O sırada kimler yoktu ki ben de vardım. Toplam 15-20 genç vardı. Heyet huzurunda gelinlere de teşhisi doğru yapacaklarına, yalan söylerlerse hayatları ile ödeyeceklerine dair yemin ettirdiler.

Onlar bize baktıkça biz ölüp ölüp diriliyorduk. Ya budur derlerse bedeli hayatla ödemekti, çünkü karar öyle alınmıştı. Üç dört defa o gelinler baktıkça çektiğimiz sıkıntı tarif edilir cinsten değildi. Sonuçta başta gelin olmak üzere kendilerine tecavüz eden gençlerin bunlar olmadığına dair yemin ettiler. Bunlardan hiç biri bize tecavüz etmedi  dediler. Neredeyse sevinçten ölecektik.

Suçsuz olmak yetmiyor bu durumdan tam anlamıyla kurtulmak gerekiyordu. Biz köy gençliği olarak kurtulmuştuk ama iş bitmedi. Çünkü olay köyümüzün sınırları içinde olmuştu ve suçluları bulmamız gerekiyordu. Bu nedenle çobanın köyünden gelen heyetden süre istediler. Neredeyse çok gizli bir istihbarat çalışması başlatıldı. Dağın eteğinde o ağıla çok uzak olmayan bir köy vardı. Köy karışık bir nüfusa sahipti. Özellikle kalabalık oğulları olan birisi vardı. Bizim köyden biri gizli olarak bu işten haberdar olmuştu. Neyse, akşam karanlığında bu gençler kadınlara nasıl tecavüz ettiklerini abarta abarta anlatırken onları gizlice dinlemiş olan biri söylenenleri tam olarak duymuştu. Gece köye haber gönderdi. Ertesi günü Bir büyüğümüzün başkanlığında bir grup genç komşu köye baskın yaparak söz konusu adamın oğullarını yakalayıp apar topar köyümüze getirdiler.

İlçeye de haber vermek üzere beni gönderdiler. Kaymakam ve savcı birlikte geldi. Gençler kaçmasın diye eli kolu bağlı tutuluyorlardı. Tabii tecavüze uğrayan kadınlar da oradaydı. Daha yüzlerine bakar bakmaz her üç kadın da tecavüz edenlerin bunlar olduğunu yeminli ve açık bir biçimde söyleyip teşhis ettiler. Şimdi biz ve köyümüz kurtulmuştu ama önemli bir olay kalmıştı.  Ortada tecavüze uğrayan kadınların bozulan psikolojileri ve köyümüzle çobanımızın köyü arasında oluşan güven bunalımı.

         Suçsuzduk ama yetmiyordu. Bunun üzerine köy ihtiyar heyeti çobanımızın köyünün ihtiyar heyeti ile birlikte bir karar aldılar. Büyük bir ziyafet düzenlediler. Tecavüze uğrayan kadınlara o gün için geçerli olan hediyeler aldılar. Yemek ziyafetinde her iki köy kesinkes kardeş olduğunu,  haksız ve ahlaksız tecavüze uğrayan kadınların köyümüzün insanları üzerinde hiç bir olumsuz etkisi olmayacağını,  eskiden olduğu gibi bunların bizim köyün kızları ve gelinleri sayıldığını, kardeşimiz olduklarını bildirmek suretiyle bir barış toplantısı ve yemeği yapıldı.

Bildiğim kadarıyla babam da o yemeğe kurban edilmek üzere bir inek verdi. Olay köyümüz açısından böyle sonuçlandı.

Üniversitede iken olayı dostum yazar Hasan kıyafet’e bir lokantada anlatmıştım. O da bunu öyküleştirmiş beni de orada bir köy ağası yapmış, falan, ben çok kızınca, değiştirip senaryo yapmış. Bundan ötürü dediğine göre Kültür Bakanlığı’ndan ödül almış. Ama en büyük ödül bizimdi. Bu çirkin olaydan köyümüz ve gençlerimiz alnının akıyla kurtulmuştu.”

45-50 yıl önce yaşanan bu olayda köy ihtiyar heyetinin günümüz mahkemelerinden daha adil yargılama yaptıklarını görmek, mağdurlara verilen manevi destek gerçekten kayda değer.

Günümüzde bir minibüse binip evine gitme güvenliği olmayan bir genç kızın başına gelen vahşet, geçmişte yaşanmış şu öyküden hiç ders alınmamış olduğunu gösteriyor. O halde hepimize çok büyük görevler düşüyor. 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
491 gün önce
697 gün önce
812 gün önce
1198 gün önce
1261 gün önce
1522 gün önce
1745 gün önce
1853 gün önce
1875 gün önce
1889 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=