Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
18°
25 Nisan 2018, 17:37

Mahinur Tuna Papapha

Abhaz Sürgünü 4. Bölüm (Çaçba Hanedanı döneminde Abhazya ve Osmanlı-Rus ilişkileri)

10 Haziran 2016, 15:14

Abhaz Sürgünü

      4.Bölüm        

          Çaçba Hanedanı döneminde Abhazya ve Osmanlı-Rus ilişkileri  

Papapha Mahinur Tuna

Tarihsel belgeler, 11. Yüzyıldan 19. Yüzyıla kadar Çaçba-Şirvaşidze Hanedanlığı altında hüküm süren Abhaz Krallığında 30 hükümdar’ın hüküm sürdüğünü gösteriyor. Bunların isimleri sırasıyla; Otago, Dotagod, Solomon, Dardan, Bata, Rabya, Puto, Beslakua, Solomon, Seteman, Sustar, Şüarah, Zegnak, Raşütam (Rostom), Çigeş, Kuap, Mança, Şiarvan, Zurab, Mırzakan, Levan, Hutunya, Keleşbey, Aslanbey, Seferbey, Omarbey, Bekirbey, Manuçar, Alibey ve Hamitbey’dir.

Çaçba Prensleri Cengiz Han, Timurlenk ve Karakoyun Hanedanı’ndan olan hükümdarların sürekli saldırıları nedeniyle Gürcistan’ın zayıf düşmesinden yararlanarak 1329 yılında bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu sırada İmereti Krallığı ise bir çok derebeyliklere, prensliklere bölünüp parçalanmıştı.Trabzon İmparatoru David’in 22 Nisan 1459 tarihli bir yazısında, “Türklere karşı kendisiyle ittifak içinde bulunanlar arasında Abhaz Beyi Rebia ile kardeşinin de 30.000 savaşçı ile yer aldığı kayıtlıdır” der.

1462 yılında Gürcistan Krallığı tamamen yıkılmış olduğundan Abhazya’nın güney kısmı ile kuzeyi ve Cigetya birleşerek “Büyük Abhazya” meydana gelmiştir. Çaçbalar-Şirvaşidzeler Osmanlıların ilk istilasına kadar Abhazya’da bağımsız olarak yönetimlerini sürdürmüşlerdir. Başkentleri son zamana kadar Lıhnı, öteki adıyla Soğuksu idi.

Osmanlılar Doğu Roma İmparatorluğu’na son verdikten ve Kırım Hanlarını da egemenlikleri altına aldıktan sonra (1453), Çaçba Hanedanını yani Abhazya’yı da egemenlikleri altına almak istediler. Buna bağlı olarak gerek Abhazya gerekse Mingrelia, İmereti ve Gurya’yı egemenlikleri altında tutmak amacıyla Karadeniz kıyısında Sohumkale, Redutkale, Poti ve Anapa Kalesi’ni inşa ederek İslam dinini buralara yaymaya gayret ettiler.

                        ÇAÇBA- ŞİRVAŞİDZE HANEDANI

Bu hanedandan ilk önce Abhazya’da egemen olan Çaçba Kuap’dır. Kendisi yaradılış olarak zayıf bir insandı. Öldükten sonra arkasında ardılı olarak üç erkek evlat bırakmıştı, Rosto, Levan ve Murzakan. Büyük oğlu Rosto onun yerine geçerek Abhazya Kralı oldu. Ve Abhazya’yı kardeşleri Levan ve Murzakan arasında bölüştürdü. Levan’a Abjıwa ve Apsuwa bölgesi, Murzakan’a da daha sonra kendi adını almış olan Samurzakan yöresi verildi. Bu sıralarda Samurzakan bölgesinin nüfusu çok azdı o yüzden Gudauta’da yaşayan Bzıp bölgesi prens ve diğer soylu sülalelerden her birinden birer ikişer aile ve beraberindeki bağlıları ile Samurzakan’a getirilip yerleştirildi ki, bunlar halen burada yaşamaktadır.

Rusto kendisine başkent olarak daima Lıhnı kentini seçmişti. Yazın Oçamçıra’da bulunuyordu. Levan Şirvaşidze çocuksuz olarak vefat etmişse de Rusto’nun; Hotonya, Elkan, Torkan, Cigeşya, Şervanbey, Süleyman Bey ve Zurab (Wetera) adında yedi oğlu vardı.

Rusto vefat edince yerine büyük oğlu Hotonya geçti, bunun egemenliği uzun sürmedi. Ardılı Towlah başa geçti ise de devlet yönetiminde zaaf göstermesi nedeniyle, yaradılış itibariyle sert mizaçlı, daha zeki ve becerikli olan amcası, yani Hotonya’nın kardeşi Cigeş yönetimi ondan zorla aldı.

Cigeş Abhazya’ya egemen olunca anne tarafından kardeşleri olan üç kişiyi yani Şirvanbek, Süleymanbek ve Zurab’ı (diğer adıyla Wetera’yı) yanına alıkoyarak diğer iki kardeşi İlhan ve Torkan’ı sakıncalı insanlar olarak Abhazya’dan uzaklaştırdı ve Osmanlı padişahına gönderdi. Bu ikisi Türkiye’de vefat ettiler.

            Fakat çok geçmeden diğer üç kardeşini de Osmanlıya bağlılığının güvencesi olmak üzere rehin olarak, İstanbul’a göndermek zorunda kaldı. Bu üç kardeşin en büyüğü olan Süleymanbek yetişkin olduğundan Osmanlı ordusuna alındı. Diğer kardeşleri Şirvanbek ve Zurab öğrenim için okula verildi. Esasen çok akıllı ve aktif bir insan olan Şirvanbek Türkiye’de paşalığa, vezirliğe yükseldi. Padişah tarafından Mısır’da Osmanlı kuvvetine komutan olarak atandı ve buradaki askeri harekatlarda büyük yararlıklar göstererek öne çıktı.

Hizmetinden çok memnun olan padişah, kendisini ödüllendirmek istedi ve ne istediğini sordu. O da Batum kenti ve ona bağlı olan yörenin yönetiminin, yaşamı boyunca kendisine verilmesini istedi. Padişah onu buraya vali olarak atadı. Süleymanbek ve Zurab ise öğrenimlerini bitirince Şirvanbek tarafından Batum’a getirildiler. Bir süre sonra Osmanlı ile Rusya arasında savaş çıkınca Şirvanbek Tuna yöresinde bulunan Osmanlı ordusuna başkomutan olarak atandı ise de burada talihi ona yar olmadı. Ruslara yenilip esir edilerek Rusya’ya götürüldü ve orada vefat etti.

Görülüyor ki, Cigeş Abhazya’yı yönetirken, kardeşi Şirvanbek de Tuna ordusuna atanıncaya kadar Batum ve yöresini yönetiyordu. Her iki kardeş tam bir uyum içinde Batum’dan Abhazya’nın kuzey ucunda bulunan Gagra’ya kadar olan yöreyi yönetmişlerdir. Bu kıyı bölgesinde yalnızca bir kale, Hobi nehrinin denize döküldüğü yerde bulunan Redutkale, Dadyan prenslerinden olan Mingrel prenslerinin elinde idi.

Cigeş zamanında Tsabal ve Dal halkı ayaklanarak bazı dağlı halklar da kendilerine yardımcı olarak bir çok yağmacılıklar yaptılar ve Cigeş’in intikam almasından korkarak yanlarına aldıkları esirlerle Kuzey Kafkasya’ya kaçtılar. Cigeş bunların kendi yurtlarına dönmelerini sağlayıp döndükten sonra Adler’de dinlendiği sıralarda, oralarda gizlenen bir kaç eşkiya tarafından öldürülmüş ve Soğuksu (Lıhnı) kentinde defnedilmiştir.

Cigeş’in çocuğu olmadığından Abhazya bir süre başsız kalmıştır. Gerçi Abhazya’da özellikle Bzıp Sancağında Şirvaşidze Hotonya hanedanından Tulukharlar bulunuyor ise de, güçsüz ve yeteneksiz insanlar oldukları için Abhazya’nın yönetimini ellerine alamadılar. Böyle olunca Abhazya’nın ileri gelenleri bir araya gelerek Batum’da bulunan Şirvanbek’e bir heyet gönderdiler ve kendisini veya kardeşleri Süleymanbek ile Zurab’dan birinin gelerek doğal hakları olan Abhazya’nın yönetimini ellerine almalarını önerdiler. Fakat Şirvanbek kendisinin artık bir Türk Paşası olduğunu ve İslam dinine geçtiğini belirterek bu teklifi kabul etmedi. Diğer kardeşlerinden birini seçmelerini önerdi. Kardeşleri de müslüman olduklarını belirterek Abhazya’ya gitmek istemediler. Bununla birlikte  Batum’a gelen heyet bir hile ile Zurab’ı bir gemiye bindirerek Abhazya’ya götürdü. Abhazlar kendisini büyük bir saygıyla karşılamakla birlikte yeniden Hristiyan olmasını sağladılar. Böylece Zurab, Soğuksu kentinde devleti yönetmeye başladı. Kardeşi Süleyman Bek de büyük kardeşi Şirvanbek’in padişah’a ricasıyla Sohumkale’ye komutan olarak atandı. Böylece Abhazya tekrar Batum’dan Gagra’ya kadar üç kardeşin yönetimi altında birliğini korur hale gelmişti.

Zurab’ın çocuğu olmadığından yerine yeğeni Keleş Ahmet Bey’i ardıl olarak belirledi. Keleşbey cesareti, aklı ve zekasıyla  halkın genelinin sevgisini kazanmıştı. Zaman içerisinde amcası Zurab’a karşı saygıda kusur etmeye başlayınca, Zurab Batum’dan diğer yeğeni Bekir Bey’i yanına getirtti. Bekirbey’in Sefer Bey ve Ali Bey adında iki oğlu vardı. Bunlardan Sefer Bey çocuksuz ölmüşse de Ali Bey’in Grigor (daha sonraları  Rus ordusunda korgeneral rütbesine kadar yükselmiştir) Maçara ve Xhit (Ghit) adında oğulları vardı.

Zurab Abhazya’ya getirttiği Bekir Bey’i evlatlık yerine koydu ve Abjıwaa bölgesini ona verdi. Abhazya’nın kalan kısmını ise Keleş Ahmet Bey’e verdi. Keleş Ahmet Bey’in birinci eşinden Aslan Bey adında bir oğlu, onun kadar asil olmayan ikinci eşinden de Sefer Bey ardında bir oğlu vardı. Bunlardan başka  Hasan Bey adında bir oğlu daha vardı. Oğullarından Aslan Bey’i hayatına kastetmek istediği için hiç sevmezdi. Keleş Ahmet bey gerçekten de ikinci defa oğlunun suikastına uğrayarak 1806’da vefat etmiş, Sohumkale’de defnedilmiştir. Arslan Bey de bir süre Türkiye’ye kaçmıştır.

Buna karşılık ikinci oğlunu taparcasına seven Keleş Ahmet Bey onu kendine ardıl olarak atamıştır. Bir taraftan Bekir Bey’in halk üzerindeki etkisi, tavır ve hareketleri, diğer taraftan ikinci oğlunun kendine ardıl olarak atama arzusu, üzülerek belirtmek gerekir ki Keleş beyi çok kötü bir politika’ya yöneltmişti. O da İran Şahı’nın saldırılarına karşı Rusların koruması altına girmek isteyen Gürcüleri taklit etmesiydi. Keleş Ahmet Bey o sıralarda Redutkale’de bulunan askeri güçten yardım istemişti. Daha açıkcası Abhazya’nın Rus etkisi altına girmesine kapı açmıştı. Keleşbey muhtemelen böylece ülkesini kurtaracağını zannederek gizlice Hristiyan da olmuştu. Gürcü Kraliçesi Tamara Gürcistan’da ne kadar tanınmış ise Keleşbey hakkında da Abhazya’da o yoğunlukta menkıbeler anlatılmıştır. Onun zamanında Mingrelistan’ın  yöneticisi olan genç Dadyan gerek kendisinin, gerekse halkının korunmasını Keleş Bey’den rica etmiş ve öz kız kardeşini Keleşbey’in oğlu Sefer Bey ile evlendirmiştir. Bu gelişmeler gerçekten Mingrelistan’ı da Abhazya’ya ilhak etmek isteyen Keleşbey’in işini kolaylaştırmış oldu. Abhazların Mingrelistan’a müdahalesi Rus ordusu zamanında da sürmüştür.

Rus prensi Tsisiyanof bir Rus teğmeni (Amiral Cibof) aracılığı ile Keleş Beyle görüşmeler yaptı. Keleşbeyin istediği Rus koruması, kendisinin yaşamı süresince olmadı ise de onun ölümüyle yerine geçen oğlu Sefer Bey’in zamanında gerçekleşti.

İlk Rus askeri gücü 1804 yılında Karadeniz kıyılarında görünmüş ve “Beleruski Piyade Alayı”, Redutkale’ye çıkmıştır. Bu nedenle Şervaşidze hanedanı ile Ruslar arasındaki anlaşmaya dayanarak Osmanlıları Sohumkale’den çıkarmak üzere 9 Temmuz 1810 tarihinde bir Rus filosu Sohum limanına gelerek iki gün boyunca şehri bombardıman ettikten  sonra  yüzbaşı Dote komutasında 600 kişilik bir askeri güçle karaya çıkmış ve savaşarak Osmanlı muhafız gücünü kovup kenti işgal etmiştir.

Keleşbey’in vefatından sonra yerine geçen  oğlu Sefer Bey hem Rus tabiyetini hem de Hristiyan dinini kabul etmişti. 1810 yılında Rus Çarı’nın fermanıyla Prens Şervaşidze’nin yani Sefer Bey’in Abhazya yönetiminin varisi olduğu kabul edilmişti. Sefer Bey 7 şubat 1821 tarihinde vefat etti. Geride, Dimitri, Mihail, Aleksandr ve Konstantin adlarında dört erkek evlat bıraktı. Rus generali Yermelof’un önerisi ile Dimitri Abhazya yöneticisi olarak Çar tarafından atandı. Dimitri henüz çok genç ve tecrübesiz olduğu için imparatorluk sarayında eğitilmek üzere Petersburg’a gönderildi.

Sefer Bey’in Rus tabiyetini kabul etmesinden sonra Gürcü Prensleri Dadyanlar, ötedenberi Abhazya’nın asli unsurları olan Samurzakan yöresini Gürcistan’a ilhak etmek için Tiflis’te çeşitli entrikalar çevirdilerse de Rus generali Yermelof zamanında bunu başaramadılar. Daha sonra Baron Ruzen adındaki Rus komutanı, Dadyanlardan yana olmasına karşın Samurzakan’ın ne Gürcistan’a ne de Abhazya’ya ait olmadığını belirterek doğrudan doğruya Rusya’ya bağladı. Bununla birlikte Şirvaşidzeler burada bulunan malikanelerini, mal varlıklarını ve öteden beri kendilerine hizmet eden personeli korudular.

 

RUS  HİMAYESİNDEKİ ABHAZYA

Abhazların Ayaklanması

 

Sefer Bey’in Rus tabiyetini istemesi ve buna bağlı olarak Sohumkale’nin Ruslar tarafından işgali, ülkelerinin bağımsızlığını herşeyin üstünde tutan Abhazlar arasında büyük bir utanç, tepki ve heyecan yarattı. Böylece Sohumkale çevresinde olup Sefer Bey’in kardeşi, fakat aynı zamanda kişisel olarak düşmanı olan Şervaşidze- Çaçba Hasan Bey kendisine bağlı olan Eşıra köyü halkından ikiyüz kişi ile 5 Şubat 1821’de Sohum’daki Rus Askeri Birliği’ne bağlı bir müfrezeye saldırdı. Ruslar bu saldırıyı püskürtebilmiş olmakla birlikte o sıralarda Sohum’daki Rus askeri gücünün komutanı olan Binbaşı Mugilanski, Prens Şirvaşidze-Çaçba Hasan Bey’i başa getirmek amacıyla buradaki bütün Abhazların ayaklanması ihtimalini sezerek Petersburg’dan yardım istedi. General Velyaminof cevap olarak, yalnız Sohumkale’de asayişi korumakla yetinip Abhazya’nın diğer içişlerine karışmamasını, güvenliği sağlamak için de yukarıdaki ayaklanmanın elebaşısı Hasan Bey’i tutuklayarak Tiflis’e göndermesini emretti ve ihtiyaten General Gorçakof komutasında küçük bir birliği de Sohumkale’deki muhafız gücünü takviye etmek üzere gönderdi.

            Mugilanski, Hasan Bey’i tutuklatıp Tiflis’e gönderdi. Gorçakof, böyle bir uygulamanın bütün Abhaz toplumunun ayaklanmasına neden olacağından söz ederek, Hasan Bey’in serbest bırakılmasını Abhaz ayaklanmasından daha tehlikeli gördü ve onu Sibirya’ya sürerek uzaklaştırdı. Fakat bu önlem bütün Abhazların ayaklanmasından başka bir işe yaramadı. Abhazlar, özellikle de Hasan Bey’in asıl nüfuz çevresinde bulunanlar, General Prens Gorçakof’un Sohumkale’den hareketinden sonra Hasan Bey’in hemen geri getirilmesini istediler. Bu sırada babası Keleş Bey’in katili olan Arslan Bey de Türkiye’den Abhazya’ya gelmiş bulunuyordu. Aslan Bey Sohumkale’yi kuşatarak bütün Abhazya’yı egemenliği altına aldı ve Samurzakan yönüne, sınıra doğru ilerledi. İşin bu duruma geldiğini gören General Prens Gorçakof Abhazya’ya karşı bir askeri harekat yapmağa karar verdi ve 44’üncü nişancı alayının komutanı General Alhazof’u  Abhazya’ya gönderdi. Gokçakof kendilerinin Abhazya’ya yönetici olarak yeni atadıkları Prens Dimitri Şirvaşidze’nin ulaşmasını beklerken, General Alhazof Samurzakan yöresinde bulunan Rus gücünün akibetinden endişelendiği için hemen İngur ırmağını geçerek Sohum’a doğru ilerledi ve Galizki nehrine kadar yaklaştı. Arslan Bey ise Kodor nehrinin deniz kıyısında oturduğu burun ile Kelaşür köyü arasında mevzi alarak burayı güçlendirip Rus güçlerini burada durdurmağa karar verdi.

Rus Birliği Kodor Irmağı’na henüz 4 km yaklaşmış iken Abhazların yoğun ateşi ile karşılaştı. Bütün Şiddetiyle süren savaş Rusların askeri disiplini ve topçu gücünün üstünlüğü nedeniyle Rusların lehine sonuçlandı ve Arslan Bey, Ubıh- Çerkes kabilesinin sınırlarına doğru çekilmek zorunda kaldı. Rus güçleri tekrar Sohumkale’ye gitti ve burada bir süre dinlendikten sonra en ileri gelen elebaşlarını Arslan Bey ve çevresindekileri etkisiz hale getirmek için Tsabal bölgesine hareket etti. Oradan da Soğuksu’ya (Lıhnı) ulaştılar. Burada 20 Kasım 1821 de bir araya gelen bütün Abaza prensleri ile beylerinin ve ayrıca burada toplanan Rus güçlerinin önünde Prens Gorçakof, büyük bir tantana ile Prens Dimitri Şirvaşidze’nin bütün Abhazya’nın yönetcisi olduğunu ilan etti. Yeni Prensin ricasıyla binbaşı Fonrakoci ? komutasında iki piyade bölüğü Soğuksu-Lıhnı’da bırakıldıktan sonra, geri kalan Rus güçleri Mingrelistan’a gönderildi.

            Bununla birlikte Abhazların isyan ve heyecanı tam olarak yatışmış değildi. Hatta Dimitri Çaçba 31 Ocak 1822 de Sohumkale’ye geri dönmek zorunda kaldı. Cigetlilerle (Sadz) Abhazlardan birkaç bin kişi Arslan Bey komutasında Lıhnı’daki (soğuksu) Rus bölüğünü kuşattılar. Fakat Rus muhafız güçleri kendilerini ve mevzilerini başarıyla savundular. Bu muhafız gücüyle birlikte gelecekte Abhazya’ya Ruslar tarafından yönetici olmak üzere atanan Prens Hamit Bey (Mihail) Şirvaşidze de henüz 16 yaşında olduğu halde bulunmuş ve büyük cesaret göstermiştir. Hamit Bey’in  atalığı Ubıhların soylu ailesi olan Berzeglerden, Hacı Berzek Degumoque’nin evinde ilk eğitimini almış, daha sonra Rus okullarında aldığı eğitimle aydınlanmış, böylece mükemmel bir ulusal terbiye ile birlikte, yüksek bir tahsil de almış olarak, daha sonra Abhazya’yı tam 44 yıl süreyle, Rus egemenliğini tercih etmiş olmakla birlikte, bilgece ve akıllıca yönetmiştir.

DİMİTRİ

            Abhaz Prensi Dimitri Şirvaşidze Rus generali Prens Gorçakof’un ısrarıyla tekrar Soğuksu’ya (Lıhnı) gelmişse de Arslan Bey yandaşlarından birisi tarafından zehirlenerek 17 Ekim 1822 de öldürüldü ve yerine yukarıda adı gecen Hamit Bey (Mihail) Şirvaşidze getirildi. Rus Çarı’nın 14 Şubat 1823 tarihli fermanıyla yöneticiliği tastik edildi.

HAMİT BEY-MİHAİL

            Hamit Bey’in (Mihail)  ilk yıllarında  Gagra çevresi Cigetlerinin, Bzıp suyunu geçerek Abhaz köylerine saldırıları oldu. Bunlardan biri ayrıca Ubıhların da katılımıyla  1823 yılında gerçekleşmişti. 17 Nisan 1824 tarihinde Aslan Bey yanındaki güçle Sohum yakınlarında yeniden ortaya çıktı ve Rus komutanı Mihail ile bir çok Rus askerini öldürdü. Halkta Rus yönetimine karşı gittikçe artan bir tepki vardı. Cigetlere, Ubıhlara, Tsaballılara ve çevredeki diğer Çerkes kabilelerine, Ruslara karşı genel bir isyan için çağrı yapıldı. Nihayet 12.000 kişiden oluşan büyük bir güç Arslan Bey ve bu sıralarda Abhazya’da çok sevilen  Kates Marğan (Merşan) Bey’in (Maan Kats MT) komutası altında toplandı ve Ruslar adına ülkeyi yöneten Hamit Bey’in bulunduğu Soğuksu (Lıhnı) üzerine hareket etti. Hamitbey’in amcası  Çaçba-Şervaşidze Alibey Soğuksu’nun karşıkarşıya kaldığı tehlike hakkında Sohumkale’de bulunan Rus komutana bilgi iletti. Kolordu komutanı Yermelof derhal Abhazya’ya hareket ederek Prens Hamit Bey Şervaşidze’nin yardımına koşmasını General Gorçakof’a emretti. Gorçakof, Gürcü prensi önemlice bir güçle ve ayrıca beraberindeki Gürcü Prensi Dadyan komutasında milislerle hareket ederek 8 Temmuz’da Kodor suyuna ulaştı. Burada karşılaştığı ilk Abhaz direncini bir kaç savaş gemisinin ateş desteğiyle kırdıktan sonra Sohum’a geldi. Buradan askerin bir kısmını gemilerle ve bir kısımını kara yoluyla Soğuksu’ya (Lıhnı) sevketti. Soğuksu’da  yerli halkın inatla direnmesine rağmen Prens Mihail (Hamit Bey) kurtarılmış, fakat Ruslar da çok yıprandıkları için Sohumkale’ye geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Prens Mihail Mingrelistan kralı Yorgi Dadyan’ın kızkardeşiyle evlenmiş olduğundan, Sohumkale’de kalmayarak kayınpederinin yanına Mingrelistan’a gitti ve Rus yönetimi de yalnızca Sohumkale’de kaldı. Abhazya’nın bunun dışında kalan büyük kısmı Arslan Bey’in yönetimi altına girdi. Abhazya ancak Prens Mihail’in ricasi üzerine Hasan Bey’in Sibirya’dan geri getirilmesi ile sakinleştirilebildi. Hamit Bey Mingrelistan’dan Abhazya’ya ancak 1827 yılında geri dönebilmiş ve Cigetlerle Ubıhların Abhazya’ya saldırılarını önlemek için  Gagra’nın bir Rus birliği ile işgalini Rus komutanlığından rica etmiştir.

            1829 yılında Türkiye ile Rusya arasında meydana gelen savaşın sonunda, General Feldmareşal Başkiyeviç Kafkas halklarının mümkün olduğu kadar çabuk itaat altına almak. Bu maksatla herşeyden önce bu halkların deniz kıyısı ve Türkiye ile ulaşımını ve ilişkisini keserek Türkiye’den silah ve cephane ulaştırılmasını engellemek için hazırladığı planı Çar’a sundu.

            1830 yılı Nisan ayında 5000 kadar Abhazyalı Sohumkale’ye üç-dört saat uzaklıktaki Merhaul köyünde bir araya gelerek Rus tabiyetini kabul etmemeye ve Abhaz yöneticisini de tanımamaya karar verdi. Bu yüzden Ruslar yeniden Abhazya’ya bir askeri harekat başlattılar. Öncelikle Ruslar Cigetlerin Gagra üzerinden Abhazya’ya saldırılarını, daha doğrusu yardımlarını önlemek için 800 piyade ve istihkam  askeri ile Gagra’yı işgal ettiler. Ayrıca Sohumkale’den hareket ettirilen 1600 kişilik bir güç 21 Temmuz 1830’da Pitsunda’yı işgal etti. Abhazlar ve Cigetler Rus birliklerini sürekli taciz etmekten geri durmadılar. Sonunda Ubıhların en büyük “Pşı”sı prens Hacı Berzeg komutasında 3000 Ubıh Gagra’ya saldırdı. Ruslara çok büyük zayiat verdiler ve Gagra ile Pitsunda’yı sürekli kuşatma altında tuttular. Buraları tam ele geçirmek üzere iken General Patsofski ile Abhaz Prensi Mihail Şirvaşidze’nin kazaklardan ve ayrıca Mihail’e bağlı  atlı Abhazlardan oluşan yardım gücünün buraya gelmesi ile bu iki mevki Rusların elinde kaldı.

            1833-1835 yılları arasında ünlü Fransız bilgini Dubuva Çerkezistan’a özellikle Taman bölgesine gelerek bilimsel araştırmalarda bulunmuştur.

            1837 yılında Rusların Abhazya’da yaptıkları, savaşçı yiğit Tsaballıların itaat altına alınması ve birkaç yıldan beri Abhazya’ya Karadeniz kıyılarında yapılmakta olan askeri yolun tamamlanmasından ibaret kaldı.Tsabal askeri harekatını bizzat Kafkas Kolordusu komutanı General Ruzen maiyetindeki 8 piyade taburu ve 22 toptan ibaret bir kuvvetle yaptı ve bu harekat 21 Mayıs 1837’de Tsaballıların boyun eğmesiyle son buldu. Aynı yıl Eylül ayında Rus Çarı durumu yerinde incelemek için Kafkasya’ya geldi. 1839 yılında Rus Çarı yeni bir örgütlenme gereği duydu. Öncelikle Kuban Nehrinin denize döküldüğü yerden Mingrelistan sınırını oluşturan İngur ırmağına kadar olan Doğu Karadeniz sahilindeki istihkamları ve Abhazya ve Tsabal yöresindeki bütün askeri kuvvetleri “Karadeniz Kıyı Kordonu” adıyla bir komutanlığa bağladı.

            Bu hat ikiye bölünmüştü. Birincisi Kuban nehrinden Soçi suyunun denize döküldüğü yerdeki Navaginski istihkamına kadar uzanıyordu. Her iki kısma da General Rayevski’yi karargahı Novorosiski’de bulunmak üzere genel komutan olarak atadı. Rusların Karadeniz kıyısı boyunca bir çok istihkam inşa ederek burada gittikçe daha kararlı biçimde yerleşmesi, Çerkesya’ya dışarıdan gerek erzak, gerekse ve özellikle silah, mühimmat ve  malzeme akışını engellemek, Kafkasya’nın bağımsızlığını ve varlığını tehlikeye atmaktaydı.  Bu nedenle 1840 yılı Şubat ve Mart aylarında Ubıh prensi  Hacı Berzeg komutasında büyük bir kuvvetle Lazarof, Velyamin ve Mihailof adlı Rus kalelerinini gerçekten kahramanca çarpışmalar sonucunda ele geçirdiler.

Tsabal ve Dallılar ve komşuları olan diğer Abhaz toplulukları da Ruslara karşı isyan ederek Rusların esareti altında yaşayan Marşan Şabat adlı Abhaz Prensini de kurtardılar. Rus ordusu için büyük bir hezimet ve felaket olan bu olay üzerine Ruslar bir piyade tümeni ve ayrıca 4. Karadeniz piyade alayını derhal Abhazya’ya gönderdiler.

            Abhazya’nın Ruslar tarafından atanan yöneticisi prens Mihail Şirvaşidze ki bu sıralarda general rütbesini almıştı, komutasında bir kuvvet Tsabal bölgesine girerek bunları yönetimi altına aldı. Bununla birlikte General Rayevski Abhazya’dan alınarak yerine general Anrep adında birisi atandı.

            1841 yılı Eylül sonlarında Ubıhlar tekrar Soçi suyu yakınlarında toplanarak Abhazya’ya saldırdılar. Bazılarının anlatımına göre Ubıhların çoktan beri yapmaya başladıkları bu saldırıların asıl amacı, Rus etkisiyle Hristiyanlığın yerleştirilmesine engel olmak üzere Abhazya lehine bir yardım olmakla birlikte, Ubıh soylu ailelerden birinin kızıyla evlenmiş olan Maan adlı Abaza beyinin teşvikiyle gerçekleşmiştir.

            Dallılar da prens Marşan Şabat’ın teşvikiyle ayaklandılar. Artık Rus komutanları her türlü vahşi ve acımasız yöntemlere başvurmaya başladılar. Moravyev adındaki Rus generali, Dal Boğazı’ndaki Abaza köylerini, halkı köylerinden çıkartarak yaktırıp yıktırdı. Aynı yılın Eylül ayında Adler yöresinde general Anrep komutasında toplanan önemli bir kuvvete bizzat general Moravyev de Rus yönetimine bağlı Abhaz yerlilerinden, Mingrel, İmereti, Gorya, ve Svaneti yörelerinden oluşturulan milis kuvvetleriyle katılarak bu birleşik büyük güç Gagra’dan Ubıh bölgesine hareket etti. Ancak bir kaç Ubıh köyünü yakıp yıktıysa da daha fazla ilerleyemedi, içerilere giremedi.

            1842 yılı Mayıs ayında Dal bölgesinin beyleri olan Prens MarşanlarTsaballıları da tekrar ayaklandırdılar ve Abhazya’nın Rus egemenliği altında bulunan bölümüne hücum ettiler.

1843 yılında Samurzakan bölgesi bağımsız Samurzakan Sancağı adı altında doğrudan doğruya Rus yönetimine bağlandı. Bu sancak Maçavaryan adlı tarafsız ve hakkaniyetli bir Gürcü tarihçisinin açıklamasına göre Mingrel ve Abhaz prensleri arasında anlaşmazlık konusu olmuş olmakla birlikte gerçekte ezelden beri Abhazya’ya aitti.

            1849  yılında bile Marşanlar özellikle Eşsaw Marşan adındaki prens Tsabal yöresinde Ruslara karşı tahriklere devam etti.  Eşsaw Marşan Kuban bölgesinde Şeyh Şamil’in naibi olan Muhammed Emin’in yapmakta olduğu savaş harekatının hemen hepsine fiilen katılmakta iken Tsabal yöresine gelip sığınmak zorunda kalmıştı.

            Ülkelerinin bağımsızlığını isteyen Abhazlar 1850 yılında Ruslara karşı ayaklanmalara devam ettiler. 1853 yılında henüz Türkiye ile Rusya arasında savaş ilan edilmemişti. Fakat kısa bir süre sonra Kırım Seferi adıyla bilinen bu savaşın ilanı bekleniyordu. Naip Muhammed Emin’in Abhazya’ya geleceği haberi daha da etkili biçimde duyulmaya başladı. Bunun üzerine aynı yılın Temmuz ayında Ruslar, Sohum, Mramba ve İlor tabyalarını ciddi biçimde güçlendirmeye başladılar ve Sohum’un savunma gücünü 1300’e çıkardılar. Bu sırada Osmanlıların Güney Abhazya’da bulunan Sen Nikola tabyasını işgal ettikleri haberi Sohum’a gelmişti. Osmanlı filosunun Karadeniz’deki hakimiyeti Rus garnizonlarının durumunu büstütün tehlikeye sokuyordu. Nihayet Muhammed Emin’in hazırlayıp sevk ettiği 30.000 Çerkesten oluşan bir ordu, 1854 yılının Mart ayı ortasında Bzıp suyunu geçerek Abhazya’a girdi. Bunun üzerine bu sıralarda Karadeniz kordonboyu komutanı olan General Minorof’a Rus Çarı tarafından Abhazya’daki tabyalarda bulunan bütün Rus kıtalarını Novarosisk’e nakletmesi ve Abhazya’yı boşaltması emredildi. Pitsunda, Mramba ve Sohum’daki Rus birlikleri Mingrelistan’a gönderilerek, buradaki Gurya birlikleri güçlendirildi. Rus birlikleri bu harekatta daima Abhazların ve diğer Çerkes topluluklarının baskılarıyla karşı karşıya kaldı. 1855 yılında Türkiye ile Rusya arasında savaş ilan edilmiş, Osmanlı ordusu İngiliz ve Fransızların da desteği ile Kırım yarımadasına girmişti. Bunun üzerine Ruslar bu yılın Mayıs başında Novorosisk ve İngur nehri üzerinde ve Mingrelya’da Osmanlı ordusuyla Ruslar arasında kanlı savaşlar oldu.

            1856 yılında Osmanlılar Abhazya’yı boşalttılar. Aynı yılın 10 temmuzunda Rus askeri, Abhazya hakimi General Prens Mihail Şirvaşidze (Hamit Bey) komutasında Sohumkale’yi tekrar işgal etti. 1857 Martı’nda Cigetler Bzıp suyunu geçerek Gagra çevresine akınlar düzenlediler. Aynı yıl Mayıs’ın beşinde Gagra da Ruslar tarafından işgal edildi. Ve Aralık ayında Ruslar biri Sohumkale’de diğeri de Konstantinovski’de olmak üzere iki deniz üssü kurdular.

            1859 yılında Pıshülular Abhazya’ya akın yaptılar. Bunun üzerine Ruslar bu kabile üzerine yürüyerek onları da egemenlikleri altına aldılar.

            Bu yıl içinde Kafkasya’nın ünlü savunucusu ve emiri Şeyh Şamil, Gunip kalesinde yenilerek Ruslar’a esir düşmüştü. Bu çok üzücü haberin Abhazya ve Kuban bölgelerine ulaşmasına rağmen 1860 yılı Mart ayında Ubıhlar, Cigetler , Ahçıpsılılar, Abhazya’ya girerek Rus birlikleriyle çarpıştılar.  Tsabal yöresinde de Pıshülılar, Ahçıpsılar ve Aybgalar birleşerek Ruslara karşı ayaklandılar. Bu üç kabileden oluşan topluluk Mudayevler ünvanını taşıyorlardı. Aynı yılın Ağustos ayında önemli bir Rus müfrezesi bunlara karşı harekete geçti. İki taraf arasında çok kanlı bir savaş oldu. Mudayevler bu savaşta Ruslara çok büyük kayıplar verdirdilerse de savaşın galibi sonunda Ruslar oldu.

            Bu sıralarda 3000 Ubıh askerinin Hacı Berzeg komutasında Pıshülıların yardımına geldiği haberi yayıldı. Rusların Abhazya’daki askerlerinin tamamı ise 4000 kişi dolayındaydı. Ruslar bu kuvveti Hacı Berzeg ve ona yardım edecek güçler karşısında yeterli görmediler.

            Gagra yöresindeki Rus birliği Sohum’a dönmek zorunda kaldı.

            22 Eylül 1861 tarihinde Rus Çarı Aleksandr, Sohumkale’ye geldi,  sonra 23 Eylül’de Poti üzerinden Kutais’e kadar gitti ve 26 Eylül’de Kırım’a döndü. 1863’de de Ruslar Poti limanının inşaatına başladılar.

            Kuban ve Abhazya yöresinin Çerkesleri bir taraftan kahramanca ve yurtseverlik içinde istiklal savaşı verirken, diğer taraftan da parça parça Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar. Bu şekilde 1858 yılından 1864 yılına kadar yalnız Abhazya’dan en az 20.000 kişi Türkiye’ye göç etmiştir. Resmi kayıtlardan alınan bu sayı Abhazya ve Gürcü tarihçisi Maçavaryan’ın ifadesine göre gerçek sayıdan çok daha azdı. Çünkü bir çok insan gizlice küçük ve güvensiz teknelerle Türkiye kıyılarına canlarını atmışlardı. Bununla birlikte Türkiye’den bazıları bu arada (Sadz prensi) Geç sülalesinin lideri Reşit Geç Bey daha sonra tekrar Abhazya’ya dönmeyi tercih etmiştir.

            1864 yılı Çerkesler için tarihin en acı, en elem dolu yılıdır. Çünkü bu yıl, Çerkesya’nın bu ara Abhazya’nın Ruslar tarafından işgali kesinlik kazanmıştır. Bu yılın Temmuz ayında Abhazya doğrudan doğruya Rusya’ya ilhak edildi. 21 Temmuzda Abhazyalıların son isyanı bu ilhak ilanına karşı bir protesto anlamında gerçekleştirilmişti. 2000 Abhaz 28, 29, 30 Temmuz günleri Sohumkale’ye defalarca saldırsalar da sevgili yurtlarının yazgısını değiştiremediler.

            1866 yılında Samurzakan ve Tsabal bölgelerini de içine almak üzere bütün Abhazya “Sohum Askeri Bölgesi Sancağı” oldu.

            19 Şubat 1871’de bütün Abhazya’daki köylülerin özgürlük ve serbestlikleri ilan edildi

            5 Mayıs 1877’de Osmanlı filosu Sohumkale’yi bombardımana tuttu ve şehrin önemli bir bölümü harap oldu. 26 Mayıs gününde de Soçi top ateşine tutuldu. 13 Haziran’da Sohum’a çıkartma yapan bir Osmanlı müfrezesi İlor yöresinde General Alhas komutasındaki Rus birliğinin işgali altındaki mevziye saldırarak Sohum kalesini işgal etti.

            15 Haziranda General Alhas gerek Osmanlı kuvvetini gerekse Rusya’ya karşı ayaklanan  Abhazları Oçamçıra bölgesinde Galingra (Aalzga) adlı nehir  yakınlarında  yeniliye uğratarak 20 Temmuz’da Sohumkale’yi tekrar işgal etti.

            19 Şubat 1878’de Türkiye ile Rusya arasında barış görüşmelerine başlanmış, tekrar onbini aşkın Abhazyalı büyük bir sefalet, yokluk ve binbir güçlük içerisinde Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır.

Sonuç Olarak:  Yukarıdaki bilgilerin hemen tamamını Met Çünatıko Yusuf İzzet Paşa’nın Kafkas Tarihi II (Evrikalarım-Bulduklarım) adlı kitabının 6. Bölümü olan Abhazya konulu metinden aldım. Met İzzet Paşa da, tarafsız bir Abhaz dostu diye nitelendirdiği Gürcü tarihçi Maçavaryan’dan aldığını söylüyor. Bu kitap 23. 8. 1912 yılında yazılmış. O günden bu güne bu bilgilerde güncellemeler olduğu bir gerçek. Onun dışında Met İzzet Paşa diasporalı bir yazar, bir Osmanlı paşası olarak kısmen Osmanlı bakış açısını, kısmen de kendi duygu ve düşüncelerini katarak yazmış.  Öte yandan günümüzde Keleşbey’in katili konusunda farklı düşünceler var. Aslan Bey ve Sefer Bey konusunda da görüşler farklı. Hatta yeni bulunan bir belgeye göre Keleşbey’in evlat katli sonucu değil, bir savaşta şehit düşerek öldüğü söyleniyor. O bakımdan Abhazya’nın Osmanlı-Rus ilişkileri konusunda bir de Abhazyalı yazarlar ne söylemişler onu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Gelecek yazımızda bu olaylara bir de Abhazyalı araştırmacıların penceresinden bakacağız.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
beyhan çetin
683 gün önce
çok iyi ve güzel yorumlar var,emeği geçen herkese sonsuz tşkler.
Yazarın Diğer Yazıları
492 gün önce
698 gün önce
813 gün önce
1199 gün önce
1262 gün önce
1523 gün önce
1746 gün önce
1854 gün önce
1876 gün önce
1890 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=