Lütfen bekleyin..
DOLAR
3,7760 % -0,88
istanbul
23 Ocak 2018, 06:48

Mahinur Tuna Papapha

KEFKEN ve AHÇIPSI KÖYLERİ

18 Mayıs 2016, 13:12

KEFKEN ve AHÇIPSI KÖYLERİ

 

                                      Papapha Mahinur Tuna

 

Bilindiği üzere Kefken uzun süredir Büyük Kafkas Sürgünü'nün sembolü haline geldi. İlk kez Rahmetli Ömer Büyüka'nın yazıları ve şiirleri ile gündeme gelen bu kıyı, özellikle Abhazların çok büyük kayıplar verdiği bir yer olarak, daima hafızalarda yaşadı.

Abhaz-Gürcü Savaşı sırasında Türkiye'ye gelen üç konuğun 21 Mayıs 1993 günü burayı ziyaret etmeleri ve bu ziyaretin Alaşara dergisinde yer alması, Kefken'i mekân olarak gündeme getiren en önemli etken oldu. Ondan sonraki yıllarda bazı Adige ve Abhaz gençleri buraya giderek bilgi edindiler ve derneklerin ilgisini bu bölgeye çektiler.

Ben de ilk kez bu gençler sayesinde Kefken'i görme olanağı buldum. O yıl sadece Abhaz Derneği ve Bağlarbaşı derneğinin yönetim kurulu üyeleri ve bu gençlerden oluşan küçük bir grupla yaptığımız ziyaret sonucu, ertesi yıl buraya bir sürgün anıtı dikmeye karar verdik. Ancak ertesi yıl, sadece Abhaz derneği adına bir tabela asmaktan öte geçemedik. Sonraki yıllarda burası bildiğiniz gibi hayli ilgi gören bir alan haline geldi ve gerçekten tüm derneklerin ve özellikle çevre derneklerin çabaları ile Kefken, sürgünün sembolü oldu.

Bu gün, geriye dönüp baktığımızda burada yapılan görkemli törenlerin, halkımızı bilinçlendirme konusunda yararlı olduğunu görüyoruz. Ancak, Sürgün tarihi bakımından buraya gelen insanlar kimlerdi? Başlarına ne geldi? Sonra nerelere yerleştiler? Gibi tarihsel bir çalışma yapılmadığını da görüyoruz.

Oysa anayurtlarından sürülen bu halkın her bölgesinin, her köyünün, her ailesinin, hatta her ferdinin ayrı bir göç öyküsü vardı ama bu güne kadar derlenmediği gibi, yazılı hale de getirilmedi. Yazılı bilgiler çoğunlukla göç öncesine yönelik ve Kafkasya kaynaklıydı. Kafkasya'dan göç ettikten sonra insanların başına ne geldiği konusu ise biraz yabancı kaynaklarda, biraz Osmanlı arşivlerinde, biraz da halkın anılarında yaşıyordu. Osmanlı kaynakları konusunda güzel bir çalışma yapan Bedri Habicoğlu'na bu anlamda teşekkür borçluyuz.

Ben her zaman sürgünün anayurt dışındaki boyutunu merak eden biriydim. O nedenle zaman buldukça özellikle “Kefken Abhaz Mezarlığı” ve “Kesepha Elif” hakkında bilgi toplamaya çalıştım. Edindiğim bazı bilgileri az da olsa sizlerle paylaşmak istiyorum.

Rahmetli Ömer Büyüka ile Abhaz dilinin etimolojisi ve bazı kitaplarını Abhazca'ya çevirmek için birlikte çalışırdık. Onunla geçirdiğim 35 yıl benim için on tane üniversiteye değdi. Ömer Amca'nın annesi de Kefken'de karaya çıkan Abhazlardan biriydi. Ondan ve diğer göçmenlerden dinlediği acıklı öyküleri kaleme almıştı. Kefken'de karaya çıkan Abhazlardan bir gecede 400 kişinin öldüğünü, orada açlıktan, hastalıktan, sefaletten ölen kişilerin haddi hesabı olmadığını anlatırken ve Elif'in ağıtını okurken olayı bir kez daha yaşardı. Onun gözyaşları beni de etkilemiş olmalı ki Elif hep aklımın bir köşesindeydi. Rahmetli kardeşim Beybulat, Acıelmalık “Abjakua” köyünden bir Beygua-pha ile evlenince bu köye sık gider oldum. Gelinimizin babası Beygua İzzet, iyi Abhazca ve Rumca bilen biriydi. Rumca'yı Yunanistan'da öğrenmişti. Ona, Acıelmalık Köyü hakkında bir şeyler sordum. Bu köyün Abhazya'nın Abjıwaa bölgesindeki “Abjakua Köyü” sakinleri tarafından kurulduğunu, önce Kefken'de karaya çıktıklarını, bir süre Karaağaç Köyü ve çevresinde yaşadıklarını, daha sonra bu gün “Acıelmalık” diye bilinen bu köye gelip yerleştiklerini ve Abhazya' daki gibi köylerine hala “Abjakua” dediklerini öğrendim.

İzzet Amca, köyde yaşayan sülaleleri sayarken, Kesba ailesinden de söz etti. Ben de Kesepha Elif'i sordum. Adını bildiği gibi, kendisini gördüğünü de söyleyince çok heyecanlandım ve hemen not ettim. Abjakualılar Kefken'den buraya gelince Abhazyadaki köylerini aratmayacak güzellikte bir köy kurmuşlar, öyle ki görenler buraya “Küçük İstanbul” demeye başlamışlar. Köy o günün koşullarına göre zengin bir köymüş. Ambarları dolu, hayvanları bol, bereketli bir köymüş, o yüzden köye çeteler dadanmaya başlamış. Bunların başında da İpsiz Recep varmış. Bu çete savaşlarının sonucu mu, yoksa başka bir nedenle mi bilemeyeceğim, bu köyün tamamı başka Abhaz köyleri ile birlikte Selanik'e sürülmüş. Kesepha Elif de onlarla birlikte Yunanistan'a gitmiş. İşte İzzet amca onu Yunanistan'da görmüş. Kendisi küçük bir delikanlı iken Kesepha Elif yüz yaşın üzerindeymiş, kendisi gibi yaşlı biri olan Ajiyba Mahmut * ile Selânik'e bağlı, yine “Abjakua” diye anılan köylerinde, onları ocak başında sohbet ederlerken görmüş. İzzet amcalar mübadele sonucu Türkiye'ye geri dönmüşler ve yine eski köylerine gelip yerleşmişler, tabii epey fire vererek.

Anlaşılıyor ki Elif Abhazya'dan sürüldükten sonra, önce Varna'ya gitmiş, soydaşları ile birlikte orada 13 yıl kaldıktan sonra Türkiye'ye gelmiş, Kefken kıyılarında yaşanan dramdan sonra, Acıelmalık “Abjakua” köyünde bir süre yaşamış, oradan Selanik'e sürülmüş ve orada ölmüş. Kadıncağızın sürgün çilesi sonunda Yunanistan'da noktalanmış. Şu an kemikleri bir mezarlıktan bile yoksun olarak Yunanistan topraklarında yatıyor olmalı.

Değerli dinleyiciler. “Kefken Abaza Mezarlığı” olarak bilinen ve bu gün Karaağaç Köyünde dikilen ikinci anıtın bitişiğindeki koruluk, Kesepha Elif'in elinde açamguru ile akşama kadar ağıt yakıp dolaştığı toplu mezar bölgesidir. Bu bilgileri daha sonra söyleşi yaptığım çevre Abhazlarından öğrendim. Bu mezarlar üzerinde herhangi bir mezar taşı olmadığı için insanlar o masum kemiklerin üzerinde dolaşmakta, törenler sırasında açlıktan ölen bu zavallıların hemen bitişiğindeki tören alanında dağıtılan kumanyalar yenmektedir. Katıldığım birkaç törende bunları gözümle gördüğüm için Kesepha Elif'in sesini duyar gibi oldum. “Bari sen sen yapma !” der gibiydi. O günden sonra oraya gitmek yerine, biraz araştırma yapmaya karar verdim.

Yaptığım küçük bir araştırma sonucu Kefken'de karaya çıkanların Abhaz olduğunu öğrendim. Benim söyleşi yaptığım insanlar çoğunlukla Abhaz oldukları için kendi öykülerini anlattılar. Burada karaya çıkan Adige veya Ubıh var mıdır? Bunu bilmiyorum. Bunun da mutlaka araştırılması gerek. Benim öğrendiğime göre Kefken'e gelen Abhazlar çoğunlukla Abhazya'nın Ahçıpsı, Abjıwaa ve Abzıp bölgelerinden gelen Abhaz köyleriydi. Bunlar önce Bulgaristan'ın Varna kıyılarına gitmişler ve orada 13 yıl yaşamışlar daha sonra Kefken'e gelmişlerdi.

Ömer Büyüka 1864'de sürülenlerin çoğunlukla Abhazların Ciget (Sadzwa), Ayıbga,ve Ahçıpsı boyları olduğunu, daha sonra Kefken'de karaya çıkanlar arasında Abjıwaa ve Abzıp boylarının da olduğunu söylüyor ve onların dramını en ince ayrıntılarına kadar anlatıyordu. Bu bilgiler Kefken ile ilgili kitapçığımızda yer alacağı için burada söz etmeyeceğim. Ancak, Ömer Büyüka'nın Tırşı Murat'dan naklettiği“Kefken'e geldiğimiz ilk gece 400 kişi açlıktan ölmüştür” sözlerinin altını çizmeden edemeyeceğim.

Burada, açıkta konaklayan Abhazların büyükleri, köy kurabilecekleri yerleri araştırmak için uzaklara gidince, orada kalan kadınlar bir somak mısır için ırgatlık yapmışlar. Bir değirmenin bahçesinden izinsiz incir koparan bir Abhaz, değirmencinin kurşunlarıyla can vermiş. Konakladıklara yere gelen bir kediyi yemek için avlamaya çalışan çocuklar bunu başaramayınca, çürük ağaçların yumuşak kabuklarını yemiş ve zehirlenip ölmüşler. Gün gelmiş dilenmişler, gün gelmiş çalmışlar. Bu korkunç görüntüler karşısında Elif'in ağıtları artık acının ötesine geçmiş, her satırı bir beddua olmuş.

Ben burada, bir de rahmetli Aşamba Orhan Çakar'ın Harmantepe köyünü anlatırken dile getirdiği bazı satırlara yer vereceğim. Harmantepelilerin yarısından fazlasının Kefken Karaağaç köyünden geldiğini, buraya da Bulgaristan'ın Varna kentinden geldiklerini söylemişti. “Bunlar Abhazya'nın Yeşıra ve Abjıwaa bölgesinin insanlarıydı” dedi.

Ayrıca, “Karaağaç köyünden dağılanlar çeşitli köylere gitti. Onlar ilk geldiklerinde Kefken ovasına, taa Kuzça, Dombaybayırı denen yerlere kadar dağıldılar. Karaağaçtan etrafa yayılanlar. Kolcoğlu, Dombaybaş gibi köylere yerleşti. Dombaybaş'da Kucaalar vardı. Bıçkı köyünün bir kısmı da Kuzçalıdır.” dedi.

Yine Abhazya'daki kaynaklarda da adı geçen Şamı Osman'ın Abhazya'da iyi bir lider olduğunu, 1866 yılında Abhazya'daki Lıxnı ayaklanmasına karışan ve oradaki konuşmaları yürüten büyük bir hatip olduğunu ve Varna üzerinden Karaağaç'a geldiğini, söyledi.

“Kefken'e gelen Abhazlar sadece bunlar değildi. Koynalı, Limandere, Sinanoğlu, Kuzça, Adatepe, Karapınar, Dombaybayırı ve Dombaybaş gibi köyler de zamanında buradan dağılan Abhazların kurduğu köylerdi” dedi.

Daha sonraki araştırmalarımda birçok Ahçıpsı köyünün Kefkenden dağılmış olduğunu öğrendim. Türkiye'de Ahçıpsı köyü olarak bilinen 20'ye yakın Abhaz köyünün önemli bir kısmı Kefken'den dağılmıştı.

*

Bu gün Ahçıpsı bölgesi 2014 Soçi Olimpiyatları nedeniyle de gündeme gelmiş bir bölgedir. Bildiğiniz üzere Olimpiyatların yapılacağı yer olan ve “Krasnaya Polyana” yani “Kızıl Yayla veya Kızıl Çayır” denen yerin eski adı “Kbadaa” yani “Gubadü” adını taşımaktadır. Gubadü tam bir Ahçıpsı bölgesidir. Agubaa Abhazların iyi bildiği soylu bir Abhaz sülale adıdır. Hatta Abhaz folklorunun en değerli eserlerinden biri olan Madan Sakanya'nın öykülerinde Agubaa Tıkua adlı Ahçıpsılı bir adamın öyküsü anlatılır. Soçi ve çevresindeki birçok yer adı, yani toponim bu gün de Abhaz diliyle anılmaktadır. Ahçıpsı bölgesindeki tüm akarsu isimleri ve yer adları da öyledir. 19. yüzyılın başında Ahçıpsı bölgesi olarak bilinen bu bölgenin halkının tamamı bu gün Türkiyededir ve hepsi Ahçıpsılı olduklarını bilirler. Benim tespit edebildiğim Bıçkı-Hücac Bey, Yarça-Kuarçügia, Kalyak, Tagorek -Kadırbey, Zorbek Bey, Apsara-Nüfren, Apsara-Tshinara, Apsara-Tepsek, Nüfren -Soğuksu, Çakallık, Sümbüllü, Efteniye'nin bir kısmı, Karadere, Kuzça, Hüseyin Şeyh, Karaçökek, Şabat Bey, Tavak gibi köyler Ahçıpsı köyleri olarak bilinir. Bu köylerde yaşayan ve halen Ahçıpsı diyalektiyle konuşan pek çok aile vardır.

Bu köyler hakkında söyleşi yaptığım kişilerden biri olan Apsara-Nüfren köyünden Hüatış Cihat Bey, bu köyü Ahçıpsı bölgesinin Apsara köyünde yaşayan Abhazların oluşturduğunu, Apsara'ya gelmeden önce Kefken'de kaldıklarını, köylerini Mas-yıpa Hacıbat Bey'in kurduğunu söyledi ve köyün tarihçesini anlatırken. “1865 yılında Abhazya'nın Ahçıpsı bölgesinden 62 kişi seçip Türkiye'ye gönderdiler. O zaman Osmanlıların başında Abdülmecid vardı. Bu temsilciler buraya gelip yerleşmek istediklerini söylediler, padişah da onlara İstanbul ile Bolu arasına yerleşebileceklerini belirtti.” dedi.

Ahçıpsı köylerinin yanı sıra bir Cigerda köyü olan Cigerda-Soğuksu köyünün de yine Kefken'den dağılan köylerden biri olduğunu görüyoruz. Benim Türkiyedeki Abhaz köyleri ile ilgili yaptığım “Köyler ve Öyküler” adlı bir kitap çalışmamda köylerin dışında, tek tek fertlerin de Kefkenle bağlantılı göç anıları olduğunu fark ettim. Ayrıca hemen her köyün bir kurucusu olduğunu ve köyün bu kurucunun adıyla anıldığını gördüm. Buna “Akıta zırtüaz” yani “Köyü oturtan” diyorlardı. Bu köyü oturtan kişilerin de çoğunlukla feodal aileler olduğunu gördüm. Bu tür derlemelerden çok önemli genellemeler çıkarmak mümkün olabiliyor.

Kefken'e yapılan ilk toplu ziyaret olan 21 Mayıs 1993 tarihinden bu yana 17 yıl geçti. Törenler artık Kefken'e sığmaz oldu. Biliyorsunuz sürgün İstanbul dahil çeşitli kentlerde ve mekanlarda da anılıyor. Bu çok güzel ama hala sürgün tarihimiz yerinde sayıyor. Hatta saymıyor tamamen yok oluyor. Artık bu anıları anımsayıp anlatacak büyüğümüz de kalmadı. Ben şu küçük çalışma için yazılı kaynak bulamadım. İnternet'i taradım bir iki köyün dışında bilgi bulamadım. Bulduklarım da göç tarihi bakımından bir hiçti.

Değerli dinleyiciler geçmişi bilmeden geleceğimizi belirleyemeyiz. Bu gün Abhazya'nın dışında kalan pek çok Abhaz toprağının insanları burada, Türkiye'de yaşıyor. 19. yüzyıl başlarında Gagra'dan Soçi'ye kadar hem kıyıda hem de dağların içinde yaşayan Abhaz halklarından hiç biri hakkında Abhazya'da fazla bilgi mevcut değil, sadece yer adları kalmış. Aynı şekilde toprakları Abhazya sınırları içinde kalmışsa da üzerinde halkı kalmayan Tsabal gibi bölgeler de var. Bu da, bu bölge halklarının tarihini yazma görevinin kendilerine ait olduğunu gösteriyor. Ne yazık ki halkımız o dönemlerde yazılı kültürden mahrumdu. Yazılı kültüre geçtikten sonra da bunları yazacak duyarlı insanlardan mahrum kaldı.

Bu bakımdan bütün hemşerilerimden rica ediyorum. Bu konuda duydukları tek satırı bile kaydetsinler. Kaydetsinler ki geçmişimizden ders alalım.

Kefken, tüm Çerkes halklarının sürgün sembolüdür ve de Abhaz sürgününün en büyük delilidir. Ben inanıyorum ki Abhaz Dernekleri Federasyonu bu delile gereken önemi verecek ve bu büyük acı bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömülecektir.

 

Papapha Mahinur TUNA

21 Mayıs 2011

(Bir konferans metni)

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhibe Uğur
613 gün önce
Çok duygulanarak okudum. Neden aile içinde bu yaşananlar hiç konuşulmadı, neden hep suskundu büyüklerimiz? İnsanın içi acıyor öğrendikçe. Teşekkürlerim gerçekleri sunmaya çalışan, emek verenlere.
Yazarın Diğer Yazıları
400 gün önce
605 gün önce
721 gün önce
1107 gün önce
1170 gün önce
1430 gün önce
1654 gün önce
1761 gün önce
1784 gün önce
1798 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=