Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
19°
21 Ekim 2018, 10:09

Mahinur Tuna Papapha

Bir Bestenin Acıklı Öyküsü Ve Kardeşim Ruhet Gürbüz

10 Nisan 2016, 12:55

Bir Bestenin Acıklı Öyküsü

                   Ve

                            Kardeşim Ruhet Gürbüz

“Umutları kedi kuyruğuna dönsün! Ağıttan başka şarkıları olmasın!

Kets-pha Elif”

Papa-pha Mahinur Tuna

                                   27 Şubat 2016-İstanbul

 

26 Şubat 2016 günü Beygua Ömer Büyüka’nın 15. ölüm yıldönümüydü. İstanbul Abhaz Derneği’nin salonunda yapılan anma gecesinde, Warada Müzik Topluluğu’nun kurucusu ve şefi, emekli müzik öğretmeni Ruhet Gürbüz’ün bestelediği bir ağıt dinledik. Beygua Ömer Büyüka’nın derlemesi olan ve “Kets-pha Elif’in Ağıdı” adını taşıyan şarkı sözleri, büyük bir acının ve isyanın belirtisiydi, çünkü acılar bedduaya dönüşmüştü . 

Büyük Kafkas Sürgünü’nün hafıza mekânlarından biri olan Kefken sahillerinde yaşananları ilk kez Ömer Büyüka’nın satırlarından öğrenen toplumumuz,  büyük acıların yaşandığı bu mekânı her 21 Mayıs’ta ziyaret ediyorlar.  Bilmiyorum buraya gelenler, burada yaşananların ne kadarını biliyorlar. Benim sadece Ömer Büyüka’dan öğrendiklerim ve daha sonra kendi derlediklerim, Abhazya’dan sürgün edilen Kets-pha Elif’in, sürgün üstüne sürgün yaşadığını, Kefken’de bu acıları yaşadıktan sonra, bu kez Selanik’e sürüldüğünü ve orada öldüğünü gösterdi.  O yüzden Kefken’e her gidişimde yüreğimde Elif’in ağıdını, isyanını, acısını ve gökyüzüne yükselen çığlığını duyarım.

Beygua Ömer Büyüka , “ Abhaz ve Adıgelerin Türkiye’ye sürülmesi sırasında yollarda ve iskelelerde her gün yüzlerce insanımızın öldüğü, yerleştirildikleri yerlerin havasıyla uyuşamayarak da nüfuslarının kırıldığı yetkililerin raporlarında, muhtelif yayınlarda görülür. Abhazı kalmamış ilk Abhaz köylerinden birçoğu tarafımızdan da görülmüştür” der ve devam eder.

Vatanın ve ulusun esir düşmesi felaket ise de ümitsizlik değildir. Vatandan kütlece sürülmek ondan daha büyük bir felakettir. Vatandan kütlece sürülenlerin yollarda ve varış yerlerinde kütlece ölüp serilmesi ise en büyük felakettir. Artlarında kalanlara dinmeyen ızdıraplar bırakır, diğer insancıl yüreklere de acılar verir. Çerkesler de bu dinmeyen acılara uğramıştır.1864’lerde vatanlarından sürülen Adıge ve Abhazların uğradığı bu felaket üç katlı felakettir “ diye yazar.

Kendi annesi de Kefken’de karaya çıkan ve bu acıları yaşayan bir insandı. Annesinden ve diğer büyüklerinden bu acıları dinleyerek büyüyen Beygua Ömer Büyüka bu dinlediklerini kitaplarına da yazmıştır.  Kefken’ de yaşanan acılardan ve Abhaz Mezarlığı’ndan söz ederken ;“ Tırşı Murat’ın anlattığına göre Kefken’e geldikleri ilk gece 400 kişi açlıktan, çocuklar çürük ağaçların yumuşak kırıntılarını ve yapraklarını yemekten zehirlenip ölmüş, bir değirmenin bahçesinden bir incir koparan Abhaz hırsız sayılıp değirmencinin kurşunuyla ölmüş. Açlıktan çalılıklarda buldukları kedilerin etini bile yemişler, hastalıktan açlıktan ölenlerin sayısı her geçen gün arttıkça ağıtların ve isyanların sesi de artmış”.

 İşte Abhazya’nın Abjakua köyünden, yani Ömer Büyüka’nın dedelerinin köyünden birlikte sürülen Kets-pha Elif’in sesi de sonunda padişahın kulağına kadar gitmiş. Padişah bu acıklı durumdan haberdar olunca,  Kets-pha Elif’e yardım etmek için onu saraya davet etmek istemiş ama o mezarları terkedip hiçbir yere  gitmemiş.  O günlerde elinde açamguru* ile acıklı ağıtlar söyleyen Elif’in bazı ağıtlarını annesinden duyan Ömer Büyüka onları  kaydetmiş, hatta kendisi de bu duyguların etkisi ile Elif’le ilgili bir-iki şiir yazmış ve bu yazılar Abhazya’daki bir dergide yayınlanmıştır.

Her 21 Mayıs’ta yapılan anmalarda, biri Abhazca diğeri Adigece olan iki ağıt, “Şiş Naniy” ve “İstanbulako” adlı şarkıların söylenmesi adet olmuştu.  Warada Müzik topluluğunun repertuvarında bu şarkıların yanı sıra  “Tsaballıların göç şarkısı” da bulunmaktaydı. Bu eserler anayurtta söylenen ve oradan buraya gelen şarkılardı. Diasporada bu kadar büyük acılar yaşamasına karşın böyle bir sürgün ağıdının bestelenmeyişi dikkat çekiciydi. Belki ilk zamanlar vardı da sonradan unutulmuş olabilirdi. Yine de diaspora olarak bir boşluk olduğunu düşünerek, kankardeşim Ruhet Hoca’ya böyle bir beste yapmasını teklif ettim. O da beni kırmadı “Sen şiiri bul, ben bestelerim” dedi. Her zaman çok etkilenerek okuduğum Kets-pha Elif’in bu ağıdını latin alfabesi ile yazıp Türkçeye çevirdim ve kardeşime verdim. Mükemmel bir beste oldu. Geçen yıldan bu yana güçlü bir sese sahip olan kızı Burçak Gürbüz tarafından söyleniyor ve yüreklerimizi titretiyor.

Ağıdın Abhazcası:

Kets-pha Elif Llakmar

Nan, nan, nan, nan, sışüdzımaaxıy nan!

Şüara abas şüınzırçüaz, şüafüa yınçüaayt, nanaa!

Nanaaw, Nanaa !

Nan, şüara abas şürıtshaztüz,

Yapsıwaafüa yırıtshaxaayt, nanaa !

Nan şüara abas şükuzxız,

Şüafüa yıkudzaayt, nanaa !

Şülaxintsa rılaxintsaxaayt, nanaa!

Rıçaxuı’kua  kıdbajüxaayt, nanaa !

Rıguğırta tsıgu tsıxuaxaayt, nanaa !

Mıktumamdzar aşüa rımhüaayt, nanaa !

Ççara-xumarra rmawaayt, nanaa, nanaa !

Ağıdın Türkçe sözleri

“Yavrularım! Yine geldim yavrularım !

Sizi böyle yok eden, sizin gibi yok olsun ! “

Yavrularım, yavrularım !

Sizi böyle mahveden,

Abhazlar gibi mahvolsun !

Alın yazınız, alın yazıları olsun !

Ekmekleri küflensin !

Umutları kedi kuyruğuna dönsün !

Ağıttan başka şarkıları olmasın  !

Gülmek, oynamak nedir bilmesinler yavrularım !

                                              

*

Bu içli bestenin sahibi kardeşim Ruhet Gürbüz hakkında birkaç söz söylemek, Adige ve Abhaz müziği hakkında görüşlerini almak istedim. Önce kısa bir biyografisini yazmayı yararlı buldum.

Ruhet (Batur) Gürbüz: 1950 yılında Düzce’nin Çam Köyü’nde doğdu, babası Şapsığların Lhıhuj, anne tarafı da yine Şapsığların Natho sülalesindendir. Şapsığcayı rahatça konuşup anlayabilen, evinde tam bir  Çerkes kültürü ve gelenekleriyle yaşayan Ruhet (Batur) Gürbüz  Çerkes müziği ve enstrümanı olan mızıkaya da aşina idi.

 Müzik eğitimine 1961 yılında Savaştepe İlköğretmen Okulu’nda başladı. 1964 yılında İstanbul İlköğretmen Okulu  Müzik Semineri’ni kazanarak Ekrem Zeki Ün’ün keman öğrencisi oldu. Dört yıl birlikte çalıştıktan sonra  1968 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’ne girdi. Prof. Edward Zuckmayer’in öğrencisi oldu. Saip Egüz, Erdoğan Okyay ve Nurhan Cangal ile Koro Yönetimi, Armoni, Okul Müziği, Çocuk Müziği, Halk Müziği ve Orkestra Yönetimi konularında  çalıştı.  1971 ve 2005 yılları arasında  devlet okulları ve özel okullarda 34 yıl müzik öğretmeni olarak görev yaptı. Çocuk, genç ve yetişkin koroları ve enstrüman toplulukları kurarak İzmit, Ankara, Isparta, Bursa, Edirne ve İstanbul’da sayısız konserler verdi. 1990 yılında İstanbul Müzik Öğretmenleri Oda Orkestrası’nın kurucu ve üyesi olarak 6 yıl süresince birinci keman grubunda görev yaptı.

2005 yılında emekli olarak kankardeşi Mahinur Tuna ile birlikte WARADA Adige-Abhaz Halk Şarkıları Orkestra ve Korosunu, 2007 yılında da WARADA MIZIKA grubunu kurdu. Bu grupların müzik öğretmeni, koro ve orkestra şefliğini yürüttü. Türkiye’de ilk defa nota ile mızıka öğretme metodunu geliştiren Ruhet Gürbüz,  2010 yılında “El Mızıkası Metodu” adıyla bir metod yayınladı. 150’ye yakın Adige ve Abhaz halk şarkısını repertuvarına kazandırdığı gibi diasporada yok olmaya yüz tutan Adige ve Abhaz şarkılarını da notaya aldı. Ömer Büyüka’nın derlediği Ketsepha Elif Ağıdı’nın dışında Şemi Tümer’in Hayriye Melek Hunç için yazdığı şiiri de besteledi.

Bunların dışında kendi özgün besteleri de olan Ruhet Gürbüz Adige ve Abhaz müziği konusundaki görüşlerini şöyle dile getirdi.

“Daha önce de Çerkes müziğine aşina idim. Ancak  kardeşim Mahinur’un isteği ve ısrarı üzerine Türkiye’de ilk kez nota ile mızıka öğretme ve grup halinde çalma yöntemini geliştirdim. Mızıka bilindiği üzere bireysel bir enstrümandır ve özellikle kulağı kuvvetli olan kişiler tarafından kolay öğrenilir. Bu kişiler bazen melodilere kendince katkılarda bulunur, bu bir çeşit  zenginlik gibi görünse de zamanla melodi özünü yitirmiş olur. Ayrıca, böyle bir yöntemle herkesin kolayca mızıka öğrenmesi mümkün değildir. Bu konuda ilk iş, kardeşim Mahinur’un mızıkasını alarak notalama çalışmaları yaptım. Ezgileri mızıkada çalınabilecek şekilde transpoze ettim ve böylece bir çok melodinin rahatça çalınabilmesini sağladım. Şu an gruplarımız 60’ın üzerinde mızıka melodisini çalabilir durumdadır.  Kurduğumuz gruplar kısa bir nota eğitiminden sonra gerek ferdi, gerekse toplu olarak bu melodileri çok kalay çalabiliyorlar. Gruplarımızla çeşitli konserler verdik. Hatta Abhazya’ya da gittik. Filarmonia’da  çaldık.

Zamanla konunun içine girip derinlemesine çalışınca, Çerkes şarkılarının konu bakımından çok zengin olduğunu ve tüm şarkıların çok sesli icra edilebildiğini farkettim. Mızıka’nın dışında telli ve üflemeli, farklı enstrülmanlar da kullandıklarını gördüm. Mızıka ile çalınan oyun müzikleri bir iki makamla çalınırken, sözlü müziklerin dünya müziklerinde kullanılan bütün gamlarla yapıldığını gördüm.

            Ancak, oyun müzikleri akordeon girdikten sonra her gamdan çalınmaya başlanmıştır.

Müziklerimizde dünya klasik müziğinde kullanılan majör, minör diziler kullanılmıştır. Yani Türk müziğindeki makamsal müzik (koma sistemi) yoktur. Ancak armonik minör dediğimiz batı müziğindeki ton, Türk müziğindeki nihavent makamı ile örtüşmektedir.

            Adige ve Abhaz müziği bu anlamda Türk müziğinden çok farklıdır, bizim müziğimiz çok sesli dünya müziği ile tamamen aynıdır. Bu durumda Çerkes mızıkası olarak adlandrılan el mızıkamız bireysel olarak belirli yörelerde çalınır oldu. Ancak, buna rağmen, özellikle düğünlerde, mutlaka tahta ile ritim yapanlar ve dejuv grupları mızıkaya çok sesli bir biçimde eşlik etme geleneğini doğurdu ve bu gelenek halen devam etmektedir.

            Yaşadığımız ülkede Çerkesler olarak belirli konularda yeni bestelerin pek üretilmediğini gördüm.  Özellikle sürgün acısı ve Kefken olayları beni çok etkiledi. Elif’in Ağıdı’nı gerçekten hissederek besteledim.  Hayriye Melek de aynı şekilde, çağının cesur ve aydın bir kadını olarak beni etkiledi.

            Adige ve Abhaz müziğinin en önemli özelliği aksak ritimlerin asla kullanılmamasıdır. Özellikle Kafe ve Wuıg’lar eşit adımlarla yürüyüşü sağlayan bir ritim ve düzendir.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
671 gün önce
877 gün önce
992 gün önce
1378 gün önce
1441 gün önce
1701 gün önce
1925 gün önce
2032 gün önce
2055 gün önce
2069 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=