Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
26°
23 Temmuz 2018, 10:45

Kopsirgen Orhan

Türkiye'de Lo Kıtların Yaşayan Tahamedeleri! 2. Bölüm

26 Nisan 2016, 15:29

Ağaç köprü yerine yapılan betonarme köprü 1955

  

KÖYÜN ARSIZLIĞI…

Eskiden Zamantı ırmağı üzerinde sadece iki köprü vardı. Biri Tahta köprü köyünün köprüsü, diğeri Altı kesek köprüsüydü. Uzun yaylanın iki yakadaki köylerinin birbirlerine ulaşabilmeleri ancak bu iki köprüden birini kullanmakla mümkün olabiliyordu. Dolaysıyla Altı kesek yolu daha kestirme olduğu için tercih sebebiydi. Gelin almalarda, Altı keseklilerin gelincilere, giderken değil dönüşte uyguladıkları adetsel şakalar nedeniyle bu köprünün aşılması biraz zor olmaktaydı. Usuli olan bu şakalar nedeniyle, bilmeyenler veya fazla ciddiye alıp aşırı bulanlar köyün adını arsıza çıkarmışlardır. Hem adet gelenek bileceksiniz ve hem de onu uygulamaktan kaçınacaksınız, yakışık alırmıydı? İşte bu uygulanan bazı adetsel şakalardan meydana gelen ufak tefek gerginlikler Altıkeseğin adının arsıza çıkmasına neden olmuştur

Çayırlıktan ot çekme

 

ÇALIŞMA HAYATI:

Altı kesekliler, Makinalaşma dönemine kadar çiftçilikte: Özlü ve daha verimli topraklarını ihtiyaçları kadar ekmenin dışına yönelmemiş ve hayvancılığa ağırlık vermişlerdir. Büyük baş hayvanlar (At, Öküz, İnek, Camız) beslerlerdi. Fakat Koyunculuğa daha çok ağırlık vermekteydiler. Dolayısıyla hem arazi, hem de yerleşim yerleri ona göre düzenlenmişti: Köyün geniş arazisinde hem yaylıma hem de kışın koyunları barındırmaya müsait ağıllar vardı. Ayrıca köyde de her evin kendine göre koyunlarını kapatacağı ağılı ve atlarıyla diğer büyük baş hayvanlarını bakacakları ahırları bulunmaktaydı. Ayrıca yazın sıcağında çıkacakları Toroslar da Tahtalı, Gövdeli, Dumanlı gibi yaylaklar edinmişlerdi ve kışın Yılxı’larını (At sürülerini) Ceyhan, Amik ovalarına indirirlerdi. Dolaysıyla ona göre ücreti karşılığın da Yılkı Çobanları, Köyün Sığırtmacı,  Dana, Koyun, Kuzu çabanı, Sağıncıları ve Yaylak Korucuları edinirlerdi. Altıkesek’lilerin bazıları şehirde de evler edinmişlerdi fakat nereye giderlerse gitsinler yaşam merkezleri Altıkesek’ti!..

Her evde kadınların baktığı kümes hayvanları (Tavuk, Hindi, bazılarında Ördek ve Kaz) vardı. Yılxı sürüsünün dışında erkekler, ahırda iki tür at bakarlardı biri binek, diğerleri at arabası koşumu içindi. İneği ve Mandayı sütü nedeniyle beslerlerdi, Öküzü kağnıya koşar ve çalışma hayatında kullanırla dı. Keçiyi, koyun sürüsüne öncülük etsin için az miktarda bulundurur; Merkep, çobanın barxanasını taşısın, Köpekte sürüyü Kurttan korusun için bakılırdı. Köyde dikkat çeken başka bir husus; hayvanları hareket ettirmek için Üvendire ve Meses türü dürtücü aletler kullanılmadığıdır.

Bahar ayı, Koyun ve Kuzular, Toroslarda yayla

 

YAYLA:  Orta Toroslarda ki yaylalara, koyunlar kuzuladıktan, sıcaklar başlayınca çıkarlardı ve Onüç yataktan oluşmaktaydı. Fakat Kırgılı yatağı başkalarına geçtiği için Oniki yatak olarak kalmıştır. İsimleri şöyledir: 

(1-Sarıyatak,  2-Ay Mekânı, 3-Deli Alinin Çardağı, 4-Köy Pınarı, 5-Küçük Dumanlı,  6-Büyük Dumanlı, 7-Çebiş Yatağı, 8-Gölyatağı, 9-Kartal Pınarı, 10-Mıcır Boğazı, 11-Büyük Tahtalı, 12-Küçük Tahtalı) yani 12 sürünün barınabileceği (Sivas Fen Müdürlüğünce yapılan ölçümlere göre 248 bin dönüm. 12 yatak) saha olarak 1893 yılında resmen Altı keseğe tahsis edilmiştir. Ondan önce Yaylanın güney tarafında bulunan devlet çiftliği (Sultan Harasına) mal edilmek istenmişse de bunu engellemek için Kulbek Hacının (Yahya) çok gayret sarf ettiği, atının terkisine kefenini bağlayarak “Ölürsem beni oraya gömün” diye köylüleri teşvik ederek karşı çıktığını ve yetinmeyerek Bıjnav Paşa aracılığıyla saraya kadar ulaştığı rivayet edilir...

Kaynar yarmasından sonraki ırmak görüntüsü ve Reoxşarte Göleti

  

ALTIKESEĞİN SAZLIĞI (Gölet ve Bataklık)                                                                                  Seyhan Nehrinin ana kollarından biri olan Zamantı Irmağı Altı kesek taraçalarının önünden geniş bir kavis çizerek geçerken, Büyük Çayırlığın bitimi ve Kantax’tan itibaren Kara boğaza doğru bir bataklık, sazlık sahası oluşturur. Bu sazlıkta çeşitli kuşlar barınırdı. Suyunda Sazan, Turna balıkları bulunur, adam boyu Yayınlar yakalanabilirdi.  Yazın, hayvanlar için otu olmayanlar; kışın, buz tuttuktan sonra ihtiyacı olanlar çevre köylerden gelerek sazları biçer, kamışları keser, köylerine, şehre götürerek hamam ve fırıncılara satmak suretiyle harçlıklarını çıkarırlardı. Fakat Sivrisinek ürettiği için zararlı yanı da vardı. Kurutulmak istendi ve DSİ nezdinde (1964 yılında) girişimde bulunuldu...

Kara boğazlılar, hayvancılıklarının öleceği gerekçesiyle bu işe karşı çıktılar. Altı kesekliler çaresiz kalarak, Kara boğaz köyünün kanalın geçmesi gereken yerlerini Malmüdürlüğü marifetiyle (resmen) istimlak ettirdiler ve oluşturulan heyetin takdirine göre parasını Kara boğaz Muhtarlığı adına bankaya bloke ettiler. Çalışma hızlandı fakat DSİ’nin peş-peşe gönderdiği kanal kazıcı üç makina da bataklığa saplanıp bir kış boyu çıkarılamadan orada kaldı. Ertesi yıl baharın, Altı kesekten Ankara’ya bir heyet geldi: Ziyaret edilecek makama ve teşkilatına hitaben hazırlanan bir teşekkür mektubu ekinde uygun bir çiçek buketi ile Sayın G. Müdür Arif Onat ziyaret edildi. (Bu görüşmeye, o dönemde milletvekili olmayan Şevket Doğan da katıldı) ve çok içten bir karşılama ile sıcak bir kabül görüldü. Bundan cesaret alan köyün muhtarı: Mümkünse bir makine daha gönderilmesi talebinde bulundu! Bunun üzerine Sayın Genel Müdür Onat şunları söyledi: “Mevzu olan makineden elimizde sadece 183 tane var, Türkiye sathında çalışıyoruz, işe yaramıyor ise de bunun üç tanesi sizde. Ama imkân bulabilirsem söz veriyorum bir tane daha göndereceğim. Siyasileri devreye koyan, Kara boğaz muhtarına da söylediğim gibi size de söylüyorum, kanal açıldıktan sonra o toprakların yıkanması lazım, değilse verimli olmaz. Onun için topraklarınızda gölet inşa edilecek, sulama kanalları açılacak söz veriyorum” dediler ve heyet, asansör kapısına kadar bizzat kendisi tarafından uğurlandı.

Köyün Çayırlığını Sulamak için açılan Kanal.

 

Gölet, Kaynar yarması çıkışındaki, köyümüzün (Kelfatma denilen ve Ajilerin eski ağılının, değirmenin olduğu bölgede) “Reoxşarte”(mal paylaşılan yer) denilen yerin önü kapatılarak yapıldı, sulama kanalları da Potuklu köylerine kadar açıldı. Şimdi bu çalışmalardan en çok yararlananlar başta Kara boğaz,  Kılıçmemet,  Aşağı ve Yukarı Potuklu köyleridir. Altı keseğe taraf geçirilen kanal, seviye düşüklüğü nedeniyle işe yaramadı ve Irmak yatağından çıkarılan çamurların kıyıya yığılması, dağıtılmaması nedeniyle hem görüntü çirkinliği meydana gelmiş, hem de çayırlar bozulmuş oldu. Yani Altıkesek zarar gördü. 

GERİLEYİŞ 

Altıkesek’lilerin Anadolu topraklarına intikalinden itibaren, iklim şartları ve edindikleri topraklara intibak etmeye çabalarken; bir taraftan da aralarına katıldıkları toplumun dilini, davranışlarını değerlendirmeye çalıştılar. Biraz bir şeyler öğrenip kendilerini toparlamaya, güçlenmeye başladıkları dönemde Balkan ve I. Cihan Harbi patlak vermiş. (1913, 1914) Henüz hafızalarda yaşayan bir vatan kaybetmiş olmanın telaşıyla ikinci vatanlarını korumaya kalkmışlar ve eli silah tutan insanlarını peş peşe cephelere göndermişlerdir. 400 nüfuslu bu köyden, kurtuluş dönemine kadar 90 kişi gitmiş ve bunlardan sadece 4 dü geri dönebilmiştir!... Dolayısıyla Altı kesekliler, önce insan fakiri düşmüş, çalışma gücünü kaybetmişlerdir. Sonra 1928 yılında yaşanan keven senesiyle hayvanları da telef olmuş ve salgın hastalıklardan da zarar görmüşlerdir... Ayrıca yeni devletin baskılı rejimi, mal sayımı, yol parası, öşür adı altında yapılan zulümler yetmiyormuş gibi bir de 60 hanelik köye 93 hane Göçmen yerleştirmek suretiyle köy her açıdan iyice zayıflatılmıştır. Bu durum ve şartlar altında hareket kabiliyetini yitiren Altıkesekliler: Ne Ceyhan, ne Amik Ovasındaki kışlaklarına, ne Toroslarda ki yaylalarına, nede şehirdeki mülklerine gereği gibi sahip çıkamamışlardır. Dolaysıyla sürgün şartlarında yaşadıklarından daha ağır sorunları Cumhuriyet döneminde yaşamaya başlamışlardır, taki 1940 lı yıllara kadar. Bu tarihte yeni yetişmiş olan gençler, canlarını dişlerine takarak yeniden dirilmeye, tarlalardan ve hayvanlardan edindikleri nemaları uzaklara, 120 Km. mesafedeki Kayseri gibi yerlere, kağnı arabalarıyla taşımak suretiyle paraya tahvil ederek güçlenmeye çabalamışlardır.

Yine o tarihler de: Torosların Tahtalı, Gövdeli ve Dumanlı yaylalarına, Gürün İlçesine bağlı Bey pınar, Güneşli, Börüklü gibi yakın köylerden yapılan müdahalelere ve bazı şahısların zilli yet, mülkiyet benzeri hak iddialarına karşı çıkılmış! Hem hukuki açıdan ve hem de fiili mücadele başlatmışlardır ve bu yaylayı geri kazanma çabaları 1992 yılına kadar sürmüştür.  Bu mücadele safhasında Gürün ilçe yönetimi kendi taraflarında olan köylere sıkı destek vermiş ve fakat Altıkesek’lilerin ısrarlı tutumu karşısında Kayseri ile Sivas İl sınırının tespiti zorunluluğu doğmuştur. 1955 Yılında her iki mahalli idare tarafından oluşturulan heyetin, mahallindeki keşif belirlemelerine göre ayni yıl “Üçlü kararname Resmi gazete de yayınlanmak suretiyle: Bu il sınır tespiti Altı kesek lehine olacak şekilde neticelenmiştir.

Bu heyete katılan üyelerden birinin sonradan, etkisinde kaldığı bu keşif olayını şöyle anlatıyor: “Sabahleyin erkenden dağların eteğinde, başları beyaz başlıklarla bağlı, üstlerinde siyah yamçıları, heybetli bir atlı grubuyla karşılaştık. İlk bakışta bu atlıları görünce, inanın üzerimize dağ yürüyor sandık! Bu Altıkesekliler nema nem şeylermiş, hepimizi yedirdi içirdiler ve bizi yolcu ederken şarkı, türkü eşliğinde havaya silah sıkarak ne kendilerin de, ne de bizim jandarmalar da mermi bırakmadılar.”

İshak Kokuva-nın(Kokoa) Diploması

EN ÖNEMLİ KAYIP

Altıkeseğin güçsüz düşürülmesinden meydana gelen en önemli kayıplardan biride: Hem kafkasyadayken hem de Anadolu'ya yerleştikten sonra köy adına tuttukları önemli kayıtlardır. Bütün kayıtlar, onu başarabilecek, köyden okur-yazar olan birine aktarılırdı. Bu son mutemet kişi 30 lu yıllarda vefat etmiş olan “Bic İslam”dır; çocuğu olmadığı için nesi varsa iki mirasçısı tarafından pay edilmiştir. Yıllardan sonra (1964) olay tesadüfen öğrenilince araştırmaya başlanmış, mirasçılarından biri Kulbek Memet, Altın yaldızla yazılmış, el yazması bir Kuranı kerimden başka kâğıt adına hiçbir şey almadığını yeminle ifade etmiş, diğer mirasçı: Sarıoğlan Yahyalı köyüne yerleşmiş olan abisi Osman’ın oğlu, ancak ölümüne yakın bir tarihte: Bir arabanın götürebileceği kadar götürdüğünü, ambarın üzerine yığdığını ve ateş tutuşturmak için her gün bir parça yakarak tüketildiğini itiraf etmiştir. Böylece Altıkesek köyü ile ilgili bilgilerin bir Türkmen hanımın elinde erimiş olması üzüntü verici oluyor. Bunlardan, köyde yaşayan sülalelerle ilgili bilgi içeren kitap vari bir şeyin, kız kardeşinin kocasına intikal ettiği biliniyor, ama oda bulunamadı. Ortaya çıkar mı, çıkmaz mı, ne zaman çıkar bilmiyoruz.

Altıkesk ten Halitbören Muhacir evlerinin görüntüsü

 

BULGAR MUHACİRLERİ 

İlk kafile 1936 Yılın da yazın 28 Hane olarak Trenle gelmiş ve Altıkesekliler, kağnı arabalarıyla Şarkışla ya giderek eşyalarıyla birlikte köylerine getirmişler. Geçmişte kendi soylarının yaşadıklarının psikolojik etkisiyle olacak, Göçmenlere kendilerinden birileriymiş gibi davranmış; yeme, içme ve barınmaları konusunda hayli duyarlılık göstermişler. Buna rağmen muhacirlr, gördükleri coğrafya ve iklim şartlarından hoşlanmayarak rahatsızlıklar göstermeye başlayınca: Bunu fark eden devlet görevlileri, huzursuzluğa neden oldukları gerekçesiyle iki aileyi Elaziz’de yaşama gözetimine almışlarsa da geri kalanlar, bir gece sessizce köyden kaçarak batıya doğru gitmişler. Olaydan haberdar olan devlet bunları takip ederek Bursa da yakalamış ve kışın Jandarma marifetiyle tekrar köye getirilmişlerdir. Eşyalarını getirememeleri ve gördükleri çetin kış şartlarından ürkerek, saklı tuttukları paralarıyla, kendileri için yapılan masrafları ödeme şartıyla, devletten temin ettikleri serbest yerleşim izni ile tekrar Bursa’ya giderek yerleşmişlerdir.

İkinci kafile 1939 Yılında 93 Hane olarak gelmiştir. Bunları da hoş karşılamış, evleri yapılıncaya kadar köylerinde barındırmışlardır. Fakat öncekilere gösterdikleri yoğun ilgiyi bunlara göstermemiş ve ilgililerden: Bunların tamamının arazilerinin kendi köylerinden verilmesini fakat köye yerleştirilmemelerini istemişlerdir.  İstek kabul görmüş ve Altı kesek topraklarının en verimli yerleri onlara dağıtılırken; evleri, Halitbören köyünün oturduğu derenin, Altı keseğe dönük kuzey sırtına: 93 Hane ahırı, samanlığı, çevirmesi ve kiremitli çatısı ile o günün şartlarına göre modern sayılacak tipte muhacir evleri yapılmış ve yerleştirilmişlerdir. Aradan yıllar geçmiş ve bir gün Kaymakam Muhacirleri yoklamaya köye gelmiş! Yol üzerinde çocukların oynadığını görünce birinin kolundan tutarak: “Sen nece konuşuyorsun?” diyerek sormuş!  Çerkesce konuştuğunu ve Muhacir olduğunu öğrenince: Eyvah, eyvah! Biz Çerkesleri Türkleştirelim derken Türkleri Çerkesleştirdik demiş!...

Köy karşısı ve Bılıra çayırlığı

 

ALTI KESEĞİN HAVA ALANI

Yıl 1934 veya 35, Çayırlar biçilmiş otların çekimi de bitmek üzere. Kayseri yönünden Malatya tarafına giden ufak bir uçak, köyün önündeki çayırlığın üstüne gelerek dönmeye başlar. Bunu gören Altı kesekliler Teyyarenin inmek istediğini tahmin ederek, el kol hareketleri yapmaya, ceplerinde taşıdıkları küçük aynalarla işaretler vermeye başlarlar ve uçak iner... Fakat Teyyare arızalıdır tamir edilmesi gerekiyor, tamir ekibinin gelmesi beklenecektir. Haber Uzunyayla’ya duyulur ve köylerden arabalarla kadın, erkek ve kızlar ellerinde mızıkaları hiç görmedikleri teyyareyi yakından görmeye gelirler. Çadırlar kurulur, yenilir, içilir, eğlentiler düzenlenir. Askerler hallerinden memnundur, ikinci uçakla gelinip arıza giderildiği halde birkaç gün daha kalınır. Ayrılırken pilotlara hediyeler verilir, onlarda manavra kayışlarına kadar verebilecekleri neleri varsa onları köylüye dağıtarak vedalaşırlar.

Cıjdu da yüzen Kazlar

ALTI KESEĞİN GEMİLERİ 

Eskiden, öküzle çalışıldığı dönemlerde, kış boyu ahırda kalan öküz baharın kağnı arabasına koşularak, çocuklarda arabaya bindirilmek suretiyle dolaşarak hamlığı alınmaya çalışılırdı... Öküzden makineleşmeye başlandığı ellili yıllar dönemiydi ve mevsim bahardı. Zamantı Irmağı taşmış, köyün önündeki bütün çayırlık sular altıdaydı. Köyde henüz iki Traktör vardı, üçüncüsü de bir hafta önce alınmıştı... Yeni traktörün sahipleri, herhalde traktörlerinin hamlığını almak istemiş olacaklar ki: Suyun içinde traktörle dolaşmaya başladılar ve göremedikleri çayırın yumuşadığı bir yerde battılar! Onu kurtarmak için diğer bir traktörü götürdüler, oda battı. Diğerini de götürdüler oda batınca traktörleri öylece bıraktı ve suların çekilmesini beklemeye başladılar. Dolaysıyla bu üç traktör milletin ağzında “Altı keseğin Gemileri” olarak ünlendi.

ALTIKESEĞİ ÇEVRELEYEN KÖYLER

Doğu tarafı: Me-ke-ney (Kızılçevlik), Ha-pa-çay (Ba-tır-deog-hab-le, Taşoluk) Lı-ğur-hab-le (Alamescit) Batısı: Kaynar,  Ku-na-şey (Ku-na-çey, Halitbören), Je-rış-tey (Yağlıpınar) Güneyi: As-lan kıt (As-lan-hab-le, Karaboğaz), Şe-şen-cam-bo-tey (Aşağı Boran), Yel-höey (Y. Boran) Kuzeyi: Beşkazak-hable (Hilmiye, eski adıyla Domuzdere) 

Köyün arkasından Güneye bakış

 

KÖYÜN ARAZİSİ:

Malatya yolundan başlayan, köy önüne ve doğudan köy arkalarına doğru kuzeye uzanan; yer, yer hafif meyilli düzlüklerin, yükseltilerin, derelerin oluşturduğu arazinin adı, güneyden başlayarak şöyledir: Çe-çen-koer, (Çeçenderesi ve sırtı) derelerin en kısa ve köye en uzak olanıdır. Yel-xöey-koar, (Boranderesi) Bu dere köyün aşağı tarafına açılır.  Koar-du (Büyükdere) en uzun olan deredir.  Kor-bax (Kurudere) aşağısı sonraki vadiyle birleşir. Me-ke-ney-koer (Kızılçevlikderesi) üç köyle sınırdaştır. Kuc-ma-ğö-re (Kurtini) ve Telgraf orta boy düz bir platodur. Her derenin kendi adıyla anılan birde sırtı vardır. Ayrıca Kaynar yarmasının doğu yakasında kalan, Tahtaköprü köyü arazisi ile Hilmiye arazisinin sınırdaş olduğu bölgede, Altıkeseğe ait, Raox-şar-te’nin üst tarafına düşen genişçe bir yaylım arazisi bulunmaktadır ve burası düz bir platodur. Eskiden bu araziye yakın (Kelfatma Reox-xurte bölgesinde) üç koyun ağılı bulunmaktaydı. Yine güneyden Karaboğaz, A.Borandere ve Altıkesek Sınır kesişmesi noktasından itibaren karşı geçe Irmak boyu: Kun-dır, Ça-xır-ta-duv, Cı-jır-ta, Çe-çen-cı-ha, Kıt-cı-koa... Köyün arkası: Kıt-aş-tax, Nı-şın-te-ra (Mezarlık), Tı-şa-ra-koa, Bıc-ra Rı-cıx, Ğa-rır-ta, Kuşa-ra, Çüğğu-ra, Ku-ta-cıx, Cı-ğa-ra. Cı-ğa-ra’dan sonra: To-ba-kap-şı, Xar-taj, Ğa-rır-ta, Reox-şar-ta... Köyün önünden başlayan Halitbören tarafı: Ku-na-çey ça-xır-ta, Kıt-cı-ha, Ğazey-ğamğoe, Kıt-pax-ça-xır-ta, Bı-lı-ra, Ça-yır-du, Kurt-pı-ğoar, Çakmaklı...

MÜNFERİT BİLGİLER:

- Köyün üst başında Bic Ğalinin evi, evin yanında taş duvarla çevrili küçük bir Gül bahçesi, yukarısında Bic’ların Çeşmesi adı verilen tek oluklu bir Çeşme, Kup Şuayıp’ın evinin olduğu (Kayaların yanı) tasla su alınabilen bir göze; Bu suyun önceleri Lo Emir Beylerin evine pöhrenkle götürüldüğü söylenir. Ajilerin Avlusunda bir su kuyusu, birde Kokoa Emir gilin kapısının önünde bir kuyu vardı. Dolaysıla su ihtiyacı çoğunlukla ırmaktan karşılanmaktaydı ve Kışın ırmak buz tutar, Baltayla veya kazmayla delinerek su alınırdı.

Leyleklerin terk ettiği yuva ve Güz çayırı

- Yukarıda görülen üstü tepsili kuru ağaç Bic’ların kapısının önündeki özel yapılmış bir Leylek yuvasıydı. Birde Aji-ların evlerinin karşısında ve ırmak kenarında olan iki büyük Söğüt ağacının biri Leylek yuvalıydı. Irmak kenarı (Köyün önü) şimdiki gibi ağaçlı ve bahçeler çevirmeli değildi. Güvercinler genelde ahır ve ağıllarda yaşar, Kırlangıçlar evlerde, geniş antrelerde yuvarlama ile tavan arasına yuva yaparlardı. Sabahları gün doğarken çayırda uzun uzun öten Turna sesini, uçan Leyleği uçmayan Leyleklerin nasıl selamladığını; akşam gün batımıyla birlikte, kuzeyden güneye toplu halde dans ederek uçan Sığrcıkları seyretmeye ve gün batımından sonra ay ışığında kurbağa seslerini dinlemeye değerdi.

- Zamantı ırmağı (Cıjdu) etrafına ve birçok canlıya hayat sunarken, Yaz ve Bahar aylarında “Çiğ ile Krağı” düşmesi nedeniyle köy meyve ve bahçeciliğe müsait değildi. Çerçiler, çoğunlukla merkeplerle Yarpuz üzümü (denen çok şıralı bir üzüm türü) kavun, karpuz getirirler; bazıları Leblebi, kuru üzüm ve Keçiboynuzunu çocuklara toplama yün karşılığında satarlardı. Özellikle Erkiletliler sırtlarında kocaman kumaş bohçalarıyla kapı kapı dolaşır, hanımlara Bez ve Entarilik beğendirmeye çalışırlardı. Sonra Aliminyum ve Plastik kaplar karşılığında Bakırlar toplandı. Seyyar Esans satıcıları, neredeyse Kafkasya’dan getirilen kayda değer Uzunyayla da eser bırakmadılar. Gürün, Malatya’dan kuru kayısı, kuru üzüm, pestil ve pekmez; Maraş’tan Sahtiyan getirilirdi. Soğan, patates, mercimek, kuru fasulye gibi baklagilleri yetiştiren yakın köylerden buğday karşılığında trampa edilirdi.

- Halitbören’e yerleşen Muhacirler Irmaktan “Kotane” denen bir bakıma sünger elyaflı uzun otları biçer ve diğer hasır otlarıyla yere serilen türden hasırlar örerlerdi. Avcılıkta yapıyorlardı. Dolaysıyla Irmakta balık, arazide TOY (Yabani kaz) Bıldırcın, yabani Ördek, neredeyse havada katar katar uçan TURNA bırakmadılar… Arazide üç tür hayvan görülürdü Tavşan, Tilki ve Kurt… Bu araziyi süsleyen kendine has çiçekleri, gelincikleri de vardı, Kangal, Yemlik, Madımak, Karamuk, Ebem gömeci vs. gibi yabani yiyeceklerde yetişmekteydi. Çayırlıkta Salep otu, Çüğğüre’de Kuzukulağı, Tege dağında Kengel yetişirdi; bunları tanımadığımız yabancılar gelir toplardı ve birde, Sırtların da göz, göz bölünmüş iki taraflı büyük Hurçları olan, ellerinde ağaç sitilleri ve koltuk altlarından uzattıkları uzun değnekleriyle köpekleri korkutan  “Yaman Toplayıcılar” vardı. Hala varımıdır bilmiyorum.

- Cami önündeki çeşmenin yapımı 1953 yılıdır. (Sonradan su kaynağı fazlalaşınca evlere de verilmiştir) Kaynar Pınarbaşı yolu, Pınarbaşı Malatya Nato yolu da bu tarihlerde yapılmaya başlanmıştır.

Sellektör kuruluşundan sonra, Köy Mandırası Kaymakam Dursun Toprak Beyin gayretleriyle 1963-67 yılı arasında hayata geçirilmiştir.

Köydeki Koyun Ağılının üzerindeki, takriben 30 cm çapında, neredeyse iki başı pek farklı görünmeyen, 10 metreden daha uzun kalem gibi büyük yuvarlamaların Çakmaklı mevkiinden kesildiği, fakat 1900 lü yıllardan sonra ormanın görülmemeye başladığı anlatılır. Yakacak için odun, Şeker, Yukarıboran yaylası ve daha uzak yaylalardan Kağnı arabalarıyla getirilmekteydi.

Köyde Öküzle çekilen dört tekerlekli araba Bulgar muhacirlerinin gelişiyle birlikte 1938 den itibaren görülmeye başlamasına rağmen at arabalarının dışında bu arabalara itibar edilmemiştir.

  

Gelin almayla ilgili düğünlerde misafirlere özelde “Bir Dilim Helva” verilmesi ile özellikle “Onure” edilmek üzere BIJA sunulması önemsenen sembol uygulamalardandı. Evlilikte ilk dünyaya gelen erkek çocuk için, Hayat denilen evin büyük Antresin de Salıncak kurulur, tavana yuvarlak halka ekmeği bağlanır. Gençler bu ekmeğe iple tırmanıp dişleyerek yetenek gösterirlerdi.  Kızlar Salıncağa bindirilir gençler tarafından neredeyse tavana vuracak gibi sallayarak eğlenir ve bu suretle doğumu kutlamış olurlardı.

Not:

a- Uzunyayla yöresinde Çerkeslerden önce bulunan insanlar, Kışın genişçe bir dam altında hayvanlarıyla birlikte yaşarlarmış. Damın ortasında bir tandır, tandırın üstünde geniş bir örtü ve örtünün altına herkes girerek birlikte yatar uyurlarmış…

b- Uzunyayla bölgesinin çoğu arazisinin, Dulkadir Beylerinin yaylım yerleri olduğu, sonraları Mekke-Medine Vakfına tahsis edildiği daha sonra da: Kafkas muhacirleri gelmeye başlayınca onlara kiralanmak ya da satılmak istendiği, olmayacağı anlaşılınca arazinin serbest bırakıldığı anlatılır.

c- Altıkesekle ilgili, Nart Dergisinde tanıtım yapılacağı haberi üzerine bu yazı, on gün gibi kısa bir zamanda hazırlanması zorunluluğu doğduğu için: Konu gereği kadar araştırma yapılamadan,  yeteri kadar bilgi toplanmadan ve Altı keseklilerin oluru alınmadan hazırlanmıştır. Şimdi ise bazı kıssa ek bilgiler ve resimler ilave edilmiştir.

ç- Bu yazıda Sn. Fuat Loğlaroğlu'nun notlarından yararlanılmış,

d- Sn. Muhittin Ünal'ın derleyip 15/12/2007 de KAFDAV yayınlarından olan "Uzunyayla Rapor ve Belgeleri" Kitabının içeriği "Eiji Miyazawa" nın makalesinden etkilenilmiştir.

e- Noksanları olan bu yazının içerdiği, birçok doğrunun yanında birazda magazinsel yanı vardır. Bir tek şahsın dışında olayların aktörlerinden bahsedilmemiştir. Dolayısıyla yazılacak çok şey olabilir. Altıkesekle ilgili bilgi sahiplerinin, sağlıklı katkılarıyla ve hem de yapacakları eleştirilerle bu çalışmanın küçük bir kitapçığa dönüştürülmesi mümkündür. Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum.13.01.2009 Ank.

                                     ------------------------------------------

 

C-  Yozgat-Sorgun-OSMANİYE Köyü (Low Kıt) Thamadesi MIQA (МЫКВА ) BEKİR ÖZBEK

                                  

Bekir Özbek (Муква)

1942 yılında Yozgat ili Sorgun ilçesine bağlı Osmaniye köyü(Lokt) da doğdu. İlköğretimini doğduğu köyde tamamladı. Askerlik görevini Erzincan’da yerine getirdi (30 ay). Kendisi 6 çocuk babası ve 15 torun dedesidir. 1973’de Almanya’ya çalışmak amacıyla gitti. Rheinland-Pfalz eyaletinin Koblenz şehrinde bir metal fimasında 6 yıl kadar çalıştı. 6. Yılın sonunda dogduğu köye dönüş yaptı.

Kendisi dönüş yaptıktan sonra çiftçilik ve zirai faaliyetlerde bulundu ve 1983-1988, 1988-1993 ve 1998-2003 yılları arasında olmak üzere 3 dönem muhtarlık görevinde bulundu. Bu görevi süresince onunla çalışan azaları;

  • Abdullah Rüzgâr (Напщы)
  • Şerafettin Günen (Гвана)
  • Münir Demir (Ажи)
  • Mehmet Eser (Уаз)

Muhtarlığı süresince köyünde bulunan bir çok eksikliğe kendisi ve ekibi çalışarak ve üreterek yanıt verilmesini sağladılar. Bunlardan bazıları ise şunlardır;

  • 83 yılında yaşanan sel felaketi köye büyük zararlar açmıştı, bu felaketten tekrarlanmasını önlemek adına yetkili makamlara başvurarak komşu köylerin hudutlarından uzanan 7 km uzunluğunda kanal açıldı.
  • Köyde o zamanlar şebeke suyu bulunmamaktaydı ve gereken takibat Köy Hizmetlerince yaptırılarak köyün şebeke suyu bağlandı.
  • Köyün okulunun ihata duvarı çevrilmesi ve yolunun yapılması için müracatlarda bulunuldu ve yerine getirildi.
  • Köye kadınlar için halı dokuma kursu getirtildi.
  • 330 m2 alanı olan çok teşkilatlı köy odası yaptırıldı.
  • 86 yılında köy minaresi, diğer kölerin hiçbirinde bulunmayan Nevşehir yonu taşından yapıldı.
  •  Mera- ıslahiye yapılarak köyün mera arazisi genişletildi dolayısıyla köyün geliri de artırılmış oldu.
  • Meralara ve köyün içerisine çeşmeler getirildi.

       2003 yılında ise görevini devretti. Şu anda kendisi emeklidir fakat çiftçilik hayatı, çalışkanlığı ve üretkenliği devam etmektedir. Buraya kadar, Bekir’in kendi anlattıkları…

Muka Bekir için biyografide yazılanlar bence çok azdır. Muka Bekir her şeyden önce  akıllı ,zeki büyük bir hafızaya sahip kişidir.Şöyle ki;Sorgun Osmaniye köyünde Muka Bekir den yaşça büyük başka kişilerde vardır.Ama bu kişiler Muka Bekir”in hem dinsel hem tarihsel ve hemde sosyolojik olaylardan haberdar olduğu ve bilgilere sahip değildir.Bu yüzden Muka Bekir”i Osmaniye köyü thamadesi olarak seçmeyi ve yazmayı uygun bulduk.

Muka Bekir: Tarihsel ve Osmaniye köyü ile ilgili bilgileri hem dayısı KATRE ve hem de diğer büyüklerinden almıştır. Örneğin, Osmaniye Köyünün kuruluşu, Osmaniye köyünün

kuruluşunda hangi sülaleler vardı Köyün yaklaşık nüfusu ne kadar dı.Aristokrat aileler kimlerdi? Yok olan sülaleler ve köydeki yerleri.Halihazırda köyde yaşayan sülaleler ve sayıları köye ilk içme suyu nasıl getirildi.? Köyün kuruluşunda Önderlik eden Belağ Zekeriya Efendi, köye su gelince ne dedi? Kara Hacının harmanın da su konusunda nasıl konuştu? Cena sülalesi (Şahan”ın babası) Şow sülalesi,Rısta sülalesi,Acbek sülalesi,Canımbay ve Kanşoka  vede Tug sülalesi ve Belağ vede Çktu sülalesi konusundaki bilgi aktarımı bizler için büyük bir kaynaktır.

Muka Bekir, aynı zamanda habze adımıdır. Hayatı boyunca Abaza habzesini yaşam düsturu olarak benimsemiş, ana diline önem vermiş ana dilini çocuklarına ve torunlarına öğretmiştir. Bazı yeğenleri mükemmel Abaza ca konuştukları gibi Abazaca okuma yazmamasını da bilmektedirler.

Muka Bekir”in en büyük özelliklerinden biride Ana Vatanına ve halkına bağlılığıdır.

Abhazya-Gürcistan savaşına oğlunu gönüllü olarak göndermiştir. Oğlu bu savaşta yaralanmış ve gazi olmuştur. Sevgi ve saygıdeğer okuyucular. Muka Bekir için anlattıklarım çok azdır. Ama yazdığım yazı serisi oldukça uzun bir yazı. Muka Bekir”in anılarında olan, ama her zaman anlattırabileceğimiz bir kitaplık hatıra ve bilgileri mevcuttur. Eğer; değerli okuyucular arzu eder ve istekte bulunurlarsa Muka Bekir”in Tarih-Sosyal Bilgi dolu dağarcığını açtırıp siz değerli okuyuculara aktarabiliriz. Ben kendi şahsım için Muka Bekir”e sağlık sıhhat dolu uzun yıllar diliyorum. Aktardığı bilgiler için teşekkür ediyorum.

Kopsirgen Orhan

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Bic-ra Saim Tuc
807 gün önce
LOVKIT ĞATHAMADELERİ YANILGISI
Merhum Gnrl.İ.H.Berkok “Tarihte Kafkasya” Kitabında şöyle bir paragraf vardır. Jebağı ölürken şunları söyledi, diye: “Aharın şeref ve namusuna karşı hürmetkar olunuz, ikiyüzlü ve iki karalı olmaktan içtinap ediniz” (Syf: 245) Bu konunun aslı Kaberdey’ce şöyledir:
1-Zekoeşit naxıj kavımvuble. İki kardeş büyülüğünü başlatmayın!
2-Fız zeteyh kavımvuble. Birbirilerinizin eşlerini almayı başlatmayın!
3-Tov he yeja kavıvuble. Bir konu için birden fazla toplanmayın!
Büyük Kafkas düşünürü Cebağı bu üç öneride, bana göre şunları vurgulamak istemiş: A- Büyüklük konusunu, otoriteyi sarsmamayı önermiş. B- İffet, namus hususunu sakınmayı ve C- Kararlı olmay, sorunları sallantıda bırakmama tavsiyesinde bulunmuş!...
Şimdi biz Ğathamade seçiminde yaş faktörünü dikkate almazsak, küçük ve büyük birbirlerine nasıl muhatap olacak ve ağbi durumunda olan kişi küçük kardeşine; “Sinexıj yada Sithamade”mi diye hitap edecek ve nasıl bir buyrukta bulunabilecektir? Ğathamade-lik soy yapılanmasıyla bağlantılıdır. Derebeylik yada Klan oluşumunda, sülalesini temsil sorumluluğu taşıyan en yaşlıya (büyüğe) verilen tabii ünvandır. İçlerinden, herhangi bir konuda birinin görevlendirilmesi hususun ise bunlar veya vekilleri marifetiyle sağlanırdı.
Burada, “Güvenilir olmayanın güvendirmesi yanıltıcı olur” anlamına gelen bir ata deyimine vurgu yapmak isterim. Dolaysıyla bizim geleneğimizde görev alınmaz verilir ilkesi vardır ve gönüllülük olmadığı için Demokratik taammümler eski anlayışa terstir. “Her yaşlı Thamade değildir” derken burada hangi yaşlının o sıfata uygun olmadığı çelişkisi ortaya çıkar ve kastedilen kabiliyetli gençlerin yani küçüklerin önder yapılması ise buda ben gibi alışkanlıklara sahip olanlara aykırı düşer.
Eksik olmayın, siz beni köyümün Thamade’liğine uygun buldunuz. Köyümde beni kaç kişi kale alır, kendi yakınlarıma karşı sorumluluklarımı yerine getiremiyorum ki, beni neden dinlesinler? İçinde yaşadığımız şarlar gereği çocuklarıma bile hükmetmek istemiyorum ki, başkaları üzerinde nasıl otorite tesis edebilirim! Camiamızın çoğunluğunda oluşan yeni değer yargılara göre, benim toplumdaki konumum: Yaşı gereği deneyimlere sahip bir bireyim yada “Ğahbe” veya “Naxıj” Diğer yaşıtlarımdan farkım, avantaj mıdır, dezavantaj mıdır bilmiyorum ama: İki Kafkas anaç dilinde düşünebiliyor ve konuşabiliyor olmamdır.
Sizin şahsıma karşı takdirinizi anladığımı sanıyorum: Kişilerin birbirine benzer müşterek tarafları olabilir ama tümüyle örtüşmesi mümkün değildir. Çünkü her insan kendi şartları ve ortamı içinde kendi şahsına özeldir. Dolaysıyla merhumla birlikte adımı anmanız, hatırasına dönük olarak pek şık durmadı. Eğer Merhum Ömer Beygu“A” hayatta olsaydı ondan öğrenebileceğim çok şey vardı sanıyorum, en azında Apsıva ve Aşıva diyaletiği arasındaki sözcük kaymalarını ve anlam uyumsuzluklarını çoğu yanıyla azaltabilirdik.
Günümüzde herkes kendi sosyo/kültürel edinimleri, dil ve maziyi algılamaları ile mesleki anlayışları etkisinde yorumlamalarda bulunuyorlar ve hiçbirine yanlış diyemeyeceğimiz tarzda: Xabze, Akabz, Ğahı, Pışı, ğathamade ve Ğayhabı değerlendirilmeleri haddinden fazla. Aynen: Demokrasinin ne olduğunun tam değerlendirilememesi ve tam tarif edilememesinin yanı sıra çeşitlemesinin çok olması gibi. Son zamanlarda tüm insanlığa ve ülkelere dayatılan Demokrasiyle Xabzenin sağlıklı bir analizini ve karşılaştırmasını yapamayacak akademisyenlere günümüzde çok itibar edilmeye başlandı. Bu iş genel eğilim ve eğitimle olmayacağı kanaetindeyim, inşallah topluma mahcup olmamak bakımından inşallah kendilerini özelde geliştirirler!... Sağlık ve Esenlik dileklerimle.
Yazarın Diğer Yazıları
434 gün önce
1241 gün önce
1307 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=