Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
23°
27 Nisan 2018, 02:17

Kopsirgen Orhan

İSTANBUL KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİNDEN ANILAR

04 Eylül 2016, 22:44

      Eylül 1966 yılında İstanbul Hukuk Fakültesine kayıdımı yaptırdım. Yozgat Lisesinden benden iki üç devre önce mezun olan Taha Akyol (asılları aslen, Çorum-Alaca ilçesi Sultan Köyünden olup Abaza bir ailedendir. Bu günlerde Hürriyet Gazetesi başyazarlarından) Cemil Çiçek (Bir dönem TBMM Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı görevini yapmıştır) yardımları sayesinde Çarşamba İmam Hatip okulunda etüt hocalığı yapmak üzere barınacak ve yaşamımı ve de öğrenimimi sürdürmek üzere bir yer buldum.

      Günlerden bir gün bir cumartesi ya da Pazar… İstiklal Caddesinde geziyorum. Taksime doğru vitrinlere bakarak yürüyorum. Özel Galatasaray Ticari İlimler Fakültesinin giriş kapısında :”Kafkas Derneğinin 1966 yılı seçimi” diye bir yazı gördüm. Hiç tereddüt etmeden İçeriye girdim. Açılış konuşmasını ismini sonradan öğrendiğim Tacettin Tok yapıyordu. Konuşmasını bitirdikten sonra Dr.Vasfi Güsar”ı kürsüye davet etti. Dr. Vasfi Güsar dünden bu güne Çerkesler konusunda bir konuşma yaptıktan sonra kürsüye Prof Hayri Domaniç davet edildi. Hayri Bey de kısa bir konuşma yapıp seçime katılanlara teşekkür ve saygılar sunarak sözlerine son verdi. Sunucu Tok Tacettin toplantıya katılanlara Seslenip “ Bu günkü seçim konusunda konuşmak isteyen varmı diye soru yönelttiğinde “ ön sıralarda oturan uzun boylu gözlüklü bir kişi parmak kaldırdı. Bu kişi Beygua Ömer’di. On beş dakikaya yakın bir konuşma yaptı. Toplantıda bulunan herkes ve ben Ömer Amca”nın konuşmasına ve belirttiği gerçeklere hayran kaldı Salonda bulunan herkes ayağa kalkıp Ömer Amcayı alkışladı. Bu konuşmadan sonra seçime geçildi.

         Seçim sonucunda, Hayri Domaniç, Ömer Beygua, Vasfi Güsar, Tacettin Tok, ,Vasfi Güsar, Yasin Çelikkıran yönetime seçildi.Hayri Domaniç Başkan,Tacettin Tok başkan yardımcısı Yasin Çelikkıran” a sekreterlik görevi verildi.İşin garip tarafı derneğe üye olmadığım halde ve  hayatımda böyle bir toplantıya katılmadığım ve de hiç kimseyi tanımadığım için kafama göre listede adları yazılı olan kişilerden konuşmalarını beğendiğim kişileri işaretleyip oyumu kullandım.

           Çarşamba İmam Hatip Lisesinde yatılı öğrenciler ile birlikte sabah kahvaltısı öğle ve akşam yemeklerimizi birlikte yer. Akşam yemeğinden bir süre sonra öğrencilerin ders çalışmaları başlardı. Etüt hocaları, öğrencilerin dikkatle ders çalışmalarını takip eder, öğrencilerin ders çalışma sırasında takıldıkları sorunlar olması halinde gerekli yardımları yaparlardı. Etüt çalışmaları teneffüsler dahil yaklaşık iki saat sürer ve saat onda sona ererdi.

          Etüt çalışmaları sona erdiğinde etüt hocaları kaldıkları yere dönerlerdi, kaldıkları odalar genellikle dört kişilikti. Benim kaldığım odada dört yatak vardı, ama iki kişi kalıyorduk. Ben ve Edebiyat Fakültesinde okuyan Sami Ağabey..Sami Ağabey herhalde iki senede bir üst sınıfa geçen çalışkan bir öğrenciydi.Sessiz hemen hemen hiç konuşmayan bir kişiydi,işi biter bitmez odasına gelir uyumak için yatağına yatardı..Tüm konuşmalarımız sabahları GÜNAYDIN  geceleri İYİ GECELER ALLAH RAHATLIK VERSİN.Ben Sami Ağabeyi rahatsız etmemek için odada ışık yakmaz  diğer etüt hocalarının odalarına giderdim.Diğer odalarda bulunan arkadaşlar hemen uykuya yatmazlar, aralarında sohbet ederler ve DAMA  denilen bir oyun oynarlardı. Günlerden bir gün Fahri isimli (Türkçe soyadını hatırlamıyorum.) kaldığı odaya gittim. İki kişi dama oynuyor. Bir kaç kişide onları seyrediyor. Oyun oynayanlardan birisi Fahri Huwaj. Yani oyuncuların ikisinin de adı Fahri, her ikisi de İslam Enstitüsü öğrencisi

Fahri Huwaj oyun sırasında “ Wallahil azim “ diye bir kavram kullandı. Bu kavram çocukluğumdan hatırlarım köyümüzde sıkça kullanılırdı, Hemen Fahri Huwaja sordum.” Sen Çerkes misin) Fahri “Evet Çerkesim..Antalya ili Turgutlu ilçesi  Yeleme köyündenim” Diğer Fahri bende Çerkesim Bigalıyım dedi. Bende Çerkesim Yozgatlıyım Sorgun ilçesi Osmaniye Köyündenim diye cevap verdim. İşin garip tarafı üç Çerkes, ne sülale adlarını ne de hangi kabileye mensup olduklarını bilmiyorlar. Çünkü büyüklerimiz bize hiçbir bilgi aktarımında bulunmadılar.

           Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak iyi kötü derslere devam ediyorum. Bir gün İktisat hocası İdris Küçükömer in dersi vardı… Hoca, konusuyla ilgili olarak bilgi verdi. Bu arada önümde oturan bir öğrenci parmak kaldırıp hocaya “ kitabınız veri ve datalarla dolu, kitabınızı okuyoruz  anlamıyoruz  konuşuyorsunuz yine anlamıyoruz şu veri datayı açıklasanız da anlar hale gelsek ne olur” diye soru yöneltti, az sonra  ders bitimi zili çaldı sınıf boşalıyor. Bu şahsın zaten arka sırasında oturuyordum. Dikkatle takip edip tam kapı çıkışında sırtına dokundum.

“Değerli arkadaşım sen Çerkez misin diye sordum” Evet Çerkezsim diye cevap verdi.  Bende:

“ Bende Çerkezsim” diye cevap verdim”,Ord. Prof Fikri Dumanla tanışmamız böyle oldu, her gün görüşür ve konuşur hale geldik. Bir gün yine sohbet ederken konu kaldığım Çarşamba İmam Hatip Lisesi pansiyonuna geldi. Kaldığım yerin yemesi içmesi iyi idi ama huzur yoktu.

Lise ve pansiyon belli bir grubun arka bahçesi idi sanki ..Gecenin bir yarısı kapılarımız çalınır falan yere gideceğiz. Gitmeme olanağımız yok, istenilen mutlaka yerine getirilecek. Günlerden bir gün kış mevsimi idi kapılar çalındı etüt hocaları ve pansiyon öğrencileri toplandı. Teknik Üniversitesine gidilecek. Sıra ile otobüslere binildi istenilen yere gidildi. Üniversite binasında kapı cam pencere masa sandalye ne varsa harap edildi, işler bitip dışarıya çıkarken Teknik Üniversitesi öğrencilerinin yolları çevirdiğini duyduk.Baskın yapan grubumuzun bir kısım elemanları korkudan altlarına yaptılar. Ara sokaklara kaçarak canımızı zor kurtardık. Sabaha karşı yalan yapıldak kaldığımız yere zor vardık. Bizi harap ettiğimiz yere götüren o tarihlerde Milli Türk Talebe Birliğinin başkanı Rasim Cinisli idi. Bu zat bilahare Adalet Partisinden Erzurum milletvekili olmuştur. Her neyse…

             Ord Prof Fikri Duman (Bu paye o zamanın Çerkez gençleri tarafından verilmiştir) ın Kafkas Kültür Derneği ile sıkı fıkı ilişkileri vardı. Dernek yönetim kurulunun tamamını tanıyordu ve kendiside o tarihlerde Av. Hakkı Kurmel’in kâtipliğini yapıyordu. Bir gün bana “Orhan. Derneğin yazı ve diğer ufak tefek işlerini yapacak bir elemana ihtiyacı var istersen seni bu iş için görevlendirelim “ dedi. Dernek binası İstiklal Caddesinde kain Elhamra Sarayının beşinci katındaydı. Fikri Duman beni Yasin Çelikkıran ile tanıştırdı ve üçümüz birlikte dernek binasına gittik. Yasin Ağabey, eğer görevi kabul edersen burada kalacaksın üye defterini tanzim ve yeni üyeleri kayıt edeceksin ve gerektiği zaman üyelere gönderilmek üzere mektup yazacaksın, toplantı olacağı zaman toplantı salonunu hazır edeceksin. Bu teklif benim için büyük bir nimetti. Hemen kabul ettim. Bana tahsis edilen odaya somya yatak, ocak ve sair eşya alındı, bir hafta sonra yeni yerime taşındım. Elhamra Sarayı beş katlı bir bina idi Kalorifer petekleri bulunduğu halde beşinci katın kaloriferleri yanmıyordu ve asansör teşkilatı yoktu… Binanın ikinci katında ELHAMRA TİYATROSU vardı.

               Bana verilen görevleri anında ve zamanında yerine getiriyordum. Ayda bir Yönetim Kurulu toplanıyor, birde bayramlarda bayramın üçüncü günü bayramlaşma yapılıyordu, Cumartesi Pazar günleri Dernek binası açıktı, genellikle gençler gelir sohbet ederlerdi. Dernek binasında eski bir akardion ve mızıka ile ekip elamanlarının elbiseleri vardı.

Belirli bir saat ders çalıştıktan sonra Akardion ve mızıka öğrenmek için her iki müzik aleti üzerinde çalışmaya başladım. Daha önceden mandolin ve saz çaldığım için her iki aletinde kullanılmasını başka bir deyimle çalmasını öğrendim. İstanbul da altı yıl kaldım bu öğrendiklerimi icra ettim. Her sene yılbaşı geceleri yapılırdı müzik gereğini yerine getirdim,

her sene en az bir veya iki kez gezi tertip edilirdi müzik ihtiyacını ben karşıladım. Derneğin bir folklor ekibi vardı zaman zaman gösteriler tertip ederdi, Folklor ekibinin müzik gereksinimi ben yerine getirdim. Bu arada aklıma yeni gelen bazı gerçekleri de belirteyim.

                Kaldığım dernek binasında Ord Prof Fikri Dumanla zaman zaman birlikte ders çalışırdık. Özellikle Roma Hukuku dersini. Fikri Duman böyle bir çalışma sırasında her nedense Hakkı Kurmel”in kâtipliğini bırakmak zorunda kaldığını ve kâtiplik görevini kabul edersem bana devretmek istediğini söyledi. Hemen kabul ettim. İkinci bir işim oldu… Hakkı Kurmel”in yanında çalışmaya başladım, o zamanın parasıyla aylık 250 TL ücret. Büyük nimet…..

             Bu kadar anlatımdan sonra Kafkas Kültür Derneği kanalıyla tanıdığım iyiliklerini güzelliklerini gördüğüm düşüncelerinden yararlandığım unutmadığım sevgi ve saygıdeğer büyüklerimi ve yaşıtım olan kişileri anlatacağım. Bu anılar yazısını Ömer Amca ile ilgili bir yazı yazmam sonucunda bazı hemşerilerimizin “Lütfen o günleri anlat” istekleri üzerine yazmak zorunda kaldım. Ancak, geçmişi birkaç satırla aktarma olanağı yok. Uzun yazılar okuyucuyu sıkar. Bu yüzden şimdilik bu kadar diye yazıma son veriyorum. İkinci ve üçüncü Bölümlerini birer ay ara ile yine yazacağım. Konuya ilişkin sorular olursa cevap vermeye hazırım. Değerli okuyucular hepinize sevgi saygılar sunuyorum.

 

                                                                                          KOPSİRGEN ORHAN

 

 

.

Ömer Büyüka Beygua

 1) BEYGUA ÖMER AMCA: Sevgi ve saygıyla her zaman andığım ve unutamayacağım  Kafkas diasporasında yetişen en büyük insan,en büyük bilge.Ömer Büyüka Ömer Amca.şu anda aramızda değil.Allah ruhuna huzur ve sükun versin.Ömer Amca yı daha önce yazdığım için tekrar yazma gereğini duymadım,

2)MEHMET YASİN ÇELİKKIRAN: Dernek binasında kalma olanağını sağlayan İyi ve güzel insan. Şu anda aramızda değil. Allah ruhuna huzur ve sükûn versin. Yasin Ağabey ile en son görüşmemiz Ağustos 1992 yılında Abhazya ya giderken Soçide karşılamamız olmuştur. Yasin Ağabey, Fahri  Huwaj la Adıgey den Türkiye ye dönüyorlardı bende savaşa katılacak kardeşlerimle Abhazya ya gidiyordum. Yasin Ağabey yüreği sevgi dolu yardımsever evi her Çerkeze açık olan bir insandı. O günlerde Suriye ve Ürdün den Türkiye ye okumaya gelen hemşerilerimizle ilgilenir onların sorunlarına çözüm bulurdu. On iki Mart muhtırasından sonra casusluk suçu isnat edilerek tutuklanan Suriyeli Tıp öğrencisi Xrıps Eşref ( Şeref) Abaza yı hapishanede ziyaretine giden tek kişi Yasin Ağabeydir. On beş günde bir ziyaretine giderdi. Bir gün bende gitmek istemiştim. O na “ağabey seninle birlikte bende gelmek istiyorum diye ricada bulunduğumda, oğlum sen mimli bir kişisin adım adım takip edildiğini bilmiyor musun onu ziyaret edeceğim diye hem kendi başına hemde Şeref”in başına iş açma sadece Eşref”e Türk Dil Kurumunun TÜRKCE SÖZLÜĞÜNÜ al   yeter onu ziyaret etmiş olursun” diye cevap verdi. İşte o günlerde, Eşref Abaza”nın ziyaretine İstanbul-Ankara kısaca Türkiye de yaşayan hiçbir hem şehrimiz gitmemiştir. Yasin Ağabey, mutlaka her ay tanıdığı Çerkez gençlerini evine yemeğe davet ederdi. Ben defalarca bu olaya şahit oldum. Defalarca evinde yemeğini yedim çayını içtim. Yasin Ağabeyin eşi Meliha Hanım bir ev kadını değil Allah’ın bir meleğiydi. Ona teşekkür etmeyi borç biliyorum. Emekleri unutulmaz 12 Mart olayından sonra Türkiye de hayat koşulları bazı zamanlar o kadar zor ve ağır idi ki kolay kolay anlatılamaz. Hele hele sicili bozuk iki insan ile ilişki içinde bulunmak. Birisi Hapiste bulunan Marşan Şeref Abaza diğeri Kafkasya ile yazışan mit kontrolünde Kopsirgen Orhan… Yasin Ağabeyin o günlerde bir birinden güzel iki kızı vardı. Büyük kız, İNCİ SEMİNAY küçük kız IŞIL SETENAY Yasin ağabey için tekraren ALLAH RUHUNA HUZUR VE SÜKÛN VERSİN RUHU ŞAD MEKÂNI CENNET OLSUN. Dileğimi tekrar ediyorum. Biyografisini aşağıda sunuyorum

 

             T’eşu Mehmet Yasin Çelikkıran (1927-1996)

T’eşu Mehmet Yasin Çelikkıran (1927-1996)

T’eşu Mehmet Yasin Çelikkıran 1927 yılında Gaziantep’te doğdu. Babası T’eşu Şerif Bey, Adigelerin Şapsığ boyundandır. 1864 Büyük Çerkes Sürgünü sırasında Kafkasya’dan Balkanlara, Priştine’ye zorunlu olarak göçürülmüş,1877-1878 Osmanlı Rus Harbi (93 Harbi) sonucunda imzalanan Edirne Anlaşması gereğince de ikinci kez yer değişimine mecbur bırakılarak Anadolu’ya gelen Adigelerden “T’eşu” ailesine mensuptur.

Annesi Fatimet Hanım ise Adigelerin Abzeh boyundan, “Abide” ailesindendir. Eşi, K.Maraş ve çevresinde hanedan bir aile olarak tanınan Adığelerin Abdzax boyundan Nedimoğlu Mahmut Beyin kızı Meliha hanımdır.. İnci Seminay ve Işıl Setenay adlı iki kızları vardır.

1935’te soyadı kanunu çıkınca, kendi sülale adı- aile soyadı varken onun yerine ailesine “Çelikkıran” soyadı verildi.

Mehmet Yasin Çelikkıran, eğitimine Kahramanmaraş’ta başladı. Orta öğrenimi sırasında bütün ülke çapında gerçekleştirilen eğitim sınavında Türkiye birincisi olunca Galatasaray Lisesinde okuma olanağını elde etti. Savaş yıllarında Galatasaray Lisesinde daimi yatılı olarak okudu ve 1949’da mezun oldu. Yükseköğrenim için Hukuk Fakültesine bir süre devam etmişse de zorunlu nedenlerle Hukuk tahsilini yarıda bıraktı. İlk fırsatta Yükseköğrenime yeniden başlayarak Galatasaray İktisadi Ticari İlimler Akademisinden mezun oldu. 1955 yılında askerlik görevini de tamamlayarak, meslek yaşamına başladı.

İstanbul Belediyesinde başlayan devlet memurluğu görevine, idareci olarak Ticari İlimler Akademisi ve Galatasaray Lisesinde devam etmiştir. Turizm Bakanlığında işletme müdürlüğünün görevini sürdürmüş ve 1990’da toplam 34 yıl devlet hizmetinden sonra emekliye ayrılmıştır. Adige dilinin yanı sıra, İngilizce ve Fransızca bilmekteydi.

İstanbul Kafkas Kültür Derneği bünyesinde 1946’dan itibaren aktif üyeler arasında yer aldı. Kendi deyimiyle “ genel sekreter olarak 11 yıl, denetim kurulunda 10 yıl, onur kurulunda 10 yıl” olmak üzere hizmet vermiştir. Dernek bünyesinde hizmetiyle erişilmesi güç bir rekora sahiptir. Dernek faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde ön plana çıkan bir özelliği de iyi bir organizatör ve planlamacı olmasıdır.

Şimdi “Bağlarbaşı Deneği” olarak anılan o günkü “Türkiye Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği” sıradan bir ilçe, bir mahalle derneği değildi; yalnızca İstanbul’u bile değil, tümüyle Türkiye’yi kucaklamayı amaçlayan, (belki Çerkes dünyasında da etkili ve söz sahibi olması beklenen) en eski ve en büyük sivil toplum kuruluşuydu. Bu kurum, rahmetli Mehmet Yasin Çelikkıran için bir devlet çatısı gibiydi. Benzetmek uygunsa Başkanı Cumhurbaşkanı, Genel Sekreteri Başbakan, Yönetim Kurulu üyeleri Bakanlar Kurulu üyeleri konumundaydı. Rahmetli Yasin Bey görevini böyle bir anlayış ve ciddiyet içinde yerine getirmeye çalışırdı. Bir kurmay/bürokrat titizliği ile hazırladığı yazıları, suretleriyle birlikte imza kartonuna yerleştirip, önünü ilikleyerek imza için başkana sunarken k, takındığı tavır, anlayış ve ciddiyet görülmeye değerdi.

Dernekteki görevi sırasında ve görev dışında Türkiye’nin tüm yörelerinden ve Suriye-Ürdün gibi başkaca ülkelerden yüksek tahsil için İstanbul’a gelmiş olan genç kuşaklarla iyi diyalog kurup onlara rehber ve yardımcı oluşu ve gerektiğinde evini onlara açmış olması yönüyle de haklı olarak sevilen ve sayılan bir Çerkes büyüğü olarak ad bırakmıştır. İstanbul’un yanı sıra, Ankara, Düzce ve Eskişehir Kafkas Kültür Derneklerinin de üyeliğini yapmıştır.

Türkiye’deki Kafkas kültürüyle ilgili çalışmaları ve faaliyetleri yakından izlediği gibi Ürdün-Suriye-İsrail-ABD’de Kurulu bulunan Kafkas Kültür Dernekleri ve Vakıfları ile yakından ilgilenmiş, kalema aldığı yazılarıyla onların tanıtımına ve ilişkilerin geliştirilmesine de öncülük etmiştir. Bu ilişkilerin doğal sonucu olarak Amman Çerkes Derneği, Şam Çerkes Derneği, İsrail Kfar Kama Çerkes Derneği, Kafkasya’da Karadeniz Kıyıboyu Şapsığları Derneği, Adıgey Cumhuriyeti Maykop Adıge Derneği gibi birçok kuruluş tarafından bu alandaki çalışmaları takdir edilerek kendisine “onur üyeliği” payesi layık görülmüştür.

Kafkasya, Kafdağı,Alaşara, Nart ve diğer dernek yayınlarında yazıları, tercümeleri ve söyleşileri yayınlanmıştır.

Glasnost dönemi sonrasında 1989’da Türkiye’den Kafkasya’ya düzenlenen ilk turistik gezinin organizasyonunu gerçekleştirmiştir. 1989 yılında Ankara’da gerçekleştirilen “ Sürgünde 125.yıl” organizasyona bir tebliğle katılmış, yurt dışından gelen konuklarla geceli-gündüzle beraber olarak geleceğe yönelik planlamalar yapılmasına deneyimli bir Adige Thamadesi olarak önemli katkılar sunmuştur.

1990’da ise Türkiye ve İsrail’den Adigelerden oluşan bir grubun Kafkasya gezisini organize etmiştir. Bu organizasyondan sonra, “Genç kuşaklara bir şeyler bırakmak konusunda sorumluluklarımız vardır.” Diyerek birikimlerini yazılı eserler haline dönüştürmeye başlamış ve 4 önemli eser kazandırmıştır.

Mehmet Yasin Çelikkıran, Anadille okuma-yazma konusunda ustalaşmış, Kafkasya ve Kafkasya dışında birçok Yazar-Şair, Dil Bilimci, Nartolog, Tarihçi, Arkeolog-Antropolog-Etnolog ile tanışmış ve bilgi birikimini arttırmış olarak yeni yeni eserler için hazırlık yapmakta olduğu talihsiz bir zamanda (1996 yılında) geçirmiş olduğu bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılmıştır.

O, hayatının her aşamasında mensubu bulunduğu Çerkes halkının antik kültürünün binlerce yıllık tarihi geçmişinin bilincinde olarak yaşamış, halkına karşı sorumluluklarını asla unutmamış ve yaşamı boyunca özgün kültürünü evinde ve hemşerileriyle birlikteyken bire bir yaşamaya çalışmış, Kafkas Kültür Kurumlarında gönüllü olarak görevler almak suretiyle genç kuşaklara rehber ve yardımcı olmaya çalışmış bir büyüğümüzdü. Her yaştan insanımızla olan ilişkilerinde kendisine has; sadeliğiyle, candanlığıyla, güler yüzlülüğü ile ve tevazu sahibi oluşu ile bu fani dünyada bir iz bırakarak ayrılmıştır. “Ruhu şad olsun” .

Eserleri:
1) 1991’de “Türkçe Adıgece Sözlük”,

2) 1992’de “Adıgece-Türkçe Sözlük” (Bu iki eser Türkçe ve Adıgece yayınlanan ilk sözlük olma özelliğine sahip olmaları yanında Anavatan dışında yayıma hazırlanıp basımı anavatanda yapılmış olması bakımından da Türkiye Çerkesleri için birer ilktir)

3) 1994’te “Çerkes Atasözleri ve Deyimleri” kitabı Tüm Zamanlar Yayıncılık firmasınca basımı yapılmıştır.

4) Çerkes Masalları adlı çalışması vefatından sonra 2001 yılında Kafder Yayınları arasında okurlarıyla buluşmuş olup seçilmiş 36 masal ve söylenceyi içermektedir.

5) 1996’da vefatıyla birlikte ‘Kafkasya’da sülaleler indeksi’, ‘Kafkasya’da köyler listesi’ dahil olmak üzere sürdürdüğü araştırmaları da el yazısıyla taslak aşamasında kalmıştır.

 6) Kafkas Kültür Dergilerinde yayımlanan, söyleşi, makale, tanıtım ve seyahat yazılarından örnekler

3)Av.HAKKI KURMEL. (Veli Nimetim)

Hakkı Ağabey, peygamber yürekli, adaletli ve halkını yürekten seven bir Çerkez’dir.

Kaberdey bir ailenin ferdi olup 1925 doğumludur. Sülale adı KURMEL’dir. Hakkı Ağabeyinin yukarıda da belirtmiştim yanında Ord Prof Fikri Duman”ın ayrılmasından sonra çalışmaya başladım. Aylık 250  TL ücretle…O günler için büyük bir nimet….Adresimiz İstiklal Caddesi Tokatlıyan İş Hanı Kat;2 No:11-12 Beyoğlu-İstanbul.Yaptığım iş yazıhaneye gelenleri not etmek,telefonlara cevap vermek..Hakkı Ağabey”in yanında çalıştığım süreç içersinde Türkiye den,Ürdün den ve Suriye den bir çok kişilerle tanıştım.Tanıştığım kişilerden bir çok bilgiler edindim.İstanbul Üniversitesinin çeşitli fakültelerinde okuyan bir çok genç arkadaşlarla tanışmıştım.Bu kişilerin bazıları hem okuyor hemde devlet dairelerinde yada özel şirketlerde o günün şartlarına göre yüksek ücretle çalışıyorlardı. Bende böyle bir iş bulma hevesine kapıldım. Bunun için o zamanın meşhurlarından Kel Hasan a” müracaat ettim. Hasan Amca : “bana sordu ne marifetin var başka bir deyimle ne yapabilirsin, bende: çalışkan bir insanım her türlü işi yapabilirim, öğrencilere ders verebilirim” diye yanıt verdim. Hasan Amca bana bir adres verdi “ yarın şu adrese gideceksin bir kıza ders vereceksin” dedi. Bende tamam Hasan Amca dedim ve ertesi günü belirttiği adrese gittim. Beni gözlüklü bir kız ile annesi karşıladı. Beni karşılayan Hasan Amca “nın kızı Rengin ve annesi idi. Bu bilgilerin devamını Hasan Amcayı anlatırken belirteceğim.

               Hakkı Ağabey, derneğin tüm çalışmalarına kayınpederi Yağan Ömer ve eşi Çiçek Hanımla katılırdı. Dernek zaman zaman gezi düzenlerdi. Bu gezilere de kendisi eşi ve küçük Oğlu Aytek ile katılmayı ihmal etmezdi. Gerek geziler de gerekse Dernek binası toplantılarının sonucunda bir oyun faslı olurdu… Bu oyunların mızıkacısı bendim. Hani Türkçe de bir deyim var Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler. İşte benim o günlerdeki konumum öyleydi. Şimdi bakıyorum da yüzlerce binlerce mızıka ve akordeon çalanımız var. Ne mutlu toplumumuz için… Hakkı Ağabey, avukatlığı bıraktıktan sonra Kafkasya ile ilişkilere geçti. Kabardey Balkar Özerk Cumhuriyetinde Adıgey Özerk Cumhuriyetinde çalışmalar yaptı iş yererli açıp orada yaşayan hemşerilerimize çalışma ortamı sağladı. Hakkı Ağabey her zaman saygı ve sevgiyle anılacak ve unutulmayacak bir Çerkes’dir. Her zaman saygıyla anacağım. Hürmetle ellerinden öpüyorum. Şimdi kendi hayatını anlatan bir yazıyı aktarıyorum.

 

"1925 yılında doğdum. İlkokulu Yahyalı'da, ortaokulu Develi'de, liseyi de Kayseri'de okudum. Bu arada babam komşu köyde toprak ve değirmen almıştı.

Oranın işletilmesi çalışmalarına da katılırdım. Çerkesçe konuşmanın pek hoş karşılanmadığı "Vatandaş Türkçe konuş" sloganlarının yoğun olduğu bir dönem olması nedeniyle yeterinde anadilimi öğrenemedim. Halen üzüntüsünü çekerim. Üniversiteye gelince Ankara Hukuk Fakültesini burslu olarak Adalet Bakanlığı adına okudum. Stajımı da Ankara Adliyesi'nde tamamladım. Ankara'daki öğrencilik döneminde yaşadığım ve beni etkileyen en güzel ortam rahmetli İsmail BERKOK ile olan birlikteliklerimdir. Tarihte Kafkasya kitabını yazmış ancak henüz neşretmemişti Zaman zaman kitaptan orijinal pasajlar okurdu. Paşa'dan çok şey öğrendim hem O'nu yakından tanıma fırsatı buldum. Günlük yaşamı ve aldığı nefes hep Çerkeslik doluydu. Bir keresinde bize şunları söylemişti; "Ben şanslıydım. Kafkasya'yı iki kez gördüm. Dünya Cenneti olan o topraklarda sürekli yaşamamayı bahtsızlık sayarım."

Cennet misali o yemyeşil toprakları gördükten sonra bu çorak topraklarda yaşamayı Yüce Tanrı'nın bana reva gördüğü en büyük ceza sayıyorum." Paşa Kafkasya konusunda adeta platonik bir aşk yaşıyordu. Bir gün beni iyi bir Çerkes olan Zekai Tahir Burak doğumevinin baştabibi Tahir Beylerin evine götürdü. Kardeşi ressamdı. Ondan kitabı için iki tablo yapmasını rica etti. Birisini hatırlamıyorum ama birisi Kafkasya'yı bağımsız bir devlet haline getirmek için yapmış olduğumuz heyecanlı çalışmalar sırasında aksakallı bir ihtiyar bizi yarı yolda bırakırsan iki elim yakanda olacaktır, bunu unutma demişti işte o anın resmedilmesiyle ilgiliydi. Allah rahmet eylesin Paşa bize çok şey kazandırdı. O'nun rahle-i tedrisatından geçmiş olmayı şeref sayıyorum. O'nun milliyetçiliğinin bir başka örneğini anlatmak istiyorum. Deli Fuat Paşa'nın oğlu Kahire'de hariciyeciydi ve Mısır sarayından bir hanımla evliydi.

Saraydaki bir törende genç Nasır Esad Fuat’a karşı bir saygısızlık yapar ve bu da Ankara'ya yansır. Soyadı Pamukoğlu olan bir milletvekili damarında Türk kanı taşımayanları elçi yaparsanız işte böyle olur diye çok çirkin bir konuşma yapar. Kürsüye fırlayan Paşa daha da sert şekliyle Esad Fuat’ın babası Deli Fuat Paşa'nın savaş meydanlarında kazandığı madalyaları senin sülalen bir araya gelse taşıyamaz, haddini bil cevabıyla susturur."

Sözün burasında devreye girip değerli büyüğümüze "Acaba, Sayın Berkok, son zamanlarında Kafkasya'ya geri dönüş imkânı tanınsaydı. Döner miydi sizin kanaatiniz nedir?" diye soruyoruz. Cevaplarken hiç duraklama ve tereddüt göstermeden şunları söyledi: "Kesinlikle geri dönerdi. Bir saniye bile tereddüt etmezdi. Sadece kendisinin değil herkesin dönmesini de arzu ederdi. Zira o Kafkasya'ya âşıktı. İkinci kez gidişi sırasında üç günlük evliydi ama onun içindeki ateş bahane kabul etmezdi. Bilinmesini istediğim bir başka husus da okuyanlar dışında hiç kimsenin Uzunkaya’dan ayrılmasını istemezdi. Ayrılan bir aile duyarsa eyvah der dövünürdü. Ayrılanı kaybolmuş sayı yordu."

Sarız'da geçen hâkimlik döneminden sonra siyasete girdiğinizi biliyoruz. Siyasi yaşantınızı ve sonrasını da özetle lütfeder misiniz?

"Sarız'da Hâkim iken yöredeki sosyal problemlerle yakından ilgilenip vatandaşın sorunlarıyla birebir eğilip çözümler üretmeye çalışmam nedeniyle çok sevildim. Bu arada hemşerilerimin de ısrarı sonucunda Mart 1954 de Milletvekilliğine aday oldum. Halkın teveccühü ile Kayseri Milletvekili seçildim. Parlamenterlik döneminde de çalışmalarıma aynı şevkle devam ettim ve önemli hizmetlere imza attım. Bunun sonucu yenilenen 1957 seçimlerinde de tekrar milletvekili seçildim. Ancak 27 Mayıs 1960 ihtilalı sonucunda politik nedenlerle 5 yıla mahkûm edildim. Yassı ada’dan sonra Kayseri cezaevinde 14 ay yattım ve af kanunu ile tahliye oldum.1963 de Avukatlığa başladım.1966 yılında da akrabalarımın teşviki ile aile şirketi kurarak madenciliğe başladık. Allah'a şükürler olsun ki bugün hem ülkeme hem de Ata vatanıma hizmet etme fırsatı buldum; zevkle, şevkle çalışıyorum."

Anavatan Kafkasya'da yapmış olduğunuz yatırımları zevkle gezdik yakından tanıyoruz. Nalçik'daki Fabrika da Maykop'daki iki fabrika da mükemmel çalışıyorlar. Bu yatırımları yapmaya sizi iten sebepler nelerdir? Ayrıca, Orada var olduğu şayiası yaygın olan Mafyadan çekinmediniz mi, yoksa bunlar asılsız mı?

"Azınlık çoğunluğa tabidir. Biz azınlığız. İstesek de istemesek de asimile olacağız. Aynı durum orası için de geçerlidir. Bu nedenle çok iyi düşünmek zorundayız. Herkes için aynı şey geçerlidir. Kafkasya yaşamak için de yatırım yapmak için de bulunmaz bir yer. Mafya söylentileri ve diğer şeylere asla inanmayın. Biz, oraya giderken yeni bir sistem arayışındaki Anayurdumuza tecrübelerimizle yararlı olabilir miyiz diye düşündük. Önce TİKA'yı götürdük Ama onların da fazlaca katkısı olamadı. Rahmetli Berkuk Paşa'nın dediği gibi toprak bir harika. Şimdi satış da serbestleşti. Bir gün bile kaybetmek hatadır. Çiftçilerimizin hemen gitmesi şarttır. Yoksa yarın geç olacak".

4-5 sene önce Kafkasya'ya dönmek isteyenlere Komünizm dönemi olduğu için ev ve iş verilebilecekti ve dönüş işi o zaman daha kolaydı. Şimdi artık o imkânlar yok. Gidecek olanların ev ve iş sorunları vardır. Bu problemleri nasıl halledilebilir, şayet bu sorunları çözümlenirse insanlar geri döner mi ya da dönmeli mi sizin görüşünüz nedir?

"Dönülmesi gerektiği muhakkaktır. Ancak oradaki Cumhuriyetlerin ev vermesi de istihdam yaratması da bu günkü mali yapılarıyla mümkün değildir. O itibarla sermayesi olanların sanayi kuruluşları kurarak insan götürmesi ya da çiftçilik çok cazip olduğu için küçükten başlayarak toprak işletmeleri oluşturmakla mümkün olabilir. Zanaatkâr denilen kesim orada iş de bulur aş da. Onlara ev yapabilmek için arsa ve alt yapı bakımından gerekli imkânlar kendilerine zaten veriliyor. Böylece adım adım ve sabırla bir şeyler yapmak kabildir. Bizim yaptığımız da odur. Buna hepimiz yükümlüyüz."

Bizim gibi dar gelirli insanlar gidip kolay kolay iş yerleri kuramayabilir. Para kazanmak gibi sorunu olmayan sizin gibi insanların öncülüğünde küçük yatırımları değerlendirmek kabil olamaz mı, siz ne düşünürsünüz?

"Sermaye ekseriyeti tek elde olmamak şartıyla mümkündür. İşin motoru olacak zengin kişi de az sermaye ile katılmalıdır. Tika bir Türki Cumhuriyette organize Sanayi Bölgesi kurdurdu. Örnek alınabilir. Meslek sahibi insanlara daha sıcak olabilir. Biz de destekleriz. Sizin bahsettiğiniz Kooperatifler Yasasında da değişiklik olursa bu iş daha da kolaylaşabilir. Bu konuyu üzerinde durulmaya değer buluyorum."

Kaf-Der olarak başlattığımız "Kafkasya için Ayda Bir Dolar" kampanyası için ne söyleyebilirsiniz? Bu projeden nasıl yararlanabiliriz? Hukuki statü hazırlandıktan sonra toplanacak paralarla dönüşü teşvik amaçlı yatırımları sizin gibi iş adamlarımız kanalıyla gerçekleştirebiliriz diye düşünüyoruz. Siz ne dersiniz?

"Fevkalade bir yaklaşım ve iyi bir projedir. Başarılı olacağından kuşkum yoktur. Gerek Ayda bir Dolar ve gerekse NART CARD projelerine ben de katılmak isterim. Böyle bir çalışma yaptığınız için de sizleri kutlarım."

Bu gün aldığınız onur ödülü için duygularınızı alarak sohbetimizi noktalamak istiyoruz. Ödül'ün Kafkasya'ya yönelik çalışmalarınız nedeniyle verildiğini de göz önünde bulundurarak neler söyleyeceksiniz?

"Kafkasya'ya yönelik çalışmalarımızda başlangıçta örnek olmayı ön planda tutuyorduk. Geldiğimiz aşamada görev sayarak yatırım yapıyoruz. Orası her şeye layık bir yer. Hepimizin kabesi olması icap eden Kafkasya'ya öncelik vermemiz nedeniyle ödüle layık görülmemiz de yolumuzun doğruluğunun kanıtıdır. Vaktiyle tüm ikazlarımıza rağmen Kabaktepe'den ayrılıp Uzunpınar gibi kendi ırkından insanların yaşadığı Adığe köyüne yerleştiği halde pişman olan ve ikide bir (Biz ne halt ettik de kendi güzelim topraklarımızı terk ettik) diyerek pişmanlığını dile getiren bir Hacı gibi Kafkasya'yı terk edenler için de aynı şey çok daha ağır haliyle geçerli. Önümüze çıkan fırsatların ömrü çok uzun olmayabilir o nedenle bir saniye düşünmenin gereği yoktur olabildiğince çok sayıda insanımız ve özellikle de iş adamlarımız yönlerini Oraya çevirmelidirler."

Teşekkür ederiz Sayın KURMEL, uzun yıllar Kafkasya'ya hizmet aşkıyla önümüzde bulunmanız dileğiyle hoşça kalınız.

" Ben de sizlere teşekkür ediyorum. Duygularımı açık-lamama yardımcı oldunuz. Var olunuz sağ olunuz." uzmanlar götürerek ya da ortak alarak en iyi verimi alabileceğimiz örnek bir işletme yakın gelecek için söyleyebileceğimiz bir projedir"

Yatırımlar için teşvikler ve kolaylıklar tanındığını demin belirttiniz. Kafkasya'ya yatırım yapmak isteyenlerin bir bölümü vergi yasalarını ve ticari mevzuatı bilmedikleri gibi üretecekleri şeyleri özgürce satamayacaklarını satsalar bile parasını getiremeyeceklerini ve ağır vergiler ödeyeceklerini söylüyorlar.

Son ve gerçek durumu özetle anlatır mısınız?

"Yatırımların teşvik edildiğini anlattım. Şimdi de Rusya'da geçerli vergiler, oranları ve uygulanışlarını anlatırsam sorunuza cevap olur. Üretilen malların satışı tamamen liberasyona tabidir. Tarım ürelerinde ülkenin fiili ihtiyacı karşılanamıyorsa ihracatı kısıtlıyorlar. Yoksa dilediğin yere satabilirsin. Türkiye'de Şeker Fabrikalarında uygulanan kota sistemi orada da vardır. Hatta Ortak pazarda da öyledir. Satılacak malların fiyatı tamamen piyasa koşullarında oluşuyor. Malımı satamam elimde kalır ya da değerine satamam gibi bir endişeye mahal yoktur. Dünya piyasa fiyatlarıyla uyumlu bir fiyat politikası izleniyor."

Uzun yayla ve benzeri tarım ağırlıklı yörelerimizin öğrenmesi için orada tarım imkânı, verimi, vergi, pazarlama ve tarım aletleriyle teşvikler konusunda bilgi verir misiniz?

"Son derece mükemmel bir toprakları vardır. Üstelik Çift-çilere de önemli avantajlar tanıyorlar. En zayıf kıraç sayılan arazide dekarda 500 kg ürün veriyor. İşlerseniz daha fazlasını da alabilirsiniz. İstediğiniz kadar araziyi 5 yıl,10 veya 20 yıllığına kiralayabilirsiniz. Nadas gerekmiyor. Benzin buradakinin üçte biri fiyatına, gübre yarı fiyatına ilaç sorunu hiç yok Tüm araziler sulanabilir esasen ona da ihtiyaç yok. Üstelik tahıl ürününü kaldırdıktan sonra ikin ürün olarak hayvan yemleri de yetiştirerek çifte ürün alabiliyorsunuz. İşin garibi o toprakların sahibi biz Çerkezleriz. Ama orada İtalyalı, Almanyalı, Yunanlı, İsrailli, Koreli ve Türkiyeli az sayıda Çiftçiler tarım yapıyorlar. Krasnodar'ın tüm pirincini Türkler üretiyorlar ve yarısını da orada satıyorlar. Ama bizimkiler yok. Yeni yeni Nalçık'da birkaç arkadaş başladı. Oraya gidecek olan hemşerilerimizin tarım aparatları konusunda şu hususlara özen göstermesinde fayda vardır.

Burada kullanılan traktörler orada işe yaramaz. mibzer, biçerdöver, hasat aparatlarını buradan götürsünler ama çekici traktörler orada hem ucuzdur hem de güçlüdür. Oradaki biçerler %25 fireyle biçiyor. Sırf bu nedenle Türk biçerleri oraya gidiyor ve %25 le biçiyorlar. Zira kolhoz makineleri olduk demodedir."

Hikmet Bey, tarım ve sanayi ürünlerindeki veri uygulamalarını biraz açar mısınız?

" Tarım ürünlerinde de tarım işletmelerinde de Rusya da %20 olan KDV uygulanmıyor. Keza, yatırım ve ihracat teşviklerinde de bu vergi alınmı-yor. Tarım Teşvik yasalarına göre sadece %1 stopaj uygulanıyor. Paranızı dilerseniz Türkiye'ye normal yolla getirebilirsiniz resmi işlem sırasında şirketlerin kar bölüşümü olayında olduğu gibi %20 stopaj yapılır. Dilerseniz Türkiye'de ödemek üzere yazılı talepte bulunur ve aynı parayı burada ödersiniz. Tarımda ve sanayide teşvikler 5 yıl sürelidir ve uzatılabilmektedir. Kurumlar Vergisi Genel oranı %35'dir. Bunun %11'i Federal Hükümete %19'u yerel Hükümetlere %5'i de mahalli idarelere yani belediyelere aittir. Bizden farkı Yerel Hükümetler yerel parlamento kararıyla %19+ %5 = %24'ünü teşvik kapsamında kaldırıyor ve almıyor. Sadece Federal Hükümet payı ödeniyor. Bir başka vergi %2 oranındaki Varlık Vergisidir. İşletmenin toplam mal varlığı üzerinden alınır. Tamamen yerel yönetimlerin payı olup genellikle teşvik kapsamındaysa alınmamaktadır. Yol Vergisi %1,5 oranında bir vergidir. Federal yönetimin payı %0.5 ve Yerel yönetimin payı ise %1 dir. Teşvikli projelerde yerel yönetimler bunu da almıyorlar. Son bir vergi türü de satış vergisidir. Faturalı satışı özendirmek için konmuş olup %5 dir. Banka kanalıyla ve fatura keserek satarsanız bu vergiyi ödemiyorsunuz. Ama faturasız satarsanız bu vergiyi alıyorlar."

Anlattığınız kadarıyla yasal yollardan giderseniz her türlü kolaylığı da görüyor teşviklerden faydalanıyor ve bir problemle de karşılaşmıyorsunuz. Ergilerde de Varlık ve yol vergisi hariç diğerleri benzeşiyor. Yoluyla gidilip yatırım ve üretim yapılınca mafiyaya da zaten iş kalmayacaktır. Öyle olunca da korkulacak bir şey yoktur. Korkacağımız tek şey geç kalmaktır.

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyor ileride daha kapsamlı yatırımlarda Kafkasya'ya hizmetlerini çoğalmış görmek ümidiyle hoşça kal.

"Asıl ben teşekkür ediyorum. Bu hususların bilinmesi önemli bir ihtiyaçtı. Hakkı ağabeyin söylediği gibi Kafkasya konusunda daha dikkatli konuşmak ve yazmak hiç olmazsa zarar vermemek hepimizin görevidir."

 

 

 

 

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Xopshux
536 gün önce
Orhan bey ben sizden bir konuda yardim istryecektim iletisim kurabilecegimiz bir kanal var mi
Yazarın Diğer Yazıları
347 gün önce
1154 gün önce
1219 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=