Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
14°
22 Nisan 2018, 17:19

Mahinur Tuna Papapha

Abhaz Sürgünü 5. Bölüm Abhaz Prensliği ve Osmanlı İmparatorluğu

20 Haziran 2016, 11:53

Abhaz Sürgünü

    5.Bölüm

Abhaz Prensliği ve Osmanlı İmparatorluğu

Papapha Mahinur Tuna

Abhazya’nın ve Abhazların “Abhaz-İber Birleşik Krallığı tarihindeki yeri kaynaklarda çok net bir biçimde aydınlanmaktadır. Bu birleşik krallığın krallarının ünvanlarının ilk sırasında “Abhaz Kralı ve kraliçesi “ ünvanı vardır, diğer ünvanlar sonra gelir. Abhaz feodal beyleri birleşik krallığın her döneminde tarihi olayların her alanında etkin şekilde yer almışlar, Abhaz varlığı ayrı bir dil-kültür ve özgün siyasi yapı olarak  her zaman kendini hissettirmiştir.

Bu topraklar  10-11. Yüzyıllarda üç ayrı Feodal Beylik- Prenslik iken, yani Cigetya-Zihya (tarihiAbasgia ve Anakopia ile Nikopsia arasında kalan Cigetya-Zihya’nın bir kısmını içine alan bölge), Tsuhum-Sohum (Eski Apsilya ve Misiminya sahasını kapsayan bölge) ve Bediya (Apsilya ve Misiminya’nın doğu bölgeleri ve kadim Lazika’nın batı bölgelerini içine alan bölge) olmak üzere üç Feodal Beylik-Prenslik arasında paylaşılırken, 12. yüzyılda ilk iki oluşum Sohum’da tek prenslik olarak birleşmiştir. Bu prensliğin başında Çaçba- Şirvaşidze hanedanından prensler bulunuyordu. Yani Çaçba-Şervaşidze adı 11. yüzyıldan beri biliniyordu. 12. Yüzyılda Moğol hakimiyeti sonucunda Birleşik krallık ikiye ayrılınca, Abhazya David Narin’in hakimiyet alanında kalmış, o ölünce oğulları arasında İmeretya tahtı için mücadele başlamış ve bölgedeki yerel feodal beylerin bağımsızlıklarını ilan etmelerine neden olmuştur, bunlardan biri de Megrelya hükümdarı Georgi Dadiani’dir. Bu dönem bitmez tükenmez çatışmalar, yağma ve zorbalıkla geçmiştir.

 Şervaşidzelerle Dadianlar arasında Sohum için yapılan mücade 14.yy boyunca devam etmiştir. Timurlenk’in yıkıcı istilaları sonucu İmeretya Krallığı dağılmaya başlamış. Dadiani ve Güreli ayrılmış, daha sonra Kartlilerle Dadianiler savaşa girişmiş ve Dadianiler kaybetmiş. Şervaşidzeler de bu durumdan yararlanıp Dadiani ile ittifaktan çıkmakla kalmayıp Sohum Prensliğini de yeniden tesis etmişler, fakat Dadianlarla savaşmaktan kurtulamamışlar. Abhaz Prensliğinin Megrellerle, dolayısıyla Dadianlarla mücadelesi başlıbaşına bir yazı konusudur.

Biz burada, sürgün konusu nedeniyle Abhaz Prensiliği ile Osmanlı İmparatorluğunun ilişkilerine değineceğiz. 1453 yılında İstanbul’u fetheden Osmanlı Türkleri, Karadeniz kıyılarını kendi yayılmacı hedefleri arasına koyarak, gözlerini kuzeye çevirdiler. Bir yıl sonra Osmanlı filosu Sohum’a ilk saldırısını yapmış ve kenti yakıp yıkmıştır.

Osmanlılar 1461 yılında Trabzon (Pontus) İmparatorluğu’nu feth etmiş, üç yıl sonra Kırım’ı ve Kafkasya kıyılarının Kırım’a komşu kısmını kendi himayeleri altına almış, 1475’de Kefe’nin düşmesiyle Karadeniz’deki Ceneviz kolonisi ortadan kaldırılmıştı. Osmanlıların Cigetia’ya temelli yerleşme çabaları 1533 yılına tarihlendirilmektedir. Türkler 16. Yüzyılın ilk yarısında defalarca İmeretya’ya saldırarak, Kutais, Gelati ve diğer noktaları ateşe vermişler. 1555 yılında İran ile Osmanlı arasında yapılan anlaşma gereği, “İmeretia, Abhazya ile birlikte Odişi, Guria ve Laz ülkesi”  Osmanlıların payına düşmüştür.

1578 yılında Osmanlı garnizonu kısa süreliğine Sohum kıyısında konuşlandı. 17. Yüzyılın ikinci yarısında kıyılar yine abluka altına alınıp haraç ödemek zorunda bırakıldılar. Bu dönemde Abhaz feodaller Türkçe isimler almaya başladılar, örneğin; 17. Yüzyılın 20’li yıllarında hüküm süren Lıhnı Prensinin adı Karabey idi. 17. yüzyılın 30’lu yıllarında Pitsun’da gibi bazı noktalarda konaklayan Don ve Dinyeper Kazakları Osmanlılara karşı akınlar yapıyordu, Abhazlar da onlara destek verdiği için Osmanlılar da misilleme yaparak Abhaz kıyılarına asker çıkarıyor, tapınakları yağmalıyordu. Kazak efsanelerinde Türk Basurmanlara (Müslümanlara) karşı Abhaz Hristiyanlarla birlikte düzenlenen seferlenden söz ediliyordu. 17. Yüzyılın 70’li yıllarında Abhazlar Osmanlılara vergi vermeyi tamamen kesmişlerdi.

                                Osmanlılar Abhazya’da

1723 yılında Osmanlılar İngur nehri ağzında Anakliya Kalesi’ni inşa ettiler. Bir sene sonra da kadim Sebastopolis harabelerinin üzerine dört kapılı büyük bir kale inşa ettiler. Kalenin kapısına da bir kitabe yazdırdılar. 18. Yüzyılın 30’lu yıllarında Sohum-Kale’de 70 ile 112 asker, Anakopia’da 70 den fazla asker görev yapıyordu.

1733 yılında Osmanlılar İlor tapınağını yağmaladıktan sonra ateşe verip kurşun çatısını söktüler ve fresklerini yok ettiler. İlor’dan Abhazya’nın Kuzeybatısına doğru ilerleyerek oraları da yakıp yıktıktan sonra, Şervaşidzeleri ve yakınlarını islama geçmeye mecbur bıraktılar. Osmanlılar bunun ardından Abhaz ordusunu da yanlarına alarak Megrelya ve İmeretya’ya saldırdılar. Orada uygun bir andan yararlanan Abhazlar, Osmanlılara ciddi zararlar verdiler. Vakanüvis bu konuda şöyle yazıyor “ Abhazlar da İmerlerin eşyalarını yağmaladılar. Ancak kısa süre sonra  Osmanlılarla aralarında anlaşmazlık çıktı. Abhazlar Osmanlılara saldırmaya başladılar. Bunları gören paşa geri döndü. O zaman Abhazlar onların mallarına el koydular ve müslümanlıktan vaçgeçerek kendi inançlarına döndüler. Bu zaferi aziz Giorgi’nin mucizesine yordular, çünkü o Abhazlara kuvvet verdi” diye yazıyor.

1757 yılında Samurzakan hükümdarı Hutunya Şervaşidze, İmeretya’daki Osmanlılarla yapılan savaşa katıldı. Düşman kalabalığının içine daldı ve ölmeden önce sultanın 16 askerini yere serdi. Osmanlılar da intikam amacıyla Dzapş-yıpa feodallerini Bzıp Abhazyası hükümdarı Manuçar Şervaşidze’ye karşı isyana teşvik ettiler. Manuçar, kardeşleri Şirvan ve Zurab’la birlikte Osmanlıya sürgüne yollandı. Dzapş-yıpa feodalleri Psırıdzha ve Kodor arasındaki sahil bölgesini ele geçirdiler. Osmanlılar kısa süre sonra Zurab Şervaşidze’yi kendilerine naip-vekil tayin ederek Abhazya’ya geri yolladılar. Dzapş-yıpa’larla savaşacak gücü olmayan Zurab, Keleşbey isimli yeğenini (Manuçar’ın oğlunu) Dzapş soyundan bir kızla evlendirdi.

1771 yılında Zurab ve Samurzakan, Levan Şervaşidze komutasındaki Abhazlar Sohum kalesini kuşatarak ele geçirdiler. Kale 20 çuval tahıl ve onbir kuruşa tekrar Osmanlılara verildi ama Osmanlılar bu kaleyi yararsız bularak üç sene sonra terk ettiler. Osmanlıların gitmesinden yararlanan Şervaşidze, Abhazya’yı dört parçaya ayırdı. Bzıp Abhazyası Zurab’a, Anakopia ile Kodor arası, merkezi Aqua (Sohum) kenti olan Abhazya, Keleşbey’e, Kodor ile Galidzga (Abjıwaa) Zurab’ın diğer yeğeni Bekir Bey’e, Samurzakan ise prens Levan’a kaldı.

 

                                    Bölgede İslamın Yayılması

Abhazların İslam ile ilk karşılaşmaları 8. yüzyılda Arapların akınları sırasında gerçekleşti. Müslüman dünyası Abhaz Krallığı ile Abhaz Kartvel Birleşik krallığının siyasi hayatında  ve kültüründe silinmez izler bırakmıştır. Abhazyalı müslümanlardan ilk defa 14.yy başlarındaki kaynaklarda söz edilmektedir. Bunların etnik köken olarak kim oldukları belli değildir.

16-17. Yüzyıl süresince Osmanlı İmparatorluğu ile siyasi ve ekonomik ve kültürel temasların artması başta feodaller olmak üzere Abhaz halkının belli bir kesiminde Sünni Müslümanlığın kademeli olarak yaygınlaşmasına yol açmıştır. Abhaz müslümanlarına dair ilk bariz tanıklık Evliya Çelebi’nin Seyehatnamesinde karşımıza çıkmaktadır. Çelebi 17. Yüzyılın 40’lı yıllarında Abhazya’da  camilerin ve çok sayıda Abhazın Müslüman olduğunu yazmaktadır. Hatta bir insana Hristiyan diye küfredildiğinde o insanın öldürüldüğünü, Müslüman denildiğinde sevindiklerini yazıyor. Buna karşın “Kuranı tanımazlar ve hiç bir dini bilgileri yoktur. Bununla birlikte Hristiyanları sevmezler. Müslüman olan biri için canlarını feda ederler” diyor. Lakin kaynağın kendisi bu gözlemlerle çelişiyor ve aynı Çelebi 1641 yılında Abhazların hala padişaha gayri Müslümlerin tabi tutuldukları “haraç” vergisi ödemeye devam ettiklerini yazıyor.

17. yy ortalarında feodaller arasındaki çekişmeler, Katolikos’un Pitsunda’dan ayrılması, bölgenin bir çok yerinden Hristiyan rahiplerin kovulması, Müslüman misyonerlerin elini güçlendirmiştir. Bölgedeki parçalı feodal siyasi-sosyal yapı ve bu yapılar arasındaki ilişkilerin zayıflığı cemaat tipi sosyal örgütlenmelerin rolünü güçlendirmişti. Yine de Osmanlı İmparatorluğunun yönetiminin bölgeye olan sınırlı ilgisi, buraları İslamiyetin yerleşmesi için gereken sosyo-ekonomik temelden yoksun bırakıyordu. 18.yyılın son çeyreğine gelindiğinde din kültürü ve ideolojisi bakımından genel görüntü şöyle idi: Hristiyanlığın bir çok unsuru muhafaza ediliyordu. Çeşitli putperest inançlar önemini koruyordu. Müslümanlığın etki alanı genişliyordu.

Başta yüksek dağlık bölgelerdeki mabetler olmak üzere Abhazya’nın bir çok noktasında  kabaca işlenmiş demir haçlar ortaya çıkarılmıştır. Bu haçların kısa olan ucu yuvarlak, ağaç sapa oturtulan alt ucu ise sivridir. Söz konusu haçlar genelde Abhazlar arasında dokunulmaz sayılan ve mabedlerin yerini tutan kutsal koruluklara dikilirdi. Hristiyanlık ile putperest inancın bu şekilde iç içe geçmesi özellikle Geç Ortaçağ dönemi için söz konusudur.

18. yüzyılın ikinci yarısında Abhazya’yı ziyaret eden seyyahlar Abhazların dini inançları konusunda gördüklerini yazıyorlardı. Saksonyalı tabip ve seyyah Yakoff Reyneggs “Mayıs ayının ilk günlerinde Abhazlar, sık ve karanlık kutsal ormanda toplandılar. Bu ormanda ağaçlar. Tanrıları kızdırma korkusu yüzünden dokunulmaz sayılıyordu. Bu korulukta büyük demir haçın yakınlarında ciddi bağışlar toplayan rahipler yaşıyordu. Ormana gelen herkes, yanında yeşillik olan her yere dikmek üzere ağaç haçlar getiriyor ve ormanda karşılaşanlar bir dostluk nişanesi olarak bu haçları değiş tokuş ediyorlardı.

Özellikle İlor tapınağı çok popülerdi. Lambarty’nin ifadesine göre, “Abhazlar bu kutsal yere tapıyor ve ondan korkuyorlardı.” Yine Lambertiy’nin yazdığına göre Kutsal Georgi gününde “Sadece Odişliler değil, hatta çok sayıda Abhaz ve Svan da bu bayrama katılıyor.  Osmanlılar  1733 yılında İlor tapınağını yağmaladıktan sonra, Abhazya hükümdarı Müslüman olmaya zorlanmışsa da hükümdar, Osmanlıları bozguna uğratınca Müslümanlığı terkedip geri kendi inancına dönmüş, Hristiyan olmuştur.

Putperestliğin geri dönüşü Abhazlar arasında özellikle defin merasimlerinde göze çarpmaktadır. Evliya Çelebi bile bundan söz etmektedir. Abhaz halkı beylerini tuhaf biçimde defnediyor, naaş yüksek dallarına asılan ahşap tabuta konur. Söylediklerine göre merhum gökyüzünü görsün diye tabutta ölenin kafasının üzerinde bir de delik açılıyormuş. İtalyan misyoner Lamberti de bu defin işleminden söz ediyor ve vefat edenin yanına hayatta iken kullandığı bütün silahlarını da koyuyorlardı diyor. Bu tarz defin eski dünyanın sınıf öncesi toplumlarının çoğunda kullanılırmış.

Abhaz Köylülerinin yaşamında ise ağaca ( fındık, ceviz, incir, elma, kestane) ve koruluğa, ateşe ve ocak zincirine, dağlara ve dağ ruhlarına, güneşe ve aya, çeşitli hayvanlara, toprağa, suya ve bunlarla ilintili tanrılara, demire, ölülerin ruhuna, en yüce tanrı olan Ançüa’ya tapınım gibi putperestlik kültleri yaygınlaşmaktadır.

Bu denli çeşitli inanç ve görüşler ortamında klasik Müslümanlığa pek fazla yer kalmadığı açıktır. Ancak 18.yy sonunda Abhaz toplumunun elit tabakası az çok Müslüman bir çehre kazanmıştır. 13. Yüzyılda Abhazya’nın önemli kentlerinde koloni kuran Cenevizliler zamanında yapılan insan ticareti. Osmanlılar zamanında yine hortlamıştır. Lamberty “Abhaz köleler Türkler arasında çok değerlidir. Çünkü kadınlarının güzelliği muhteşemdir. Genç erkeklerin tercih sebebi ise Müslüman dinini kabul ettikten ve savaş sanatı eğitimi aldıktan sonra, bunlardan mükemmel sivil memur ve subay çıkar” diye yazıyordu.

1664-1665 yılları arasında Megrelya’da bulunan Antakya patriği Makariy, ülkedeki tüm aristokrat sınıfı suçluyordu. “Biz din adamları da dahil olmak üzere köle satışıyla uğraşanların çoğunu biliyorduk... Bazı psikoposların yakışıklı erkek çocukları, aynı şekilde bazı din adamlarının güzel kızları ve evli kadınları, karşılığında biraz daha fazla para teklif edilen herkesi tüccarlara nasıl sattıklarını gözlerimizle gördük, kulaklarımızla duyduk. Çoğu zaman kocalarının gözü önünde kadınları ve kadınların gözü önünde kocalarını satarlar. Biz, bizzat Mukva Psikoposu Andrey’in sadece bir yol içinde kendine bağlı 60 kşiyi sattığına şahit olduk” diyor.

Zavallı halkımızın başına gelen en büyük felaketlerden biri de hiç kuşku yok ki  insan ticareti idi. Sürgün acısından beterdi bu durum, çünkü bu işin içinde kendi feodallerimiz de vardı. İnsan ticareti sorunu da başlıbaşına ele alınması gereken bir konudur.

Görülüyor ki 4. Yüzyılın ilk yarısında Abhazya’ya giren Hristiyanlık olsun 8. Yüzyılda Arap saldırıları ile karşılaştıkları Müslümanlık olsun, onları pek mutlu etmiş görünmüyordu. Belki de bu yüzden halen o çok tanrılı geleneksel dinlerine sıkı sıkıya bağlıydılar.

Bir gerçek vardı ki Abhazya sadece güzel ve bereketli toprakları nedeniyle saldırılara uğramıyordu. Dinsel dayatmalar nedeniyle de kayıplar veriyorlardı. Bu olaylar halkın anılarında ne kadar yer ettiyse 8-10 yıl önce Abhazya’ya yaptığımız bir grup gezisinde mimari değeri ve sanatsal önemi olan bu kiliseleri ziyaret edip fotoğraflarını çekerken İlor Kilisesi’ne de gittik. Orada fotoğraf çekmek isteyen değerli bir fotoğraf sanatçısı ağabeyimize izin vermeyen Abhaz kökenli kilise papazı eline tüfeğini alıp bize yöneltti; “Fotoğraf çekerseniz vururum !”  dedi.  Benim papaza yaptığım Abhazca sitem konuşmasını yanıtlarken gösterdiği gerekçelerin hiç birini bilmiyordum. Bana da bir Abhaz gibi değil de bir Osmanlı gibi güven duymadan konuşan papaz. Yanımızda bulunan Abhazyalı bir bayana o kilisenin adıyla beddua etti. Kadıncağız bu durumdan çok etkilendi. Bu mabed çok güçlüdür, ben lanetlendim diyerek mutsuz oldu. Onu ikna etmekte büyük güçlük çektik. Bu da halen orada yaşayan Abhazların dini konularda bir sovyet dönemi geçirmiş olmalarına karşın, yüzyıllar öncesinden gelen bir bilinçaltı yaşadıklarının göstergesiydi.

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
489 gün önce
695 gün önce
810 gün önce
1196 gün önce
1259 gün önce
1520 gün önce
1743 gün önce
1851 gün önce
1873 gün önce
1887 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=