Lütfen bekleyin..
DOLAR
3,7760 % -0,88
istanbul
22 Ocak 2018, 19:29

Mahinur Tuna Papapha

“Mihri Rasim Müşfik Açba Kişisel Yaşam (1)

15 Aralık 2015, 15:13

Mihri Hanım’ın en yakın çevresi; ailesi, annesi, babası, kardeşleri, yakın akrabaları, eşi ve eşinin akrabaları ve de diğer yakınları hakkında yapılan kısa araştırmalar, onun özel yaşam çizgisindeki sır perdelerini de aralamış oluyor.

         Mihri Hanım modern anlayışa sahip bir paşa kızı olarak dünyaya geliyor, ailesinin köklü bir feodal geçmişi var. Aynı zamanda Osmanlı sarayına yakınlığı nedeniyle bu yapı bir süre daha devamlılık gösteriyor. Ayrıca hem evde, hem de Avrupa’da eğitim görmüş olması, ona yeni ufuklar açıyor. Öte yandan kendi ailesine göre daha alaturka, daha muhafazakar bir paşa oğlu ile evleniyor. Bütün bunlar onun yaşamını olumlu ve olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca onun zamanında Osmanlı en sancılı günlerini yaşıyor. İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçiş dönemi yaşanıyor. Üstelik değil sanat, normal eğitim bile bir sorun iken, o bir kadın sanatçı olarak mücadele veriyor. O günün sıkıntılarına göğüs germek için olağanüstü çaba sarfediyor. Bir çok sorunun üstesinden gelse de, kendisini aşan olaylar da oluyor.

         Özetleyecek olursak; Mihri Hanım bir paşa konağında doğuyor doğmasına, fakat yaşam paşapaşa devam etmiyor. Mihri Hanım ile ilgili tarihler pek net değil, daha doğrusu kimlik bilgileri belgeli değil. O yüzden ne doğduğu, ne eğitim gördüğü, ne evlendiği, ne boşandığı, ne de öldüğü tarihler konusunda elimizde bir belge yok. Sadece bir yolcu manifestosu var, onun 1927 yılında Roma’dan New-York’a gittiğini gösteriyor. Oradaki bilgiler de sağlıklı değil. Örneğin o tarihte boşandığı halde, evli görünüyor. Kendisine Türkiye’den referans sorulduğunda eşinin adını veriyor. Bunlar bana anlamlı geldi. Neden kendi ailesinden birini değil de eski eşini referans veriyor. Yaşamanıdaki bütün tarihler net olmamakla beraber bazı net tarihlere baktığımızda bunun nedenini biraz anlayabiliyoruz. Örneğin Mihri Hanım’ın annesi genç yaşta veremden ölüyor. Babası, birinci eşi öldüğü için 1906 yılında ikinci kez evleniyor, bu evlilik belgeli, demek ki o tarihten önce, annesi ölmüş oluyor. Mihri Hanım’ın doğum tarihini doğru kabul edersek, annesi öldüğünde 9-10 yaşlarında olduğu ortaya çıkıyor. Daha çocuk yaşta annesiz kalıyor. Sonra kız kardeşi Enise hanım çok genç yaşta hastalanarak ölüyor. Aynı şekilde onun kızı Ressam Hale Asaf da genç yaşta hastalanarak ölüyor. Baba ise ikinci evliliğinden üç erkek çocuk sahibi oluyor. Böylece Mihri Hanım’ın evlenip İstanbul’a döndüğü yıllarda üç küçük kardeşi olduğu anlaşılıyor. 1908, 1910, 1913 doğumlu bu kardeşler, baba bir, anne ayrı kardeşler. Mihri Hanım’ın bu kardeşleri ile arasındaki ilişkiler hakkında çok fazla bilgimiz yok. Sadece ünlü boksör Melih Açba’nın Amerika’da sportif bir karşılaşma nedeniyle bulunduğu sırada Mihri Hanım’la görüştüğünü ve iyi izlenimler edindiğini duyuyoruz. O dönem ülkenin ekonomik ve polik yönden en sıkıntılı olduğu dönem. Bunu Selami Paşa’nın torunu Berceste Hanım’ın anlattıklarından çok iyi anlıyoruz. Öyle her istediklerini yiyip içmiyorlar. Koska’dan helva alabilmek için çocuk hayalleriyle para biriktiriyorlar. Daha sonra yaşadıkları konağın elden çıktığını görüyoruz. Hele yaklaşan yıllarda buna bir de savaş eklenince sıkıntılar daha da artıyor. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise bu paşaların nafakası bir anlamda kesilmiş oluyor.

         Mihri Hanım zannedildiği gibi bir paşa kızı ve bir paşa gelini olarak lüks içinde yüzmüyor. Resim sanatı da o zaman, bu günkü gibi para kazandırmıyor. Resim satın almak gibi bir alışkanlık pek yaygın değil, parasını verip resim yaptıranlar da resimlerini evlerine asmaya fırsat bulamıyorlar. Ortam o kadar bozuk ki ittihatçı Cavit Bey’in oğlu Ümit Yalçın’ın portresi, yıllarca Selami Paşa’nın, daha sonra Türk Ocağı olan konağının penceresine, cam niyetine dayanmış olarak duruyor. Belli ki Mihri Hanım o dönemde resimden pek para kazanamıyor, kazandığını da yakınlarına ve sanata harcıyor. Dışarıda eğitim görmek, sanatını geliştirmek için tekrar tekrar yurt dışına gitmek, sabit geliri olmayan bir insan için hiç de kolay olmasa gerek. Roma’ya gittiğinde kilise duvarlarının resimlerini restore ederek para kazandığını anlıyoruz.

         Mihri Hanım’ın sanat yaşamı gibi aile yaşamı da güllük gülistanlık görünmüyor. O dönem sadece Mihri Hanım için değil, pek çok kişi için durum aynıydı. Leyla Açba’nın “Harem Anıları” kitabı saraydakilerin bile ne tür güçlükler yaşadıklarını anlatıyordu. Mihri Hanım’ın aile yaşımında ölüm acıları, evlilik yaşamında bugünün deyimi ile mahalle baskısı, öğretmenlik yıllarında ise erkek egemen toplumun yansımaları vardı. Bunu Malik Aksel’in anılarından çok iyi anlıyoruz. Mihri Hanım fırça almaya gittiğinde, zamanın en büyük kırtasiye dükkanının bir tarafını resim galerisi olarak kullanan kırtasiyeciye, sadece erkeklerin tablolarını sergilediği için fırça atıyor.

         Mihri Hanım’ın sanatçı, eğitimci, kadın olarak yaptıkları hiç de azımsanacak şeyler değil ama nedense çok unutulmuş ya da unutturulmuş. Bu gün de pek fazla hatırlanmıyor. Yoksa bu kadarcık bilgi bile, onun adına bir müze, bir kürsü, bir cadde adı ya da herhangi bir etkinlik yapılması için yeterli sayılırdı. Onun gerçek kimliğini, sanatını ve emeğini yansıtacak yeterli çalışmaların olmayışı da ayrı bir hüzün.

Mihri Hanım’a ulaşan merdivenlerin ilk basamağı sayılan bu kitap inanıyorum ki basamakların sayısını hızla arttıracak.  Benim gibi resim sanatı ile uzaktan yakından ilgisi olmayan birinin kalbini, ruhunu ve beynini bu denli sarıp sarmalayan Mihri Hanım, nice sanatseverin ilgi odağı olacak.

 

                                            NOT

Mihri Hanım hakında yazdığım kitabın üzerinden tam 7 yıl geçti. Geçenlerde NTV Radyo’dan bir hanımefendi arayarak; “Yol Açan Kadınlar” adıyla, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bilim, kültür ve sanatta yol açan kadınlar dizisi başlattıklarını söyledi. Bu programda benimle de  Mihri Hanım hakkında konuşmak istediklerini belirtti. 

Bu 7 yıl içinde, bir kaç telif ve tercüme kitapla uğraştığım için Mihri Hanım ile ilgili bazı şeyleri unuttuğumu farkettim. Yeniden klasörlerimi karıştırmaya  başladım. O zaman yazıp da yayınlayamadığım bir kaç makalemi gördüm. Yine hüzünlendim. O günden bu güne birşeyler yazan olmuş mu acaba, diye merak edip biraz İnternet taraması yaptım. Pek yeni bir şey yoktu. Eski yanlışlar da devam ediyordu. Birkaç ödev ve tez vardı ama doğrudan Mihri Hanım ile ilgili değildi.

Derken yeni bir yazı buldum. Murat Bardakçı yazmış, hemen sevinerek indirdim ve okudum. Gerçi o da benim kitabımdan habersizdi ama benim söylediklerimi doğruluyordu.

Bardakçı, 02 Mart 2015 tarihinde Habertürk’te yayınlanan “Mihri Hanım’ın Saklı Hayatı” başlıklı yazısında ressamın yaşam öyküsünü anlatırken; “....1990’larda hayatta olan dostlarının bana anlattığına göre Paris’te Baltık memleketlerinden birinin kraliçesinin kocası olan bir prens ile, birkaç ay devam eden fırtınalı bir aşk yaşadı ve Avrupa’dan bir daha dönmemek üzere Amerika’ya gitti !” diyor. Bu benim için çok ilginç bir ayrıntıydı.  Abhaz folklor kitaplarında rastladığım bilgileri doğruluyordu.  Mihri Hanım’ın çok zengin biri ile evli olduğu, Pakuaş köyündeki Açbalar’a bir İngiliz gemisi ile gittiği, orada pek çok tablosunu bıraktığı ve kızının orada öldüğü konusu, böylece rivayet olmaktan öte geçiyordu.

 Ayrıca  Murat Bardakçı, Mihri Hanım’ın özellikle New York senelerini yakından ve gayet iyi bilen bazı kişileri eski yıllarda tanıdığını ve onların anlattıklarını kaydettiğini, bu hatıraları düşündükçe Mihri hanım’ın son seneleri hakkında yazılıp söylenenlerin ne kadar yanlış olduğunu söylüyor ve  Taha Toros’un kitabını kastederek devam ediyordu.

Bugün, Mihri Rasim’in hayatı yazılırken yapılan hataların temelinde, İstanbul’da 1988’de çıkan bir kitap vardır. Mihri Hanım, bu kitaba göre son senelerini New York’ta parasızlık içerisinde geçirmiştir, tek geliri verdiği birkaç özel dersten kazandığı üç-beş dolardı, sağlığı bozuktur, hayata nihayet 1954 ‘te sefalet içerisinde veda etmiş ve bir kimsesizler mezarlığına defnedilmiştir!

Bu söylenenlerin hepsi yanlıştır!

Ela Osmanoğlu Ailesi’nin 2009’da vefat eden reisi şehzade Osman Ertuğrul Efendi’nin bana anlattıklarından bazılarını nakledeyim:

Mihri Rasim, Amerika’da hiç sıkıntı çekmemiş; sanatı her zaman takdir görmüş ve bu sayede her zaman iyi para kazanmıştı. “War Magazine”in yani İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayınlanan Amerikan Savaş Dergisi’nin bir çoğunun kapak resimleri onun fırçasından çıkmıştı. Kütüphanelerde ciddi bir tarama yapıldığı takdirde, dergi kapaklarındaki imzasını görmek mümkündür.

MAİNE’DEKİ YALNIZ MEZAR

Evi, Beşinci Cadde’deki büyük bir binanın çok geniş bir dairesi idi, bir bölümünü atelye olarak kullanmakta ve sık sık “Muhteşem Gatsby”yi hatırlatan uçuk denebilecek partiler vermekteydi. Daireye devâsâ bir asansörle çıkılıyordu ve çok zengin bazı hanım müşterileri Mihri Hanım’ın dairesinin kapısına kadar otomobillerinden inmeden bu asansör ile gitmekteydiler!

Mihri Rasim, İkinci Dünya Savaşı devam ederken Amerika’nın zengin eyaletlerinden olan Maine’de yaşayan varlıklı bir Amerikalı ile evlendi ve son senelerini New York ile Maine arasında geçirdi. New York’taki dairesini tutuyor, Savaş Dergisi’nin kapak resimlerini yapmaya devam ediyor ve paraya ihtiyacı olmamasına rağmen portre siparişlerini kabul ediyordu.

Dostları, 1950’li senelerin başında Mihri Hanım’ın Amerikalı kocasından dört yanı ince siyah çerçeveyi andıran kâğıda basılmış bir mektup aldılar. Mektupta ‘Mihri şu kadar gün önce vefat etti. Cenazesinde kimsenin bulunmasını istememiş ve ölümünün defninden sonra bildirilmesini vasiyet etmişti. Cenazesini sade bir törenle Main’e defnettik ve vefatını son arzusuna riayet ederek bu mektupla bildiriyorum’ deniyordu...”

Kendi dalında ün yapmış kişilerin yaşam öyküleri, sevenleri için elbette son derece ilgi çekicidir. Ancak, onun nasıl başarılı olduğu, kişiliği, yeteneği, eğilimleri, çevresi, hizmetleri ve eserleri gibi konular yerine; “Kimsesizler mezarlığında, yapayalnız çılgın kadın”, “Evinden kaçan paşa kızı”, “Mihri Hanım’ın acıklı öyküsü”  gibi başlıklarla veya “ Çapkın bir babanın güzel ve biraz da aşık kızı” gibi tanımlamalarla o kişiyi anlatmak ve anlamak mümkün değildir.

Bana göre Mihri hanım farklı bir çevrede, farklı bir kültürde. Farklı bir kişilik olarak doğdu ve büyüdü. Tanrı vergisi yetenekleri vardı, yanısıra çok iyi eğitim aldı. Ayrıca, Cumhuriyet öncesi öncü kadınların başarı nedeni, sadece ne Meşrutiyet ne de Tanzimattı. Öyle olsaydı günümüzde Cumhuriyet yanlısı sivil örgütler kurulmaz, mitingler yapılıp durmazdı. Mihri Hanım hakkındaki bir çok biyografik yazıda alaturka ve alafranga sözcüklerinin kullanıldığını ve Mihri Hanım ve ailesinin modern anlama gelen alafgranga sözcüğü ile tanımlandığını görüyoruz.

Osmanlıdaki zengin etnik mozaik farkedilemeyecek bir durum değildi. Mihri Hanım 7. Yüzyılda krallık kurmuş, başta Hazar, Bizans, Ermeni, Selçuklu ve Osmanlı hanedanları ile hanedan evliliği yapmış bir kökenden geliyordu. Bu etkileşim büyük bir kültürel zenginlik demekti. O dönemde sadece Mihri Hanım değil onun amca kızlarından padişah eşi olan Fatma pesent ve sarayda görevli bulunan Leyla Açba da alafranga bir tarzla yetiştiler diye tanımlanıyorlardı.

Mihri Hanım müthiş bir sanat tutkunuydu, ondaki resim aşkı belki de genetikti. Rusya’nın en ünlü ve en eski ressamlarından biri olarak bilinen neredeyse 400 yıl önce yaşamış Nikolay Abhazi Mihri Hanım’ın sülaslesindendi. Gençlik heyecanı onu sınırların ötesine taşıyor. Resim tutkusu ve aldığı eğitim onun düşünsel ufkunu da açıyordu. Doğup büyüdüğü ülkeyi seviyor, endişe ediyor,  ülkesinin kadınlarını çağa ayak uydurmaya çağırıyordu. Sanat ve kültür  alanında varlığını hissettiriyor, hem ressamlığı hem öğretmenliği mücadele içinde geçiyordu. Üstelik ülkede sıkıntılar başgösteriyordu. Mihri Hanım evlendikten sonra eşinin ailesi ile İstanbul’da yaşadığı günlerde, İstanbul işgal altındaydı. Tramvayları bile İngilizler kontrol ediyor, vatandaşa hiç haketmediği hakaretleri yapıyorlar, keyif için vatandaşın suratına tokat bile atıyorlardı. O zaman Mihri Hanım’ın kaldığı konaktan İstanbul Üniversite’sinin bahçesi görünüyor ve burası işgalciler tarafından bir kışla gibi kullanılıyordu. Her gün birileri tutuklanıyor, birileri sorgusuz sualsiz asılıyor, atlı bir çöp arabası ölüyü bir çöp gibi alıp götürüyordu.

Bütün bu olumsuzlara karşın Mihri Hanım sanat için çalışıp çabalıyor, Şişli’deki evinde profesyonel bir ressam gibi hareket ediyordu.  Ama bu hareketler çevre ve aile baskısı ile huzursuz bir ortama dönüşüyordu. Büyük bir aşkla kurulan evlilik çatırdıyor, sonunda eşler birbirinden ayrılmak zorunda kalıyordu. Artık ülkede ne kişisel ne de toplumsal huzuru bulamayan Mihri Hanım yeniden yurt dışına gidiyor ve orada yeniden sanata ve yaşama tutunuyordu.

Boş kalan Çerçeveler adlı makalemizde de açıkladığımız gibi Mihri Hanım, Avrupa ve Amerika’da da çok başarılı oluyor, Papa’nın, Edison’un, Roosevelt’in, Edvin Markham’ın, Amerika Büyükelçisi Ahmet Muhtar’ın ve adını bilmediğimiz pek çok ünlünün portrelerini yapıyordu.

Kitaptan 7 yıl sonra Mihri Hanım’ı yeniden konuşmak beni mutlu etti. NTV Radyo’ya ve Nacide Hanım’a çok teşekkür ederim. Bana, Mihri Hanım ile ilgili tüm görevlerimin henüz bitmediğini anımsattı

Papapha Mahinur Tuna

 13 Aralık 2015 -İstanbul

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
399 gün önce
605 gün önce
720 gün önce
1106 gün önce
1169 gün önce
1430 gün önce
1653 gün önce
1761 gün önce
1783 gün önce
1797 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=