Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
18°
24 Nisan 2018, 17:06

Kopsirgen Orhan

SAMSUN İLİNE BAĞLI ABAZA (AŞUWA) KÖYLERİ

28 Kasım 2014, 12:25

SAMSUN İLİNE BAĞLI ABAZA (AŞUWA) KÖYLERİ

  A-TAM KIT (Hurdaz-Cevizlik) KÖYÜ

Yeni adıyla Cevizlik eski adıyla Hurdaz Abazaca adıyla Tam Kıt (Tam”ların Köyü) Samsun ili Havza ilçesine bağlı olup ile 95 kilometre ilçeye 11 kilometre uzaklıkta

olan bir Abaza (Aşuwa) köyüdür.

Tam”lar ve köyün kuruluşu hakkındaki bilgileri Değerli kardeşimiz Ajiba Zafer”e

bırakıyoruz.Bilgilerini aynen aktarıyoruz.

 KÖYÜN TARİHİ (TAMKIT)

 

TAM’dan --- HURDAZ’a ---  HURDAZ’dan ---  CEVİZLİK’E

Tam, Kuzey Kafkasya da Büyük Laba nehri ile Varta nehrinin doğduğu yer arasında bir idari bölgenin ve bu idari bölgeye ismini veren Tam köyünün adı idi. Bölge üç köyden oluşmaktaydı.

Tam adının bir kadının adı olduğu söylense de, bilindiği üzere Çerkesler de eskiden, genelde bütün köyler kurucu aile ile adlandırılmıştır. Tam adı da böyledir. Bugün bu aile, Tokat -Turhal yöresinde Adige köyleri içindedirler ve Tam(Dam) diye bilinirler ve Abaza oldukları söylenir.

Tam Bölgesini oluşturan üç köy şunlardır; Tamkıt (Tam-Du: Büyük Tam),Bılatkıt(Tam-Xucı veya Tam–Çkuın: Küçük Tam),Bızoğakıt.

Tamkıt veya Tam-Du (Büyük Tam)Büyük Labe nehrinin sağ kıyısında idi. Bugün Türkiye de Samsun-Havza ilçesine bağlı Cevizlik köyüdür(eski adı: Hurdaz). Abazaların Aşkaruva kolundandır. Köye ilk gelenler hem Abazaca hem de Adigece biliyorlardı. Osmanlıya geldiklerinde önce İstanbul’a, sonra Samsun, Yozgat, Ankara, Tokat dolaylarını dolaştıkları, sonunda Amasya - Havza da yerleştikleri söylencelerde anlatılır. Kendilerine Tamaa veya Tamra (Tamlılar), köylerine de Tamkıt (Tam köyü) derler. Ah’ları (Ah= bölge veya köy yöneticisi) Zoorum ailesi idi. Bılatkıt’lılar, Tamkıt’lılara Büyük Laba nehrin hemen kenarında oturdukları için Zıguıdeg (su yumurtası) diye de takılırlardı.

Tam köyünün adı bir atasözünde de yaşamaktadır: Tam belah Kum yıkup, Kum belah Tam yıkup.( Tam’ın belası Kum’un üzerine, Kum’un belası da Tam’ın üzerine).

29 Aralık 1842 tarihinde Karargah Yüzbaşısı Lisovski’nin tespitlerine göre; Ahbırts geçidinden 65 veya 70 verst (1verst=1.06 km)Büyük Laba boyunca kuzeye doğru ilerleyince bu nehrin sağ kıyısında Tam topluluğu bulunuyor. Yöneticileri Zoorum prensleri ve amısta Kuclar idi. Tespit edilen hane sayısı 350 dır.

Rus Genelkurmayı’nın 1858 tarih ve Tiflis kaynaklı verisinde(Zaraya- 16 Haziran 1992) 690 nüfus olduğundan bahsedilir. 1859 yılı şubat ayında Tamlılar Ruslara itaat etmek zorunda bırakıldılar.

Tam’lılar tanınan sürede yerlerini terk ederek 1860 yılında Türkiye’ye göç ettiler. Bazı kayıtlarda Türkiye’ye 1861 yılında göç ettikleri söylenir. Tamlılar vatanlarından zorla göç ettirildiler. Bu” Tam’a Bahar Gelmeyecek ‘” şiirinde-aile büyüklerinin anlattıklarına dayanılarak- anlatılır.

Türkiye’ye,68 hane ve 696 nüfus Tam kabilesi (18 kasım 1858 ile28 kasım 1859 arası) geldiği belirtiliyor.

1860 yılında Amasya Sancağı Havza kazasında, İsa Tepesi adlı yerde, Tam adıyla bir köy kurdular.

Tam kabilesine iskanları için halkın yaptığı çeşitli yardım ve bağışların hazineye icrasına dair yazı.

Yerleştiklerinde hane başına yirmişer dönüm arazi verildi.

Daha sonra Kalançit denilen mevkide de hane başına yirmişer dönüm yayla olarak tahsis edildi.1960’lı yıllara kadar buradan yararlanıldı. Kışlık yakacaklarını buradan temin ettiler, hayvanlarını otlattılar.

Başbakanlık Osmalı Arşivi Gelen Giden Evrak Kayıt Defteri’nde, köye ilk imam olarak Hacı Şuayip Efendi’nin atandığı bildirilirken köyün adının Tam olduğu da belirtilir. Hacı Şuayip Efendi, Karden İsa’nın babasıydı (bugün Öğretmen Enis Deveci’nin oturduğu yer onların haceş’i(misafir evi) idi, asıl evleri cami avlusuna bitişik ve iki katlı olup cami havlusuna merdivenle inilirdi.Mezarları1960’lı yıllara kadar cami avlusunda ve minare ile bahçe duvarı arsındaki yerdeydi ve iki tane yazılı, yuvarlak, uzun, mezar taşı vardı. Birileri yok etti).

Tam kıt köyünün kurucu aileleri (Sülaleleri): Aji (Ажи )- Azdın (Адзын)-Bekbulat (Бекьбулат)-Goga (Гвагва  )-Gona ( Гвана  ) –Cegen (Чеген )-Dzgal ( Дзгал )-Kar(Къар )       Kağo (Къаг1ва ) -  Loxa ( Лоха )   Margi  ( маргьи) –Tam (Т1ам ) -Temez (Темез )- Papa (П1ап1а  )

Tam kıt köyü halkı Abaza (Aşuwa) dilinin  Aşkaruwa diyalekti ile konuşmaktadır.Köyde yaşayanların yaşı kırkın üzerinde olanlar gayet ve güzelce Abazaca konuşuyorlar.Gençler anlıyor konuşamıyor.Küçük çocuklar ise ne anlıyor nede konuşuyor..Asimilasyon tüm gücüyle devam ediyor.

Köy halkının geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.Tam Kıt köyünün nüfusu (Köyde yaşayanlar) 120 kişidir.Ancak dışarıda yaşayanlar bu nüfusun üç katı civarındadır. 

NOT:1)  Ben bu köye üç kez gittim.İkisinde köy halkımdan arkadaşlarla birlikte birinde  ise Tarih Profesörü Thaytsuh Mikail ile birlikte...Öğrendiğimiz bilgileri bu şekilde aktarıyoruz.Aktardığımız bilgilerin yüzde yüz doğru olduğu iddiasında değiliz.Yanlışlıklarımız olabilir,   var ise gerekli düzeltmeler yapılabilir.Maksat,gerçekleri

öğrenmek,maksat gerçekleri gelecek nesillere aktarmaktır.

NOT: 2) Bu köy halkından olan Aji Zafer kardeşimizi kırk yıldır.tanırım.Zafer kardeşimizin üç yazısını buraya aktarmayı gerekli buldum.Zevkle okuyacağınız kanısındayım.

NOT:3) Tam Kıt köyünden olan değerli kardeşimiz eski hava kuvvetleri komutanı

Papa Aydoğan Babaoğlu”nun biyografisini aktarıyoruz.

NOT:4) Tam kıt köyünden olan milli güreşçi onur kaynaklarımızdan

biri olan Temez sülalesine mensup İSMAİL TEMİZ’in biyografisini ekliyoruz.

NOT:5 B- Samsun-Havza ilçesine bağlı Karameşe Köyü 1889 yılında göç eden Abaza (Aşuwa ) köyleri bölümünde anlatıldığı için tekrar yazma gereğini duymadık. 

 

 Orgeneral Aydoğan BABAOĞLU 

 

 

 

Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 1944 yılında Samsun Havza’da doğmuştur. 1959 yılında başladığı Askerî Hava Lisesi öğrenimini takiben, 1962 yılında Hava Harp Okuluna girmiş ve 1964 yılında asteğmen olarak mezun olmuştur.

Aynı yıl, İzmir Uçuş Eğitim Grup Komutanlığında başladığı uçuş eğitimini, 1966 yılında 2’nci Ana Jet Üs Komutanlığında tamamlamış ve ilk görev yeri olan 5’inci Aa Jet Üs Komutanlığına av pilotu olarak atanmıştır. Kasım 1970’te atandığı 9’uncu Ana Jet Üs 191’inci Filo Komutanlığında 1974 yılına kadar görev yapmış ve bu tarihte hava harp akademisini kazanmıştır. Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, Hava Harp Akademisinden 1976 yılında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 1976 - 1981 yılları arasında görev yaptığı 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığında sırasıyla; kol uçuculuğu, eğitim subaylığı, üs harekât kısım amirliği, filo harekât subaylığı ve filo komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. Kıta görevini takiben 1981 - 1985 yılları arasında Hava Harp Akademisi öğretim üyeliği yapan ve aynı dönem içinde ABD Hava Harp Kolejini başarı ile bitiren Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 1985 – 1988 yılları arasında Napoli’de konuşlu Nato Airsouth karargâhında yurt dışı görevinde bulunmuştur. Yurt dışı görevini takiben, atandığı Genelkurmay Harekât Başkanlığı bünyesinde şube müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra atandığı 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığında Harekât Komutanlığı ve Kontrol Heyet Başkanlığı yapmıştır.

1991 yılında tuğgeneralliğe terfi eden Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, bu rütbede 6’ncı Ana Jet Üs Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Plan Program Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. 30 ağustos 1995 tarihinde terfi ettiği tümgenerallik rütbesinde Hava Kuvvetleri Personel Başkanlığı ve Hava Harp Okulu Komutanlığı görevlerini yürütmüştür. 1999 yılında korgeneralliğe terfi eden Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu sırasıyla, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, 2’nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı ve Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 30 Ağustos 2005 tarihinde orgeneralliğe terfi etmiş, 2005-2007 yılları arasında Harp Akademileri Komutanı olarak görev yapmıştır. Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 2007 yılı general ve amiral atamaları ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevine atanmıştır. 30 Ağustos 2009 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

Hava Orgeneral Babaoğlu, Ayşe Dilek Babaoğlu hanımefendi ile evli olup iki çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.

Hava Orgeneral Aydoğan Babaoğlu; TSK Üstün Hizmet Madalyası, TSK Şeref Madalyası ve ABD Liyakat Madalyası'na sahiptir.

                               

Jiy Zafer Süren

Nart’ın Çocukları*

 

Burası İstanbul, Taksim burası

Hüznün, sevincin, özgürlüğün sesi burası

Saat onüç

Nice sönmüş ocakların

Bir kor bakiyesiydi Taksim’de toplananlar

Birikip aktılar İstiklal’e

Kuban oldular

Bir genç ‘diriliş’ diyordu diriliş

Yürürken önümde dimdik

Bu gündür diriliş

Haykırdılar ölümsüzlüğü

Dirilişi haykırdılar dünyaya

Kapatmış olsa da ruhsuzlar görmemek için gözlerini

İstisnasız duydular.

Oradaydı Nart’ın ateşi

Oradaydı Nesren Jake’nin ölümsüz her neferi

Oradaydı çılgın, özgür tayların toynak sesleri

Haykırıyorlardı geçmişten geleceğe

Geçmişin acımasız, yakan ateşinin

Küllerinden yeniden doğanlarız

Kim unutturmuşsa, unutmuşsa

Bilsin ki ölmedik

Oşhamafe gibi yüksek

Çağlıyor sesimiz

Vardık, varız, var olacağız

Sizin için değil

Kendimiz için var olacağız

Sen, ben diye değil

BİZ diye var olacağız.

Akşam yirmi otuz, yer Beşiktaş

Yasladım başımı Barbaros’a

Köhne ahşap teknelerin

Yorgun ve bezgin

Sahipsiz, umutsuz ve yalnız

Kadın, çocuk, ihtiyar sürgünlerin

Bir bilinmeze düşer gibi

İskeleye indirildiklerini gördüm

Hüzün kokmuşsa da o günlerde hava

Şimdi burada

Onların torunları haykırıyor

Siz ölmediniz biz varız

Dün olduğu gibi

Yine omuz omuzayız

Hüznü dillendirdiler

Gülcan ile Hava

Boğaz dinledi soğuk sessiz dalgalarıyla

Süzülüp gitti rüzgarla

Oşhamafe’den yayıldı

Kuban ovasına

Unutulmuyor unutulmayacak

Sen değil, ben değil

Koyun koyuna Kbaada’da BİZ yatanlar

Burası Beşiktaş

Burası Çarşı

“Çarşı her şeye karşı”

Diyor ya BJK-Bereket’in çocukları

Oradan, Akaretlerden yürüdü

Meşaleli NART’ın çocukları

Nart çocukları orada

Nart ateşi orada

Karadeniz’in yolu Boğaz orada

Hüzünle, buruk bir sevgiyle andılar geçmişi

Umudu

Var olmayı haykırdılar tek yürek geleceğe

Yıl iki bin on bir

Aylardan mayıs

Ölümün ve doğumun günü yirmi bir mayıs

Ben Labedu’nun çocuğu

Herkes kadar insan

Birazcık hüzün, koskoca bir umudum bugün.

*21 Mayıs 2011-İstanbul için

Zafer Süren Ajiba.

                           

Xase ile birleş Xabze ile özgürleş

Guban (Kuban), şairin dediği gibi daha küçücük bir derecikti, ak sakallı Nart yiğitleri bir adımda aşıp geçiyorlardı “kalbin anası” adını verdikleri nehirden. Binlerce yıl akıp durdu Guban. O aktı, Kafkasya can buldu. Halk onunla bütünleşip, yaşamını ona göre düzenledi.

O topraklarda bir kültür, halkıyla, suyuyla, havasıyla ve en önemlisi o toprağın insanının verdiği emekle kendine has olarak şekillendi; Maykop kültürü.

Çağdaşı olan, Anadolu topraklarında oluşan kültürle büyük benzerlikler barındırıyor.

O süzülüp gelen kültürü, yaşamı şekillendiren, oluşturan bir omurga, yapı var: Xase + Xabze.

Xase (Xiase), kutsal paylaşım demek.

Xabze (Xiabze), kutsal söz demek.

Xase: bizim paylaşımımız; Meclis.

Xabze: bizim sözümüz; Anayasa.

Bunun adı kısa, öz; ben kendi mi kendim yönetirim; Demokrasi.

Bir Xase Nasıl oluşurdu?

Her köyün bir Xase’si vardı. Bu Xase’ye o köyde bulunan bütün insanlar katılırdı; Herkesin söz söyleme ve fikrini beyan etme, yeni bir kural önerme hakkı vardı. Kararlar oy birliği ile alınırdı. Birkaç köyden oluşan bölge Xaseleri ise her köy Xase’sinin seçerek gönderdiği temsilcilerden oluşuyordu. Ülke genel Xase’si ise bölgelerin seçerek gönderdiği temsilcilerden oluşturuluyordu.

Pşı/Ah köy yöneticisi idi. Xase çerçevesinde Xabze’ye göre, o köyde sosyal yaşamın aksamadan yürümesini sağlamakla yükümlüydü. Pşı /Ah’lar düzenin kontrolünü Work/Amısta’larla denetliyorlardı. Köy Pşı/Ah’ı, bölge Pşı/Ah’ı tarafından denetime tabi tutuluyordu. Tüm pşı/ah’lar ise Ülke büyük Xase’si tarafından pşı/ah’lar arasından seçilen Pşımyapş (Pışılarpışısı)/Apısha’a (baş yönetici) bağlıydılar, onun tarafından denetime tabi tutuluyorlardı. Xase’ye karşı sorumlu olan Pşı/Ah’lar, Xabze kurallarını ihlal ederlerse Ülke Xase’si tarafından yargılanır ve görevine son verilerek yerine yenisi atanırdı.

Tüm kararlar ülke genel meclisi -Xase- tarafından oluşturulan genel kurallara uygun olmak durumundaydı. Köy ve Bölge Xaseleri, Ülke Xase’sinin kararlarına aykırı karar alamazdı, oluşturacağı kurallarda Ülke Xase kararına uyma zorunluluğu vardı. Her kural, köy bölge ve ülke Xaseleri tarafından uzun uzun tartışıldıktan sonra genel kural olarak kabul edilir, duyurucular tarafından her bölge ve köye ulaştırılır, ilan edilirdi.

Kişi, köy, bölge, yönetici anlaşmazlıklarında, nerede olmuşsa oranın Xase’si tarafından bağımsız mahkeme oluşturulur, davalı ve davacıya mahkemede, yerlerine kendilerinin seçtikleri vekiller tayin edilirdi. Dava sonunda taraflar alınan karara uymakla yükümlüydüler. Verilen kararlara uyulup uyulmadığını sorumlu pşı/ah, yardımcıları olan work/amısta’larla denetlerdi.

Yaşamın her alanı sosyal, hukuki, örf-adet, her şey Xase tarafından Xabze kurallarına uygun şekillendirilmişti. Bir Çerkes attığı her adımda bu kuralları gözetmek ve onlara uymakla yükümlüydü; çünkü kuraları kendisinin de içinde bulunduğu kendi toplumu yapmıştı. Bu,kendisine saygı duyduğu kadar karşısındakine de saygı duymasını gerektiriyordu.

Yerinden yönetim, adem-i merkeziyet dedikleri bundan başka ne olabilir ki?

Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi denilen şey bundan başka ne olabilir ki?

Yetkini devretmeden her aşamada bizatihi kendin kullanıyorsun. Sen söylüyorsun fikrini, sen şekillendiriyorsun yönetileceğin kuralları: Anayasa’yı.

Beğenmedin, çağı geçti, zamanaşımına uğradı, topluyorsun Xase’yi halkla birlikte zamanın şartlarına uygun yeni yasa yapıyorsun. Yaşam alanının kurallarını sen belirliyorsun. Nasıl yaşayacağını, nelere uyup nelere uymayacağını, özgürlük veya kısıtlılık alanlarını, o bölgede seninle beraber yaşayanlarla birlikte sen belirliyorsun.

Bize uzaktan bakanlar şöyle diyorlardı; Devletleri yok!

Xase ve Xabze, meclis, anayasa, yönetici ve deneticiler olduğuna göre, bal gibi bir devlet örgütü mekanizması idi.

Dışarıdan bakanlar o kendilerinin ceberut merkezi, otoriter devletini arıyorlardı. O, şükür ki Kafkasya’da yoktu.

Biz Çerkezler demokrasiyi binlerce yıl, yaşamış, yaşaya gelmişiz.

Yüzlerce halk bu yapı içinde kendi içinde bağımsız, kendi içinde birbirlerine karşı sorumlu, merkezi yönetime karşılıklı sorumluluklar içinde bağımlı, gevşek konfederal yapıda bir devlet olarak varlıklarını sürdüre gelmişlerdir.

Şimdi herkesin hayran olduğu ama bir türlü de içine sindiremediği, esas olarak sermayenin şekillendirdiği “Batı tipi demokrasi” ile vekaletimizi hiç tanımadığımız birisine veriyoruz ve vekaleten demokrasi yaşıyoruz. Biz kendi kendimizi değil birileri bizi yönetiyor: İstediği gibi!

Guban nehri ne kadar yaşlı ise Xase ve Xabze o kadar eski, halkın kendini yönettiği bir demokrasi geleneğidir.

Çerkezler, var olabilmek için kendi varlıklarına sahip çıkmak zorundadır; Xase ile birleş, Xabze ile özgürleş.

AJi Zafer (Süren)

 

Tamkıt Amgalkua (Tam Kıt’ın Ekmekleri)

Zamanımızda Türkiye’de Cevizlik diye anılan Abaza köyünün adı daha önceleri Hurdaz idi. Osmanlıya geldiklerinde, Havza’da ilk kurulduğunda Kafkasya da ki adı olan TAM ismiyle kurulmuş.

1830-1855 tarihli Kafkasya haritalarına bakıldığında da bölge görülüyor. Küçük Labe’den başlayıp (Büyük ve Küçük Labe’nin birleşme yerine yakın) Büyük Labe ve Urup nehirleri arasında dikdörtgen şeklinde idari bölgenin adı TAM. Belgelerde; ТАМ, ДАМЕ, ТАМОВЦЫ, ТАМВОЫ , ТАМОВЫХ olarak geçmekte.

Bugün Kafkasya’da, o bölgede bir kamp yeri olarak adı hala yaşıyor; ДАМХУРЦ (Dam Tepesi-Merası). Dört köyden oluştuğu söyleniyor, fakat biz yalnızca üçünü biliyoruz. Birincisi bölgeye adını veren Tam, diğer adıyla TAMKIT. Bazıları Tam’du (Büyük Tam) diyorlar . İkincisi; BILATKIT, diğer adı Tam’xucı veya Tam’çıkun (Küçük Tam). Bu köy Türkiye’de de Tam’a komşu olarak yerleşmiştir. Bugünkü adı; Karameşe. Üçüncü Köyün adı ise Bızoğakıt’dır. Bu köy şu anda Çorum ili dahilinde bulunan Sultanköy dür.

Yaz tatillerinde anneannemin yol arkadaşı olarak Hurdaz’a dayımlara gittiğimizde, en sevdiğim şeylerden biriside Şakire halanın sıcak sıcak heukudan (fırın) çıkardığı ekmekleri taze tereyağı veya matakoy (kurutulmuş Çerkes peyniri) ile çocukluk sevinciyle yemekti.Bugün, Hurdaz’da bunları yapan var mı bilemiyorum. Unutulup yok olmasınlar diyerek bu köşede onlara yer verdim.

Mgal: Buğday unundan mayalanarak yapılır. Hamur avuç içine sığacak yumaklar halinde ayrılır. Üzerine yumurta akı veya yoğurt sürülerek fırına pişirilir. Dökme veya somun da denir.

Tabamgal: Buğday unundan, mayalı hamur bir tepsi içinde yayılır. Üzeri çatal veya bıçak yardımı ile şekiller çizilerek süslenir. Fırında pişirilerek servise hazır hale getirilir. Eğer acil ihtiyaç varsa mayasız da yapılır.

Nartukmgal (Nıtuhkmgal): Mısır unu tuz, az şeker ile ılık suda yoğrulur. Biraz dinlendirildikten sonra bir tepsiye yayılarak fırında pişirilir.

Çokaçah: Buğday unundan, mayalı hamur başparmak kalınlığında yuvarlanır. Bu rulo hamur içten dışa doğru birbiri üzerine kıvrılarak sarılır. Üzerine yumurta veya yoğurt sürülerek fırına verilir.

Mırıpa: Buğday unundan mayasız hamur yapılır. Yumaklara ayrılan hamur ince yufkalar halinde açılır. Açılan yufkalar yağlanarak üst üste konulur. Aralarına ince dövülmüş ceviz konulur. Yumaklar ½ parmak kalınlığından biraz daha ince şekilde açılırlar. Açılan yufkalar saç üzerinde pişirilir.

Lokuma: Buğday unundan mayalı hamur hafif yumuşakça yoğrulur. Küçük yumaklar ince olarak açılırlar.11-15 cm. çapında daire şeklinde açılan yufkalar yağda kızartılır. Özellikle şeker ve kurban bayramlarında sütlaçla beraber ikram edilir. Sütlaç ve lokuma yoksa o bayramın tadı olmazdı.

Çeüf: Buğday unundan mayasız hamur 12-15 cm. çapında yufkalar halinde açılır içine önceden hazırlanmış olan peynir veya haşlanmış pirinç konulur. Yağda kızartılır. Diğer bir çeşidinde ise içine konulan malzeme un helvasıdır. Bu un helvası şeker ile yapılmaz, şeker yerine pekmez ile tatlandırılır. Bu malzeme ile yapılan Çeüf, kızartılmaz saç üzerinde pişirilir.

Çeüf’ün Çerkes toplumunda ayrı bir yeri vardır. Düğünlere, nişanlara,asker gözaydınlığına, hasta ziyaretlerine veya herhangi bir toplantıya gidilirken mutlaka Çeüf yapılırdı.Çeüf’ün özel sepeti vardı.; Çeüf gılat .Hafif oval, altı geniş, ağzına doğru içe doğru daralıyordu.Bu sepete Çeüf doldurulur, üzeri temiz bir bezle örtülür, misafir olunacak haneye götürülürdü.Bu gelenekti.

Hambal: Mısır unu tuz, çok az şeker ile ilk suda yoğrulur. Biraz bekledikten sonra küçük yumaklar haline getirilen hamur,12-15 cm. çapında ve bir parmak kalınlığında açılır. Kaynamakta olan suya atılarak haşlanır. Dibe çöken pişmiş sayılır ve sudan çıkartılır. Soğuduktan sonra yenilir. Diğer günlere kalan hambal ateş üzerinde kızartılarak yenilir.

Tsıhkaşıra: Mısır unundan yapılan bir tatlı çeşidi. Mısır unu tereyağ ile kavrulur. Belirli bir kıvama geldikten sonra ateşten indirilerek bal ile tatlandırılır. Bir tepsiye yayılan Tsıhkaşıra baklava şeklinde kesilerek soğumaya bırakılır.

Çerkes Tatlısı: Buğday unu yağsız olarak, yanmayacak şekilde bir tavada belirli bir süre kavrulur. Kavrulan un bir kapta pekmez ile tatlandırılır. Ilık hale gelen tatlı, elde küçük toplar yapılarak bir kaba konulur. Soğuduktan sonra servis edilir.

Kabıbs: Balkabağı haşlanır. Haşlanan kabak bir kapta ezilerek hamur haline getirilir. Hamur haline getirilen balkabağı içi sırlı bir küpe konulur. Üzerine kaynatılmış süt ilave edilir. Küpün ağzı örtülerek mayalanmaya bırakılır. İçilecek kıvama gelinceye kadar, zaman zaman üzerine süt ilave edilir. Kıvamını bulduğunda içecek olarak servis edilir.

Unutulmuş ne kadar çok şey vardır. Geriye kalanlar iki elin parmakları kadar.

Sevsek de sevmesek de, beğensek de beğenmesek de onlar bizim geçmişten gelen birikimlerimiz. Kültür hazinemizin değerli birer parçaları. Bildiklerimizi, hatırlayabildiklerimizi, unutulmuş, bir şekilde bir yerlerde bir kısmı kalmış olan değerlerimizi kayıt altına alalım.

Yapmasak da, kullanmasak da onları birer değer olarak muhafaza edelim. Şarkılarımızı, ağıtlarımızı, melodilerimizi, masal ve hikayelerimizi, destanlarınızı, kilimimizi, halımızı, elbisemizi, başlıklarımızı, kama ve kılıçlarımızı, eyer takımlarımızı, takılarımızı, kutularımızı ve de geçmişten gelen ne varsa “aman bu değersiz bir şey” demeden muhafaza edelim, biz etmiyorsak edenlere veya etmeye çalışan kurumlarımıza verelim.

Ve bütün bunları kendi isimleri ile var edebilmek, yeniden üretebilmek, gelecek kuşaklara aktarabilmek içinde dilimizi koruyalım.

Kültür, binlerce yıldan birikip gelen en değerli mirastır.

ZAFER SÜREN (AJİ)

 

            

İSMAİL TEMİZ(1954-1997)

 

İSMAİL TEMİZ(1954-1997)

Samsun İli Havza İlçesi Hurdaz (Cevizlik)Köyünden yetişen en büyük sporcu,güreşçi ve pehlivandır.

1954 yılında Hurdaz Köyünde güreşçi pehlivan bir sülaleden dünyaya geldi.Çocuklukla birlikte bayramlarda , düğünlerde ve panayırlarda kendini harmanlarda ve çayırlarda buldu.

1972 yılında antrenörlüğünü amcası Cevdet Temiz’in yaptığı Zonguldak Kömürspor takımında minder güreşine başladı.

1973 yılında Karakucak Gençler Türkiye Şampiyonu ve Kırkpınar’da deste boy birinciliği elde etti.

1975’de Balkan Şampiyonluğunu elde etti.1976 yılında Ankara MTA Güreş Takımına geçti.Bu tarihten itibaren defalarca Türkiye Şampiyonlukları elde ederek güreş milli takımının 10 yıl en büyük kozu oldu.Ve şu dereceleri elde etti.

1977 Bursa’da Avrupa 3.

1978 Meksika Dünya 3,

1982 Varna Avrupa 3.

1984 İsveç Avrupa 2.

1976 Montreal ve 1984 de Los Angeles olimpiyatlarına da katılmıştır. Ayrıca uluslarası turnuvalar ,ordular arası şampiyonalar ve Akdeniz oyunlarında madalyalar kazandı.

Dünya güreşinin zirve yaptığı yıllarda milli takımımızın ve ülke insanımızın madalya umudu oldu.Uzun yıllar   milli mayoyu giyerek ülkemizi temsil etti.

Pehlivan bir sülaleden gelmekte idi.Dedesi Mustafa TEMİZ Kapancı namını(pehlivan oyunu)almış bir yöre güreşçisi idi.Babası Recep TEMİZ döneminde yörenin en namlı Başpehlivanlarındandı. Büyük öğretmen amcası Cahit TEMİZ de isim yapmış pehlivanlardandı. Küçük amcası ve hocası Cevdet TEMİZ’de minder , karakucak ve yağlı güreşte isim yapmış milli takıma antrenör olarak bir çok güreşçi yetiştirmiş ünlü pehlivanlardandı. Amca çocukları Sait TEMİZ ve Nahit TEMİZ sülalenin son pehlivanları olarak Türkiye çapında güreşçi , pehlivan ve milli hakem olarak güreş camiasında hizmette bulunmaktadırlar.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
sayra öz (onur)
610 gün önce
Yazarına teşekkurler. Çok yararlandım
Yazarın Diğer Yazıları
344 gün önce
1152 gün önce
1217 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=