Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
25°
20 Temmuz 2018, 05:43

Mahinur Tuna Papapha

Abhaz Sürgünü 7.Bölüm

30 Temmuz 2016, 22:38

Seferbey’in ölümü ve Rusya’nın Baskıları

Seferbey döneminde (1810-1821) Abhazya’da Merkezi yönetim çok zayıflamıştı. Kardeş kavgası eski şiddediyle yeniden alevlendi. Her türlü hükümet yetkisiyle donatılmış olan Seferbey şeklen hükümran olup, ülke içindeki duruma ciddi bir etkisi olmuyordu. Pshu, Aibga, Dal, Tsabal vb, Rusya’ya ve hükümran Seferbey’e tabi olmayı kabul etmeyen dağlı Abhaz kabileleri, eskiden olduğu gibi hala başına buyruktular.

Halk, Abhazya’nın gerçek hükümranı olarak eskiden olduğu gibi Aslanbey’i tanıyor ve sık sık isyan çıkarıyordu. Aslanbey 1813 yılında Seferbey’e karşı hareket başlattı, fakat bir Rus taburu ve Megrelya hükümdarı Levan Dadiani’nin milislerinin saldırısına uğradı. Sefer Bey işte bu destek sayesinde iktidarını muhafaza edebildi. Rus askerlerinin koruması altında ya Sohum Kalesi’nde ya da kendisine destek olan Migrelya’da ikamet etti.

Seferbey’in 7 Şubat 1821 tarihinde ölmesinden sonra Abhazya’da huzursuzluk ve isyan patlak verdi. Abhazların büyük çoğunluğu Aslanbey’i veya kardeşi Hasanbey’i görmek istiyordu. Fakat o sırada General Yermelov’un yerine göreve gelen General Velyaminov, Megrelya hükümdarı Nina Dadiani’nin tavsiyeleriyle Seferbey’in dul eşi prenses Tamara Dadiani’yi (Levan Dadiani’nin halası) Abhazya hükümranı ilan etti. General Velyaminov, Tamara’nın güvenliğini temin etmek için Hasanbey Çaçba’nın tutuklanıp Sibirya’ya sürgün edilmesini emretti (1821-1828). Abhazlar ayaklandılar. Tamara’yı Abhazya hükümranı olarak red ettiler.

General Yermolov 29 Mayıs 1821 tarihinde Kont Nesselod’a Hasanbey’in kardeşleri Batalbey, Rostombey ve Tairbey’in Tamara Dadiani’ye karşı açıkça isyan ettiklerini yazıyordu. Üstelik Tairbey, Sohum-Kale’nin zaptı için yardım istemek ve Aslanbey’e Abhazya hükümranı ünvanı verilmesini talep etmek üzere İstanbul’a gönderilmişti.

Aslanbey’in İsyanı

            1821 yazında Aslanbey yurduna döndü. Ubıhların, Sadzların ve Pıshuluların yardımı ile bir isyan başlattı ve bütün Abhazya’yı ele geçirdi ve Sohum Kalesi’ni Abluka’ya aldı. Kuvvetleriyle yardıma koşan Prens Gorçakov 1821 Kasımında isyancıları bozguna uğrattı. O yeni bir hükümran getirmişti. Seferbey ve Tamara Dadiani’nin oğulları Dmitriy (Omarbey), Gorçakov’un emriyle Sohum-Kalen’in etrafı boşaltıldı ve Abhaz köyleri yıkıldı. Lıhnı’da (Soğuksu) Dimitriy’i korumak için Megrel Alayı’nın iki taburu bırakıldı.

            Dimitriy Çaçba çocukluğundan beri Peterburg’da rehine olarak tutuluyordu. Anadilini, geleneklerini unutmuştu, babası Seferbey kadar bile otorite sahibi olamadı. Aslanbey taraftarlarından çekinen Dmitriy bir yıl kadar Lıhnı’da esir gibi yaşadı. 16 Ekim 1822 tarihinde annesi Tamara Dadiani’ye bakılırsa Aslanbey’in adamı Urus Lakoba (Lakvar) tarafından zehirlendi. Dimitrinin devamlı olarak görüştüğü Rus subaylarının ifadesine göre ise genç adam son üç aydır hummaya yakalanmıştı ve hastalıktan öldü.

                        Hükümran Mihail-Hamitbey, Prens Gorçakov ve Aslanbey

Dimitri’nin ölümünden hemen sonra Rusya İmparatoru 14 Şubat 1823 tarihinde kardeşi Mihail’e (Hemidbey için onlar Hamudbey diyorlar) Abhazya Hükümranı ünvanını ihsan etti. Mihail-Hamitbey 1864’e kadar iktidarda kaldı. Henüz reşit olmayan Hamitbey iktidarının çok zayıf kaldığı görüldü. 1824 yılında Aslanbey liderliğinde bütün Abhazya’yı kaplayan yeni bir isyan daha patladı. 12 binden fazla Abhaz Sohum Kalesi’ndeki ve Lıhnı savunma hattındaki Rus ganizonlarını abluka’ya aldı. Prens Pyotr Gorçakov Sohum kumandanı Yarbay Mihin’e düzeni sağlaması talimatını verdi.

            Yarbay Mihin, 1824 Mayısında 225 kişilik bir Müfreze ile Abhaz köyünden birine gece hücumu yaparak köyü yaktı, pek çok kişiyi katletti. Bu vahşetten infiale kapılan Abhazlar müfrezeyi kuşatıp bozguna uğrattılar ve Mihin’i öldürdüler. İsyan ateşi yeniden parladı. Aslanbey bir Türk gemisiyle Anapa’dan tekrar geldi. Rus askerleri hükümran Mihail’in ikamet ettiği Lıhnı’yı birbuçuk ay boyunca savundular.

            Bu gelişmeler Yermelov’u endişelendiriyordu. 1824 Haziranında Abhazya’ya büyük bir askeri kuvvet sevkedildi. Karadeniz donanmasından bir filo,  2000 Rus askeri ve Megrel milislerinden 1300 süvari. “Speşniy” fırkateyni toplarıyla denizden destek veriyordu. Bundan başka, “Orfei”, “Merkuriy”, ”Ganimed” birikleri, “Yevistavi” fırkateyni ve “Gonets”  gemisi de harekata iştirak ediyordu. Cezalandırma seferine, Aslanbey’in 1824 Ağustosundaki başkaldırısını 800 kadar asker ve subay kayıp vererek bastırmış olan Gorçakov kumanda ediyordu.

            Aslanbey Abhazya’ya son defa 1830 yılında geldi ve yeğeni, hükümran Mihail’e karşı bir ayaklanma başlatmak istedi ama artık o tarihlerde Rusya’nın bölgedeki mevcudiyeti pekişmişti ve Aslanbey yurdunu ebediyyen terk etmek zorunda kaldı. Ölünceye kadar İstanbul’da ikamet etti.

            Aslanbey gerçekten de Abhazya’nın yasal hükümranı ve Keleşbey politikasının varisi idi. Temmuz 1810 tarihinde Rus müdahalesi sonucunda Abhaz tahtını kaybetmiş, 20 yıl boyunca tahtını yeniden elde etme çabasıyla bir çok defa isyan çıkartmıştı.

                                                    Abhaz Seferi

Kont Paskyeviç tarafından hazırlanan ve Çar I. Nikolay’ın da onayladığı “Abhaz Seferi”nin nihai hedefi Poti ile Anapa arasında karadan irtibat sağlamaktı. Öncelikle Bambora (Gudauta yakınlarında), Pitsunda ve Gagra’da sahil kaleleri tesis edilmesi ve kalelere Rus garnizonlarının yerleştirilmesi öngörülüyordu.

1830 Temmuz’unda General Hesse 2000 mevcutlu tüfekli ve kılıçlı bir birlikle Sohum’a çıkarma yaptı, ama belirlenen hedefe ulaşmanın mümkün olmadığı görüldü. Hesse Gagra ile Anapa arasında bir yol yapamadı ama “Kafkas Termopilleri” denen dar boğazlarda kurulan Gagra savunma hattı, Abhazya’ya sızacak savaşçı Sadzların (Cigetler) ve Ubıhların yolunda bir engel oluşturdu.

1830 Ağustos’unda Hacı Berzek Dogomuko (Adagua-ypa) kumandasındaki Ubıhlar ve Sadzlar, daha yeni tesis edilmiş olan Gagra kalesine şiddetli bir saldırıda bulundular. Bunun üzerine General Hesse daha kuzeye ilerlemekten vazgeçti. Böylelikle Gagra ile Anapa arasındaki sahil şeridi Çarlık ordularınının eline geçmemiş oldu. 

Gagra da deniz kıyısında kara geçidi olmadığı için burası korkulu bir yoldur ve Abhaz söylencelerinde burası ile ilgili çok öyküler anlatılır. Ayrıca buraya gidip gelmek kolay olmadığı için, Abhaz dilinde: “Gagra yıtsanı yaayız” yani “Gagra’ya gidip gelen” şeklinde bir deyim oluşmuştur.

Daha sonraları, Abhazya’da kurulan Gagra, Pitsunda, Bambora, Mramba (Tsabal’da) savunma merkezleri ve Sohum Kalesi, Dranda, Kutol, İlor askeri karakolları Karadeniz sahil kordonunun üçüncü hattını teşkil edecekti.

                                    Rozen ve Muravyev Tsbal ve Dal’da

Çarlığın askeri mevcudiyetinin güçlenmesiyle birlikte sağlam bir şekilde Lıhnı’da üslenmiş bulunan hükümran Mihail Çaçba-Şervaşidze iktidarı da güçlendi. Abhazya’daki nüfuzunu daha da arttırmak isteyen Çarlık idaresi, hükümdarın otoritesini tesis etmek için yeni adımlar atıyordu. Bu meyanda, 1837 yılında General Rozen, boyun eğmeyen dağlılara karşı ilk seferini Tsabal’a (Ruslar buraya Tsebelda diyordu) 8000 tüfekli asker ve buradaki bazı Marşan prenslerine “sadakat andı içirmeyi” başardı. Dal tepesine, Lata köyüne ilerlemeye cesaret edemedi. Dağlılar Ubıhlardan yardım bekliyor ve Şeyh Şamil ile irtibat kurmaya çalışıyorlardı. Rus imparatoru, Rozen seferinin görece yumuşaklığından  memnun kalmamıştı.

1840 yılında Karadeniz sahilinde güçlü bir isyan patlak verdi. Ubıhlar, Şapsuğlar ve Sadzlar tarafından başlatılan isyan Abhazya’nın dağlı kabilelerine, Dal ve Tsabal’a da sıçramıştı. Ubıhların etkisiyle isyan hareketi yazın Abrek lider İsmail Copua liderliğindeki Kodor Abhazlarına yayılmaya başladı.

Ekim 1840’da Karadeniz Rus sahil kordonu kumandanı Rayevsky şöyle diyordu: “Tsaballılar Ubıhlar tarafından tahrik ediliyor... Abhazya’da halkın bir kısmı hükümrana karşı ayaklanıp Ubıhlarla birleşmeye hazır”. İşte o günlerde Hacı Berzek liderliğinde 2500 Sadz ve Ubıh Bzıp kıyılarına geldiler ve Kodor boğazına Dallılara ulak yolladılar. Bunun üzerine Rayevskiy, Moskova’ya yardım çağrısı yaptı.

Aralık 1840 Ocak 1841 arasında, bu kez Albay Muravyev’in komutasındaki Rus birlikleri Tsabal’a cezalandırma seferi düzenlediler ve özelikle Dal’a yüklendiler. Dallılar şiddetli direnişe boyun eğmek zorunda kaldılar ve Tsabal’a sürüldüler, evleri ve kışlık erzakları ateşe verildi.

                                               Dağlıların İttifakı

Dal ve Tsabal’da yapılanlara misilleme amacıyla, Hacı Berzek’in yeğeni Kerantuk Berzeg liderliğinde bin kişilik bir Ubıh birliği 1841 şubatında Hükümran Mihail (Hamitbey)e ait olan Othara köyüne saldırdı, dönüş yolunda da Gagra kalesine yüklendi, burada top ateşiyle karşılandı. Prens Mihail Çaçba, Rus ordularıyla birlikte Dağlılara karşı yapılan mücadeleye katıldı. 1843 yılında Pshu tepelerine Prensin başında bulunduğu bir cezalandırma seferi tertiplendi.

            Bu dönemde Kafkasya İstiklal Mücadelesinde Şeyh Şamil büyük başarılar kazanıyordu. Bu hareket 1834’den 1859’a kadar sürdü. 1845-1856 yıllarında Dağıstan ve Çeçenistan’ı Çarlık kuvvetlerinden tamamen temizliyor. Kafkasya Başkumandanı Kont Vorontsov’u neredeyse esir alıyordu ve Kabardey’e akınlar düzenliyordu. Bu amaçla onun en yakın naiplerinden (vekili) olan Muhammed Emin 1848 yılında Sadzlar, Ubıhlar arasında büyük bir propoganda faaliyeti yürütüyor ve Tsabal Dal abreklerinin lideri olan Eşsow Marşan ile irtibata geçiyordu.

            İsyan dalgası Abhazya’da daha uzun süre devam etti. 1857 yazında Ubıhlar ve Sadzlar, Gagra savunma mevzilerine defalarca saldırdılar. Muhammed Emin tekrar o civarda görüldü. Ubıhların etkisiyle dağlık Abhazya’da da isyan ateşi patladı. Ocak 1859’da General M. Loris-Melikov’un kumandasında bir sefer birliği Pshu’ya yöneldi. Abhazya Prensi Mihail de 2000 kişilik bir milis gücüyle bu sefere katıldı.

            Çarlık kumandanlığı, Şamil’in 6 Eylül 1959 da Gunib’de teslim alınmasından sonra, Bzıp Irmağı’nın menbaındaki dağlı Abhaz kabilelerine karşı saldırılarını arttırdı. Ağustos 1860’da General Kurganov’un kumandasında büyük bir kuvvet; askerler, Kazak milisleri ve topçu birlikleri Pıshu’ya sevkedildi. Dağlıların askeri ittifakı (Aibga, Ahçıpsı, Pıshu, Tsabal) bunlara şiddetli bir direniş gösterdi.

                                               Süper Devletlerin Rekabeti

İngiltere Rusya’ya karşı: Doğu Savaşı da denen Kırım Savaşı sırasında (1853-1856) Osmanlı; İngiltere, Fransa ve Sardunya ile müttefik olarak Rusya’nın karşısında oldu.

            İngilterenin esas hedeflerinden biri, bütün eski Osmanlı topraklarının Rusya’dan geri alınmasıydı. Rusya giderek büyüyen ve genişleyen gücü İngiltere’nin çıkarları bakımından büyük tehditti ve geriletilmeliydi. Ancak İngiltere bunun Osmanlı ordusu, Kafkas dağlı halkları ve Kafkasya’daki savaşlara  (1830-31 ve 1848-1849 isyanlarına) katılmış olan Polonyalı ve Macar gönüllüler eliyle savaşmaya niyetliydi. Polonyalı ve Macar gönüllüler, safça İngiltere’nin Polonya ve Macaristan’ın bağımsızlığını ihya edeceğini umuyorlardı. İşin aslı ise, İngiltere bu umutla onları Rusya’ya karşı savaşta ustaca kullanmıştır.

            Kırım Savaşı’nın hemen başlarında Rus Kumandanlığı çok büyük bir hata yaptı. Askerlerini Abhazya’dan çekmekle kalmadı, Pitsunda, Gagra, Bambora ve Tsabal’daki savunma merkezlerini tahrip etti. Karadeniz sahil kordonu lağvedilmişti.

                                    Ömer Paşa’nın Sohum Çıkarması, Muravyev, Şamil ve

Yeni Bir Göç Dalgası 1855-56

            Uzun süren bir kuşatmanın ardından Sivastopol’un müttefik birliklerce zaptının ardından, Osmanlı kumandanı Ömer Paşa binlerce kişilik ordusuyla  Ekim 1855’de Sohum’a çıktı ve İngur nehri’ne yürüdü. Burada 25 Aralık’ta büyük bir savaş oldu. Ömer Paşa, gerçek emellerini bağımsız Çerkesya kurma fikrinin arkasına gizleyerek kendi stratejik, politik ve ekonomik çıkarlarının hesabını yapan İngiltere’nin direktifi altında  hareket ediyordu.

            Savaşı kazanan Osmanlılar, geri çekilmiş olan Guriya müfrezesini gerileterek Megrelya’ya girdiler. Ömer Paşa, bu akını  Kars’ı kuşatan Rus ordusunun dikkatini bu yöne çekmeyi umarak yapıyordu, ama Rus Çarı’nın Kafkasya’daki naibi (vekili) N. Muravyev (1840-41) yıllarındaki Dal’ı işgal seferine de kumanda etmişti) bu hamleyi gördü ve karşı hamlesini yaptı.

            Abhazya’dan Kars’a kadar bütün bölgede yoğunlaşan  Rus-Osmanlı savaşı sırasında Kuzeyde Şeyh Şamil ve ona bağlı kuvvetler pasif kalmışlardı; Şamil yüz yüze eşit şartlarda olmayan uzun bir mücadeleyi sürdürdüğü düşmanına arkadan saldırmayı kendine yedirememişti.  General N. Muravyev, Şamil’in bu dönemdeki “hareketsizliği”ne özellikle dikkat çekiyordu. Günlüğüne şu notu düşmüştü “Kafkasya’da bulunduğum süre içinde Şamil ve ona bağlı Dağlı güçleren hiç bir girişimde bulunmamalarına pek çok kimse hayret ediyor ve bunu benim şanslı olmama yoruyordu. Bunun sebepleri iyi araştırılmazsa, bu keyfiyet gerçekten garip gözükür. Şamil ve Dağlılar bize tabi olmayı istemedikleri kadar Osmanlı Sultanı’na tabi olmayı da istemiyorlardı. Onların hedefi yalnızca özgürlüktür, kendilerini bir yere tabi olmaya zorlayacak müttefik devletlerle yakınlaşma fikri onlara cazip gelmemişti, nitekim böyle bir ittifak da kurmadılar.”

            Kuzeyden herhangi bir saldırı görmeyen Muravyev’in komutasındaki Rus ordusu Osmanlı ordusuna peş peşe darbeler vurdu ve neticede Osmanlı ordusu 1856 ilkbaharında Abhazya’yı terk etti. 10 Temmuz’da Rus ordusu Sohum’a girdi. Hükümran Mihail Çaçba da geri döndü. Abhazya topraklarında 1855-1856’daki savaş hareketleri yeni bir göç ve sürgün dalgası doğurdu

                                            Paris Anlaşması ve Rusya

            1856 yılında Paris’de barış anlaşmasının imzalanmasından sonra Osmanlı orduları Karadeniz sahilini terk ettiler. Bu Osmanlıların kaybıydı. Rusya’nın kaybıysa, Karadeniz’de savaş filosu ve deniz üssü bulundurmasının yasaklanmış olmasıydı. İngilizler, Rusların kısa sürede kendine gelemeyeceğini ve Kafkasya savaşının kendi lehlerine sonuçlanacağını umuyorlardı. Lakin Ruslar daha 1856 yazında Karadeniz sahilindeki mevzilerini güçlendirmeye başladılar. 1857 yazında da Gagra mevzilerine yeniden yerleştiler.

            İngiliz hükümeti dağlı Kafkas halklarını savaşa devam etmeleri için teşvik ederken aslında onları desteklemek için hiç bir ciddi adım atmıyordu. Rusya elçisi Lord Nepir ise “Kafkaslyıların başına gelen belaların asıl sebebinin kendi inatçı vatanseverlikleri ve gaddarlıkları olduğunu” ilan ediyordu.

                                           Abhaz Prensliğini İlga Çabaları

            Rusya’nın Kırım Savaşı’nda yenilmesinden sonra Çarlık idaresi Abhazya’nın hükümranı Mihail’i Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu desteklemekle suçlamaya başladı. Kafkasya’daki Çar naibi de Abhaz Prensliği’nin ilgası konusunu gündeme getirdi, ancak Çar, zamanı gelene kadar bu teklifi dikkate almadı.

            Abhaz Prensliğinin özerkliği Kafkasya’daki diğer Prensliklerden daha uzun ömürlü oldu. Bu Rusya’nın dikkatinden kaçmıyordu. 1850’lerde Rus general Uslar şu sonuca varıyordu: “Kafkasya genel askeri politikasında Abhazya çok  önemli bir rol oynuyor.Tsabal’a kadar uanan bu ülkenin uzun sınır kesimi Kafkasya’nın en geçit vermez kısımlarını oluşturuyor. Burası tüm Kafkas halkları için bir direniş kalesi oldu. Rusya’nın Kafkasya’daki nüfuzu bakımından Abhazya bir klavuz görevi görmelidir.”

            Kırım Savaşı’ndan ve Doğu Kafkasya’ya boyun eğdirilmesinden sonra bütün dikkatler Abhazya’ya dönmüştü. Şeyh Şamil’in teslimi, Batı Kafkasyada’ki Dağlıların durumunu çok güçleştirmişti. Karadeniz sahili ve dağlar istikametinden Rus orduları tarafından kıskaca alınmışlardı.  Bu kuşatmaya rağmen, Adigeler, Ubıhlar ve Batı Abhaz kabilesi olan Sadzlar Çarlıkla yaptıkları bu eşit olmayan mücadeleye daha beş yıl boyunca devam ettiler. Dağlılar, İngiltere, Fransa ve Osmanlı’nın aktif askeri-politik desteğine güveniyorlardı ama bu ülkelerin hükumetleri artık Kafkasya’dan tamamen umut kesmişlerdi.

            Kafkas halkları toparlanmaya ve Avrupa’dan destek almaya çabaladılar. 1861 Temmuzunda Ubıhların inisiyatifiyle bir meclis kuruldu ve Soçi’de “Yüce ve Bağımsız celse” toplandı. İsmail Barakai-ypa Dzapş başkanlığındaki bu özel delegasyon, destek almak umuduyla Avrupa ülkelerini ziyaret etti. Ancak tüm çabalar Kafkasya’nın kaderini değiştirmeye yetmedi...

            Batı Kafkasya kurtuluş mücadelesinde, eş zamanlı olarak bir Polonya isyanı çıkarmayı planlayan Polonyalı ihtilalciler aktif bir şekilde rol aldılar. Onlar, ünlü İtalyan devrimci Monetti Garibaldi’nin (General Giuseppe Garibaldi’nin büyük oğlu) de desteği ile Avrupalı gönüllüleri ve dağlı savaşçıları kendi taraflarına çekerek hızlı bir hamleyle Odesa şehrini ele geçirmeyi ve burada “Polonya kartallarının yuvasını kurmayı” hayal ediyorlardı.

                                      Teofil Lapinskiy

Bu hayallere kendisini kaptırmış olanlardan biri de parlak ve çelişkili bir şahsiyet olan Teofil Plapinsky’di (1827-1886) .

1848-49 yıllarında Macar ihtilalinin en ön saflarında bulundu. Kırım Savaşında Osmanlı safında çarpıştı, Kafkasya’da Rusya’ya karşı savaştı (1857-58), 1863 yılında ise Rus anarşisti M. Bakunin ile birlikte Polonya isyanına yardım etmek için Jmud’a (Litvanya) giden deniz sefer grubuna başkanlık etti... Aynı sene “Kafkasya’nın Dağlı halkları ve Rus Ordularına Karşı Savaşları”  adlı iki ciltlik kitabı Almanca olarak Hamburg’da yayınlandı.

Gertsen, Lapinskiy’i şöyle tarif ediyor “ O uzun süre Kafkasya’da Çerkeslerin safında bulundu, dağ savaşını o kadar iyi biliyordu ki, deniz ona vız gelirdi. Tam anlamıyla bir paralı askerdi. Hiç bir sağlam siyasi görüşü yoktu. Beyazlarla da olabilirdi, kızıllarla da , temizlerle de olabilirdi, kirlilerle de, köken olarak Galiçya asillerinden geliyordu, eğitimini Avusturya ordusunda almıştı. Viyana hastası idi. Rusya’dan ve Rus olan herşeyden, şiddetli, çılgınca, iflah olmaz bir şekilde nefret ediyordu. Herhalde mesleğini de iyi biliyordu, uzun süre savaştı ve Kafkasya üzerine harika bir kitap yazdı.

                                 Abhaz-Adige-Ubıh delegasyonu Londra’da

1862 yılı sonunda T. Lapinskiy, Bir Abhaz-Adige-Ubıh delegasyonunun başında Londra’ya gitti. Heyeti İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston kabul etti. Lapnskiy huzurunda kısa bir konuşma yaptı. “Abhazlar, halihazırda  Kafkasya’da Rusya’ya karşı güçlü bir direniş gösteren yegane kabiledir- diyordu. Ama onlar bu eşitsiz muameleden bitap düştüler, bu şartlarda en fazla üç yıl dayanabilirler, ondan sonra kaçınılmaz olarak diğer Kafkas kabilelerinin izinden gidip, Osmanlı topraklarının yolunu tutacaklar. Avrup’nın kuzeydeki devi zayıflatmak ve karşı yönden ciddi bir darbe vurulurken ordularını güneyde bir şeylerle meşgul etmek maksadıyla yiğit Abhazları desteklemesi, özyuvalarını terk etmelerini önleyerek belki de oradaki bütün dağlıları kurtarması elzemdir. Dünyanın en büyük deniz gücü olarak bu alicenap ve stratejik insiyatif İngiltere’ye ait olsa gerektir.”

Palmerston, herhangi bir yardımda bulunmayı redetti:Kafkasya’ya çok doğru bakıyorsunuz, Albay. Gerçekten de orada kabileler Rusya’nın enerjik tazyikine birbiri ardına boyun eğdiler. Doğudaki bütün elçilerimiz ve konsoloslarımız tam kırk yıl boyunca bu konuları bana rapor ettiler. Eğer Abhazlar da aynı şeyi yaparlarsa çok akıllılık etmiş olurlar !”

Böylece heyet, İngiltere kıyılarından eli boş olarak ayrıldı.

Lapinskiy Abhaz Prensliğinin kısa süre sonra ilga edileceğini önceden görmüştü. O tarihlerde artık Megrelya ve Svanetye prenslikleri ortadan kaldırılmış, İmeretya ve Gurya krallıkları ise çok daha önceden ilga edilmişti.

Gubaadü -Krasnaya Polyana ve Kafkas Savaşı’nın Sonu

Çarlık ordularına en son direnişi dağlı Sadzlar, Pshular (Bzıp nehrinin menbaı ve Aibgalar (Pshu ve Bzıp ırmakları arasında, Haşupse ırmağının menbaı toplulukları gösterdi. Bu direnişin de kırılmasıyla, 1864’ün 21 Mayıs’ında Rusya, Mızımta nehrinin menbaında bulunan Gubaadü adlı Ahçıpsı köyünde (Krasyana Polyana’da) ordusuyla yaptığı zafer resmi geçidiyle, Kafkas Savaşının yani Rus-Kafkas Savaşı’nın sona erdiği ilan edildi. Son direnişin bastırılması harekatına Gürcü milisleri de katılmış ve Rus ordusuyla birlikte 21 Mayıs’da Krasnaya Polyana’da zaferi kutlamışlardı.

            Kaderin cilvesine bakın ki aynı Gürcüler bu gün “Çerkes Soykırımını” tanıdı diye bir kısım Adige kardeşlerimiz sevinçten uçuyor.

 

Kaynak:

1- İlk Çağlardan Günümüze Abhazya Tarihi. Baş editör: Stanislav Lakoba, Çeviri Uğur Yağan, Yayın Editörü: Sezai Babakuş. 2014-İst.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
578 gün önce
783 gün önce
899 gün önce
1285 gün önce
1348 gün önce
1608 gün önce
1832 gün önce
1939 gün önce
1962 gün önce
1976 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=