Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
17°
22 Ekim 2018, 20:27

Mahinur Tuna Papapha

Mihri Rasim Müşfik Açba Hakkında Bazı Notlar 3

06 Ocak 2016, 22:44

Gaye Hanım ile Söyleşi

Türkiye’nin ilk kadın ressamı Mihri Rasim Müşfik Açba Hakkındaki biyografik kitabı hazırlarken Mihri Hanım’ın eşi nedeniyle akrabalarına da giderek sözlü tarih çalışması yaptım. Ve edindiğim bilgilerin gerekli olanlarını kitaba aldım. Kitabı yayınladıktan sonra her birine birer kitap hediye etmek üzere tekrar ziyaretlerine gittim. Bunlardan biri Mihri Hanım’ın ayrıldığı eşi Müşfik Selami Bey’in kızı Gaye Hanım idi. 22 Kasım 2007 tarihinde Ataşehir’deki evine uğradım. Bu kez bana anne tarafının Çerkes olduğunu söyleyen Gaye Hanım anneannesinin Mısır sarayı ile ilgili ilginç öyküsünü anlattı. Anne tarafından soy adı “ARDAN” imiş. Ne tesadüf benim de anne tarafım aslen “Ardan” sülalesine mensup. Hatta büyük dedelerimizden “Ardan Xakuç” adlı birinin, köyün beyine baş kaldıran ilginç bir öyküsü de var. Anneannesi hakkında epeyce uzun ve ilginç bir aşk macerası anlattı. Hatta yazılı bir belgeye sahip olduğunu da söyledi.

Bu arada Kumkapı Tavşantaşı Semtocağı Kütüğünde Ardan ve İnegöllü ailelerinin nüfus kütüğü yanyana imiş.. Müşfik İnegöllü olarak kayıtlar burada aranmalı diyor.

Konu tekrar dönüp dolaşıp babası Müşfik Bey’e ve Mihri Hanım’a geldi.

Müşfik Bey ile annesi Sabahat hanım arasında 15 yaş fark varmış. İkisi de çok farklı yaratılışta insanlarmış. Gaye hanım “ ikisi de birbirlerinde aradıklarını bulamadılar” dedi. Anne genç, neşeli, hareketli. Baba, daha yaşlı entellektüel ve daha oturaklı bir adam. Ayrıca çok romantik. Yeni evlendiklerinde eşini İsviçre’ye Leman Gölü’nün kıyısına götürüyor ve çok güzel bir otelde kalıyorlar. Müşfik Bey orada kahvaltı etmek istiyor, perdeler kapalı, gümüş tepside her sabah kahvaltı geliyor ama Sabahat hanım bundan hoşlanmıyor. Sonunda tepsiye bir tekme atıp porselenleri kırıyor. Anlaşılan Müşfik Bey eşinde hala Mihri Hanım gibi bir karakter arıyor ne yazık ki bulamıyor.

Aslında Mihri Hanım ve Müşfik Bey, iyi anlaşan bir çift gibi görünüyor, ortak yanları çok fazla, Mihri Hanım’ın dışa dönük tavırları, kıskançlık yaratıyor. Özellikle Hüseyin Cahit Yalçın ile olan dostluğu Müşfik Bey’in hoşuna gitmiyor.

Bu arada Gaye Hanım, daha önceki söyleşide de ihsas ettirdiği Mihri Hanım’ın yaşamına ilişkin önemli bir sırrı, bu kez daha ayrıntılı bir biçimde anlattı. Şimdilik bu konu üzerinde durmak istemiyorum. Konuyu aydınlatacak, daha güçlü kaynaklar elde ettiğimde, belki bir yazı yazabilirim. Gerçi konu bir sır olmaktan çıkmaya başladı. Bu bilgilerden Mihri Hanım’ın Müşfik Bey’den önce bir evlilik geçirdiği ve hatta bir kız çocuk sahibi olduğu ihtimali giderek kesinlik kazanacak gibi görünüyor. Anlaşıldığı kadarıyla bir kız çocuğu var ve başka biri tarafından bakılıyor. Kız 12-13 yaşına geldiğinde bir gün gelip annesini ziyaret ediyor. Annesi bu ziyaretten pek memnun kalmıyor. Belki de Müşfik Bey’in bu konudan rahatsız olacağını düşünüyor. Ama Müşfik Bey Mihri Hanım’ın kızına karşı yaptığı konuşmadan ve davranış biçiminden daha çok rahatsız oluyor.

Murat Bardakçı’nın “bir Baltık Kraliçesinin eşiyle fırtınalı bir aşk yaşadı” dediği olay gerçekse ve Abhazca folklorik bir metinde “çok ünlü bir Açıpha ressamın kızıyla birlikte, beyaz bir ingiliz gemisiyle Abhazya’ya gittiği, Pakuaş köyündeki akrabalarıyla buluştuğu, kızının orada hastalanarak öldüğü” konusu doğrulanmış oluyor gibi. Bu olayı önemli kılan bu kadın ressamın çok miktarda tablosunu bırakıp gittiği konusu bence. Bu tablolar düne kadar buradaydı diyor, olayı anlatan yaşlı adam.

Bu gün, öğrendim ki Gaye Hanım da üç yıl önce vefat etmiş. Çok bilgili bir kadındı, keşke yaşasaydı, ondan edineceğimiz bilgiler vardı. Mekanı cennet olsun.

Taha Toros Telefon Ediyor

1 Mayıs 2008, öğleden sonra. Bu gün beni 98 yaşındaki yazar Taha Toros Beyefendi, telefonla aradı. Mihri Hanım hakkında yazdığım kitap dün eline geçmiş.

Mahinur Hanım’ın telefonunu rica ediyorum” dedi.

Benim, dedim, Sonra kendisini tanıttı.

Ben çok yaşlı ve hasta bir beyim, adım Taha Toros!” dedi.

İsmi duyar duymaz hürmetlerimi bildirdim ve kendisini telefonla birkaç kez aradığımı söyledim. Birçok kimse bu tür telefon görüşmelerine çıkmak istemediğinizi söylediği için, bir daha sizi rahatsız etmekten çekindim, dedim.

Keşke aramış olsaydınız” dedi. Kitabın arka kapağındaki fotoğrafın Mihri Hanım’a ait olmadığını söyledi. Ben de literatürden aldığımı belirttim.

Kaç kere ikaz ettim o Haşim Nur Gürel Bey’i. Bu resim Mihri Hanım’a ait değil Müfide Ferid Hanım’a ait, dediysem de dinletemedim. Müfide Ferit Ahmet Ferit Bey’in eşiydi ” dedi.

Sonra büyük bir hevesle ben sormadan kendisi Mihri Hanım hakkında anlatmaya başladı.

Mihri Hanım Çerkes asıllıydı. Ben Mihri Hanım ile Roma’da ve Newyork’ta görüştüm” dedi. Roma’da bir Kont’la yaşadığını söyledi. Tuhaf bir isim söyledi isim Gabriel D’anunzio’ya benzemiyordu. Ben onu New York’ta gördüğümde bir Hanım’ın evinde kalıyordu. Artık alkolik olmuştu, evini paylaşıyordu. Mihri Hanım’ın arkadaşı yoktu, erkek arkadaşı çoktu. Çok güzel bir kadındı. ‘Tanrı Çerkes kadınını erkek için yarattı’ derdi. Atatürk ile bir ihtilafı olmuştu. Zaten ondan sonra yurt dışına gitti. Mihri Hanım Atatürk’ün resmini yapınca Ankara’ya telefon etti. Gelsin resmini getirsin, dediler. O da resmi kendi eliyle vermek üzere Ankara’ya gitti.

Atatürk resmi görünce “Bu bana benziyor mu ?” demiş. Bunun üzerine Mihri Hanım da “Ben Gördüğümü yaparım !” demiş. Bu kez Atatürk; “Bu Hanım’ın dönüş biletini aldınız mı ?” demiş. Resim Avrupa’da bir yerdeymiş. ( Taha Toros böyle söylüyor ama bir çok yerde Atatürk’ün en beğendiği portre ressamının Mihri Hüşfik olduğu yazılı. Celal Bayar da aynı şeyi söylüyor. Bunları kitabımızda yazdık. M. Tuna)

Mihri Hanım’ın en iyi arkadaşlarından biri maliyeci Cavit Beydi. O da ittihatçıydı. Atatürk İttihatçıları sevmezdi” dedi. (Bu konuda anlamadığım şeyler var. Başta Tevfik Fikret olmak üzere zamanın aydınlarının pek çoğu önce ittihatçıydı, sonra ne olduysa bu ittihatçıları sevmez oldular. M.Tuna)

Taha Toros, Hale Asaf’tan da söz etti: “Babası Çerkesti, çok çapkın adamdı. Bende onun sakallı bir resmi vardı. Bursalıydı. Onun üvey kardeşleriyle görüştüm ben, Ankara’da yaşıyorlar” dedi.

Taha Toros Mihri Hanım’la kalan kadın ile birlikte Mihri Hanım hakkında kitap yazmak istemişler. Kadına bir sürü belge vermiş Mihri Hanım. O kadın ölmüş, belgeler de kaybolmuş.

Ben de çok belge ve dosya vardı bazılarını verdim, geri gelmedi dedi.

Bu arada, Mihri Hanım’ın yeğeni Hale Asaf’ın hastalığından ötürü çok üzüldüğünü (Telefon konuşmasından dolayı o sözcüğü pek iyi anlayamadım M.Tuna) altın mı, yoksa hisse senedi mi bir şey var, onu bozdurur seni tedavi ettiririz diye mektup yazdığını söyledi.

Taha Toros, arkadaşlarıyla haftalık toplantılar yaptıklarını, Nazlı Ecevit’in de katıldığını söyledi. Nazlı Ecevit Mihri Hanım’ın ilk talebesidir, dedi. Evi Etiler de, Çamlık mevkiinde en büyük evmiş. Bu arada oğlundan söz etti. Benim oğlum Amerika’daydı o göremedi, Mihri Hanım’ı ben gördüm dedi. Oğlumun yanına gittiğimde görmüştüm Mihri Hanım’ı, dedi. Oğlu şimdi Fethiye’de yaşıyormuş 60 yaşlarında imiş. İlk Kadın Adalet Bakanı da Taha Toros’un torunu imiş

1938-39 yılında New York’ta bir Türk Haftası yapılmış ve oraya Mihri Hanım bir Türk ressamı olarak resimleri ile katılmış. Resimlerinin bir eyalette olduğunu duymuş ama elde edememiş. Ahmet Emin Yalman’ın önderliğinde yapılan bu etkinlik hakkında Türk Büyükelçiliğine ait arşivlerde bilgiler olabilir, dedi.

Mihri Hanım, Hale Asaf’a çirkinliği konusunda takılırmış, Hale Resim yapmak istediğini söyleyince, iyi yaparsın başka bir işe yaramazsın, demiş.

Yine aynı telefon görüşmesinde Taha Toros Roma’da Mihri hanım’ı gördüğünü, hatta Ziya Paşa’nın kızıyla da karşılaştığını söyledi.

Ayrıca, Atatürk’ün portresinin halen Avrupa’da bir başkentte olduğunu söyledi ama hangi ülkede olduğunu söylemedi. Roma’da Mihri Hanım’ın yaptığı Papa portresini de gördüğünü ve çok güzel bir portre olduğunu söyledi.

Taha Toros’un telefon konuşmasından Mihri Hanım dışında da edindiğim pek çok bilgi oldu. Farklı zamanlarda beni iki kez aradı ve her seferinde en az iki saat konuştu. Hatta bir seferinde bazı konuşmaları kayda almak istedim, el kayıt cihazını ahizeye tuttum, fakat başarılı olamadım. Çok değerli bilgilerdi, ne yazık ki hepsini akılda tutmak mümkün olmuyor. Taha Toros ile yüzyüze görüşmek isterdim. Aslında çok sıcak, babacan biriydi. Son derece bilgili ve muhteşem hafızası olan Taha Toros 2012 yılında 102 yaşında hayatını kaybetti, mekanı cennet olsun. Özel arşivine artık online olarak ulaşılabilecek. İnternette bu konuda pek çok bilgi var.

Taha Toros’un Mihri Hanım hakkında yazdıklarının bazılarına katılmadığımı kitapta belirttiğim için burada tekrarlamıyorum. Kim olursa olsun kişilerin kimlik ve kişilik bilgileri konusunda alkolik, çapkın, aşık, çirkin gibi tanımlamaları hoş bulmuyorum.

Yaşayanların Dilinden Mihri Hanım

Edadil Hanım ile yaptığım bir telefon görüşmesinde Mihri Hanımı yakından tanıyan yaşlı bir halasından dinlediklerini şöyle aktarmıştı.

Mihri Hanım hemen ağlardı. Ailenin bir kısmı ile arası açıktı. Çünkü Abdülhamid’e karşı kurulan ittihatçılarla birlikti. Hatta Fatma Pesent ona sitemkar mektuplar yazmış, mektubunda “Yıldızdaki o güzel günleri unutamıyorum. Ama zatı şahanelerine (Abdülhamid) karşı tavırlarınız beni üzüyor diye yazmış. Çünkü İttihatçı olan eski Maliye Bakanı Cavit Bey ile arası çok iyi imiş.

Aslında Atatürk de Cavit Bey’i itihatçı olduğu için sevmezmiş Belki o meşhur tablo ihtilafı (Taha Toros’un anlattığı) böyle bir nedenden kaynaklanmış olabilir.

Yine Hidayet Hanım ile de arası açılmıştı. Hidayet Hanım’ın eşinden ayrılınca Bulgaristan’a gidip yerleşmiş. Orada toprakları varmış ve oranın vatandaşı olmuş. Hidayet hanım hiç mecbur değilken Hale Asaf’ı da çok himaye etmiş. Yine Edadil Açba’nın büyüklerinden duyduğuna göre Mihri Hanım hasta ve yaşlı duruma gelince onu New York’ta ziyaret eden Feride Hanım’a ölürsem mezarımı Türkiye’ye götürmeyin diye vasiyet etmiş.

Serencebey’de Amberağa Camii’nden yukarı doğru çıkınca bir okul varmış. Okulun bulunduğu yerin karşısı Açba Kemalettin Bey’in konağı imiş. O konağın bahçesinin bir kısmı şimdi Konrat Oteli’ne gitmiş 10-15 yaşlarında iken bu konakta kalmış Mihri Hanım ve Kemalettin Amcasının komşusu olan İtalyan ressam Zonaro’dan resim dersleri almış. Fatma Pesent ve Leyla Açba da bu İtalyan ressamdan resim dersleri almışlar. Hatta Mihri Hanım 6 yaşında iken Fatma Pesent onu yanına alıp Yıldız sarayında muayede törenlerine götürürmüş . O zaman bu törenlere özgü bayram şekerleri yapılıyormuş. Yıldız sarayından aşağıya muayede salonuna inmişler. Padişaha temennah yapıp elini öpmek ve bayramını kutlamak istemişler. Küçük Mihri’ye kalfalar “eğil eğil elini öp !” demişler, Mihri eğilmemiş. Padişah da onu duymuş ve “Bırakın çocuğu sıkıştırmayın! “ demiş ve bir kese de altın vermiş.

Mihri Hanım’ın amca kızı Hidayet Hanım’ın eşi Şehzade Burhanettin Efendi ikinci kez evlenince yani üstüne kuma alınca Hidayet Hanım çok üzülmüş, Mihri Hanım da ayrıl öyleyse, Avrupa’da olsa böyle bir şey asla olmaz demiş ve Hidayet Hanım gerçekten Şehzade’den ayrılmış. Mihri Hanım batı anlayışında olan kişilikli bir kadındı, taviz vermez tavrı padişahın elini öpmemesinde bile belli oluyordu.

Bizim Toplumda Kitap Yazmak

Mihri Hanım hakkında bir kitap yazmaya 2006 yılında başladım ve 2007 yılında kitabı yayınladım. Kitap hakkında olumlu yazılar yazıldı, güzel sözler söylendi, Devlet Televizyonun sanat programlarında tanıtımlar ve söyleşiler yapıldı, plaketler verildi, imza günleri düzenlendi güzel destekler aldım. Fakat sanat kitapları konusunda en iyi biziz diyen bir dağıtım firması tarafından dolandırılarak hayal kırıkları da yaşadım. Bütün bunlara karşın bu kitabı yazmaktan büyük mutluluk ve huzur duydum Hiç ummadığım kadar çok Mihri severlerin olmasıydı en büyük sevincimdi. Başta onun adıyla kurulan İstanbul Kadın Ressamlar Derneği’nin Başkanı Nilgün Sarp hanım ve diğer üyeler. Gerçekten sanatsever olmanın ötesinde Mihri hanıma kadınca bir muhabbetle bağlanmışlardı. Sanatçı Çerkeslerin dışında Mihri Hanım’a ilgi gösterenlerin olmayşı üzücüydü. Türkiye Çerkes diasporası ne yazık ki entellektüel açıdan sanattan çok ticaret ve siyaset gibi konulara odaklanmışlardı, halen de öyleler. Sonuç olarak kitap bizimkilerin pek ilgisini çekmese de bir boşluğu, kısmen de olsa doldurdu.

En çok da Abhazyalı aydınların ilgisi ve bu konuda yazılar yazması TV programları yapması sevindiriciydi. Sonuçta amacıma ulaşmıştım. Artık Mihri Hanım hakkında tezler ve ödevler yapılmaya başlanmış, senaryolar yazılmış, film çekme girişimleri olmuştu.

Onun dışında Koleksiyonerlerin kitaba ilgisi de güzeldi. Fuat Akömer adında bir koleksiyonerin kitabımı Beyoğlundaki bir kitapçıdan alıp, karlı bir kış gününde (5 Ocak 2008) ofisime gelip imza alması ve kitabı büyük bir zevkle bir gecede okuduğunu söylemesi mutluluk vericiydi ama benim için daha önemlisi Fuat Bey’in bir İtalyan firmasının temsilcisi olması ve sık sık İtalya’ya gidip gelmesiydi. Bu beni Mihri Hanım’ın eserlerini bir araya getirme konusunda koleksiyonerlerden yanrarlanma konusunda umutlandırmıştı. Ayak üstü sohbette kendisine yayınlanmamış bir makalemden kopya vermiştim. Ona bir mektup taslağı hazırlayıp dosyaya koymuşum. Göndermek kısmet olmamış göz gezdirince Mihri Hanım’ın eserleri konusunda kitapta belirttiğim koleksiyonerlerle işbirliği konusunun halen önemini koruduğunu farkettim. Belki insanlar güvenlik nedeniyle eserlerin kendilerinde olduğunu söylemek istemeyebilirler ama en azından bazı yerlerde kayıtlı olmalı.

Bu konuda hiç aklımın ermediği husus sanat tarihçileri ve sanat eleştirmenlerinin tutumu. Ümit Gezgin hariç tek bir tanesinin kitap hakkında en ufak bir fikrini duymadım, yazısını okumadım.

Ressam Ahmet Özel’e özel teşekkür ediyorum. O gerçek anlamda destek verdi ve Mihri hanım hakkındaki kitapla ilgili yazı da yazdı. Ayrıca beni Ümit Gezgin’le tanıştırdı. Kadıköy’de galerisi olan ve kendisi de Bigalı Çerkes hemşehrilerimizden biri olan Ümit Gezgin umut verici konuşmalar yaptı. Hatta Mihri Hanım’ın doğup büyüdüğü bir semt olarak Kadıköy’de bir sanatçılar sokağı olması için çalışacaktık ama siyaset üstün geldi. Sanatçı sokağı başka bir isimle açıldı. Sanatçı yerine el sanatları sokağı demek daha doğru olur. O da giderek kimlik değiştirdi.

Uzun lafın kısası 7 yıl sonra Mihri Hanım konusunda ilerliye ilerliye bir arpa boyu ilerlemiş olduk. Yine de umutsuz değiliz. Özellikle Abhazya’da onun hakkında yazılanlar, çekilen TV dizileri ve şimdi kitabımızın Rusça’ya çevriliyor olması güzel gelişmeler.

(Emel) Nazan Pehlivanoğlu Ziyareti

Mihri Hanım yeğeni Nazan Hanım da beni Ankara’dan telefonla aradı ve İstanbul’a da ziyaretime geldi ve çok değerli belgeler de verdi. Kitapta bazı düzeltmeler yaptık. Örneğin, Nezih Açba’nın ağabeyinin adı Ahmet Rasim Açba’nın çoçuklarının adını düzelttik, kızı: Reyyan Açba, oğlu Ahmet Melih Açba olacak dedi.

Ahmet Süheyl Açba : 1992’de ölmüş bu bilgi kitapta düzeltilecek.

Rasim Paşa’nın konağı : Cevizli Durağında imiş. Bakla Tarlasına yakınmış ve yanında Rasim Paşa yokuşu varmış.

Mihri Hanımın resimleri Romalı bir ressamdaymış.

Ayrıca Ahmet Rasim Paşa’nn Gümüşsuyu’nda da bir konağı varmış ve Terekeme ile satılmış. Ayrıca karşıda oturan yaşlı bir beyde Mihri Hanıma ait belğeler varmış “İstanbul’un güzel insanları “ diye bir kitap yazmak istemiş ve yazamadan ölmüş.

Kitap yayınlandıktan sonra kaydettiğim tüm notları okurla paylaştım. Yeni araştırma yapanların işine yararsa ne alâ.

 

Papapha Mahinur Tuna

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
672 gün önce
878 gün önce
993 gün önce
1379 gün önce
1442 gün önce
1703 gün önce
1926 gün önce
2034 gün önce
2056 gün önce
2070 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=