Lütfen bekleyin..
DOLAR
3,7760 % -0,88
istanbul
23 Ocak 2018, 01:00

Mahinur Tuna Papapha

Rustaveli Zamanında Abhazya

20 Kasım 2014, 11:41

           Rustaveli Zamanında Abhazya

                               Yazan:      Prof. Şalwa İnal-yıpa

                               Çeviri: Papapha Mahinur Tuna

 

        11-13. yüzyıllarda Gürcistan ve Abhazya ortak bir krallıktı.  O dönemde Gürcistan’ın adını duyurmada Abhazların payı çok büyük oldu. Bu dönemin tarihsel önemi büyüktür, birkaç hususa değinecek olursak şunları görürüz.

Bilindiği gibi Abhazya  8. ve 10. yüzyıllarda gelişmekte olan hatta çok ilerleyen bir ülkeydi. Bu tarihte “Bağımsız Abhazya Krallığı” kurulmuş, krallarına “Apsha” diyorlardı. Bu kralların içinde özellikle “Leonraa-Leonlar” dikkat çekiyordu. En çok sözü edilen kral  2. Leon idi.

        2. Leon’a Abhazlar 2. Lawan diyorlardı o Abhazya’nın bağımsız bir krallık olmasını istiyordu.  Abhaz boylarını bir araya toplamayı en büyük amaç edinmişti. Kimseye bağlı olmayan güçlü bir devlet oluşturmaya çalıştı. Bunun için günün uygun ortamından yararlanmayı, özellikle aklı başında, kayda değer bilgelerden, dost, hısım ve akrabadan destek almayı ihmal etmedi. Çünkü  o dönemde bir yandan Bizans İmparatoru diğer yandan Hazar Hakanlığı ile akrabaydı. Annesi Hazar Hakanının kızıydı. Amcası I. Lawan’ın izinden yürüyerek giden 2. Lawan büyük işler başardı. 8. Yüzyıl sonlarına doğru Abasgia ve Apsilya adıyla ayrı hükümdarlıklar halinde bulunan Abhaz boylarını birleştirdi. Bu birliğin başına geçen 2. Lawan “ Abhazların Kralı” unvanı ile Anakopi kalesini kendine payitah yaparak orada oturdu. Krallığını Bizansa tabi olmaksızın kurdu. Batı Gürcistan bölgesinde yer alan Egrisya yani Lazika’yı da kendi krallığına kattı. Fakat onunla yetinmeyip bütün Gürcistanı krallığına katmak istiyordu. Bu amaçla payitahtını yani yönetim merkezini 9. Yüzyılda Kutais’e taşıdı. Bu tarihten itibaren Batı Gürcistan  Abhazya’ya dahil olarak, Abhazya diye anılmaya başlandı.

        Görüleceği üzere bu büyük bir krallıktı. Doğuda Kuban nehri, batıda Suram Dağları, güneyde Çoruh’a kadar uzanıyordu. O zaman Abhazların  nüfusu kalabalık, ulusal bilinci de  yüksekti, Abhaz dilinin sınırları genişlemişti. O zaman iyi eğitim görmüş, başarılı Abhazlar vardı. Abhazya sınırları dışında yaşayan Abhazlar da vardı. Akademik S.N. Canaşya’nın belirttiğine göre Abhaz feodallerin temsilcileri sadece Batı Gürcistan’a değil, Doğu Gürcistan’a da gönderiliyordu. Örneğin; Gürcü feodal ailelerinden  Barataşvili ve Maçabeli aileleri gerçekte Abhaz kökenliydi.

        9. ve 10. yüzyıllarda Abhaz Krallığı ulaşabileceği en üst düzeye gelmişti. Gücünün zirvesindeydi. O zamanlar Abhaz Krallığı ile mukayese edilebilecek güçte Kafkasya’da hiç bir devlet yoktu. Abhaz Kralları aktif politika uyguluyorlardı. Bütün gayeleri tüm Gürcistanı da kapsayan büyük bir imparatorluk kurmaktı. Bu kolay bir iş değildi ama Abhaz Kralları bu yolda epey mesafe almıştı.

        Böylece 2. Lawan’dan sonra  Abhaz Kralı olan Feodos da atalarının izini sürdü. Kartli yani Tiflis’i ele geçirme mücadelesinde oldukça da başarılı oldu. Onda sonra gelenler Kartvelya sınırları içinde  ilerleme imkanı buldular. Abhaz Kralı III. Konstantin de İmereti Krallığını ülkesine kattı. Burası Gürcistan Krallığının Kuzeybatı Bölgesi olup Kahetya’ya bağlıydı. Abhaz Kralı Gerg de  savaşarak Kartvelya’nın merkezini ele geçirdi. Böylece  Kuzey Kafkas halkları ve diğerleri de itaate başlamış oldu.

        Yalnız o dönem bütün çabalara karşın Abhaz Kralları Kahetya’yı tam anlamıyla kendilerine bağlayamadılar. Tüm Gürcistanı hakimiyetleri altına almaları mümkün olamadı. Onun ötesinde Abhaz Krallığın’da krallık babadan oğula geçerken de işler rast gitmedi. Abhaz Kralı Kör Feodos MS. 975 yılında öldü.  Yerine geçecek varisi yoktu, Abhaz Krallığı kızkardeşinin oğluna verildi. Yani  Güney Batı Gürcistan’ın, Tao-Klarçeti’nin Kraliçesi Granduht’un oğlu Bagrat’a verildi. Granduht Abhaz Kralının kızıydı, Kör Feodos’un kız kardeşiydi.  O dönemde soya göre Abhaz Krallığını verecek ondan başka kimse yoktu.  Abhaz Kralının kız kardeşinin oğlu Kartliyi ele geçirince Abhaz-Gürcü Krallığını Birleştirmek istedi, çünkü annesi Abhaz, babası Gürcüydü.

        10. yüzyılın sonuna doğru feodallerin sen ben kavgalarından ötürü Abhaz Krallığı Abhaz Hanedanlığından Tao Klarçeti Bagratlarına geçti. Dolayısıyla tüm Gürcistan’ı birleştirip bir hükümdarlık altında yönetme şansı da Bagratların eline geçmiş oldu. MS. 978 yılında Abhazya da dahil olmak üzere Birleşik Gürcü Krallığı kuruldu. Bu konulara değinen N.İ Marr şöyle yazıyor:

        “Abhazlar uzun zamandan beri Bizans ile iletişim halinde. Haliyle Bizans kültürü ile de iletişim içinde oldular, ondan etkilendiler. Ayrıca öyle zannediyorum ki epey zamandan beri Bizans ile ilgili eğitim ve araştırma da yapıyorlardı.” *

Gürcü-Abhaz Birleşik Krallığı’nını anlamı çok büyüktü. Abhazlar gibi Gürcüler de Bizans’a bağlı olmaksızın yaşamak için çok mücadele ettiler. Burada süren kötü politikaların son bulmasını istiyorlardı. Uzun zamandır bunu istiyorlardı ama uygun zamanı yakalayamıyorlardı. Yüzyıllardır süre gelen bu kötü ortamı tek başlarına yıkmayı başaramıyorlardı. Abhazlar ve Gürcüler birlik olursa bunu başaracaklarını biliyorlardı. Bunu başardıktan sonra diğer hükümdarlıklarla mücadelenin daha kolay olacağını da biliyorlardı. Sonunda kimseye bağlı olmaksızın kendi işlerini kendileri görür hale geldiler. Abhaz ve Gürcü halkları o zamana kadar da komşuydular, yanyana oturuyorlardı, ayrı yaşadıklarında da zaman zaman yardımlaştıkları oluyordu. Bundan ötürü aralarında yakınlık, hısım akrablık da doğımuştu. Dostları düşmanları aynıydı. Herbiri kendi başına bağımsız ama yanyana, gerektiğinde de bir araya gelip savaşabilen halklardı.

        Örneğin, Moğol istilasi Gürcülerin uğradığı saldırıların en kötüsüydü. Moğollar gittikleri heryeri kasıp kavuruyorlardı Gerçi Abhazya’ya kadar ulaşamamışlardı ama Gürcistanda yaptıkları saldırıda Abhazlar da Moğollara Karşı Gürcülere yardım ediyordu. Bir çok tarihsel dökümanlardan okuduğumuza göre en uzakta yaşayan  Abhazlar bile silahlanıp eksiksiz bir biçimde Moğol istilasına karşı hazır bekliyorlardı.  1259 yılında  Gürcülerin Moğol istilasına karşı verdiği mücadelede Abhaz savaşçıların da yer aldığını biliyoruz.

        Abhazya, Birleşik Gürcü Krallığının merkezinden uzak, kıyıda unutulmuş bir bölge değildi. Hatta bu birleşik krallığın diğer parçaları içerisinde en çok nüfusa ve nüfuza sahip olan Abhazya idi. Politik statüsü de hayli güçlüydü. Bunu krallar da gayet iyi biliyordu. Bu nedenle krallığın payitahtlarını yani yönetim merkezlerinin birini de Abhazya’da inşa ediyorlardı. Sohum’da ve diğer kentlerde bunların örneklerini görmek mümkündür. Birleşik Gürcistan Krallığının ilk kralı III. Bagrat kendisine politik merkez olarak Abhazya’nın Bedia köyünü seçmişti. (Bu gün Abhazya’da ve Acara’da Bedia sülalesinden ailelerin yaşadığını herkes bilir) Orada çok muhteşem bir kilise yaptırdı. Bu kilisenin tarihi duvarları bu gün bile kalıntları ile görenleri büyülüyor. Kral III. Bagrat da orada gömülü. Mezarı bugün de biliniyor.

        Yukarıda söylediğimiz gibi Gürcistan’ın feodal, monarşik krallığının en parlak dönemi Tamara dönemi, yani 12. yüzyıldı.  O dönemde de Gürcistan Krallığında Abhazlar önemli mevkilerde  bulunuyorlardı. Devlet kademelerinde yer alıyor ve büyük rolle üstleniyorlardı, sözleri dinleniyordu.  Ülke politikasında aktif rol oynuyorlardı. Özellikle ordu ve askerlik işlerine damga vuran Abhazlardı.  III. Bagrat’ın elindeki tüm ordudan söz edildiğinde önce Abhazlar anılırdı. ”Abhaz-Gürcü” ordusu Gürcüstan’da geçen tüm savaşların tam ortasında yer alırdı. Çok büyük başarılar sağlamışlardı. Örneğin 1205 yılında Tamara’nın ordusu Müslüman Padişahlarla Basyan’da büyük bir meydan savaşına tutuşduğunda Abhaz savaşçılar çok büyük yararlılıklar göstermişlerdi.

        Bu dönemde Abhazların politik gücünü gösteren örnekler pek çoktur.

Abhaz temsilciler olmadan merkezde büyük işler konuşulmazdı. Görüşmelere mutlaka Abhazların katılımı sağlanırdı. En çok da Kraliçe Tamara’ya yabancı ülkelerden gelen büyük elçiler kabul edilirken ve “Birleşik Gürcü Krallığın”ın ortak ülkeleri sayılırken önce Abhazyanın adı söylenirdi, “Abhazya, ......Kralı” diye.

        Abhazya’nın Pısrıtsha (Anakopi)  kentinde yapılan kazılarda bir gümüş para bulundu, bir abazg (madeni para)  büyüklüğünde olan bu paranın 11. yüzyıla ait olduğu saptandı. Paranın bir yüzünde  Meryem Ana’nın resmi vardı, öbür yüzünde de çepe çevre bir Gürcü yazısı bulunuyordu. D.G. Kapanadze’nin okuduğuna göre şöyle yazıyormuş :

”Xriste, Yozveliç Georgia-Abhazov i Gurizin Çariya i Kesevosa !” Burada sözü edilen Gürcü Kralı Gerg II’dir. (2)

        Gürcü Kralları Abhazya’yı konma ve konaklama yeri edinmişlerdi, saraylarında bulunan yüzlerce görevli ile birlikte kışı burada geçirmekte, sonra Kutays’a dönmekteydiler. Oradan da Gori, Kart (Tiflis) ve diğer şehirlere geçiyorlardı. Kralların Abhazya’da konaklayacağı yerler az değildi. Bedia, Mıku, Satamaşa, Sohum (Aqua), Psırıtha (Nakopia kızının kalesi), Lıxnı (Eski gürcücede adı Zupu), Ldzaa (eski Gürcücede Bçvita=Pitsunda) gibi yerlerde de yazlık şatoları vardı.

        Abhazya ve Gürcistanı birleştiren diğer faktör de hristiyanlıktı. Abhazya’da Hıristiyanlık  3. Yüzyılda geldi, 3 ve 4. yüzyıllarda hızlı yayıldı. Özellikle Bizans İmparatoru Justinyan zamanında büyük gelişme gösterdi.  Hatta o dönemde istemeyenler de zorla Hıristiyanlaştırıldı. Çok tanrılı Abhaz inançlarının totemleri  yıkılıp tapınakların yerine Hristiyan kiliseleri inşa ediliyordu. Bu kiliseleri sadece sahile değil, yüksek dağ tepelerine ve yamaşlarına da yapıyorlardı. Gaye Hıristilyanlığı burada iyice güçlendirmek buradan da Kuzey Kafkasya’daki komşu ülkelere yaymaktı. Abhazları da bu işte kullanmak için ciddi anlamda Hıristiyan kültürü ile eğitiyorlardı.

        Gürcü literatüründe ilk defa Abhazya’dan söz eden eser Yoani Sabanitze’nin “Abo Tibileli’nin Istırapları” adını taşıyan ve 8. yüzyılda yazılan kitaptır. Bu kitapta yazdığına göre 1200 yıl önce yani 8. yüzyılın ikinci yarısında Abhazya küçük bir ülke değildi. Sosyal ve ekonomik yönden gelişmiş bir ülke idi. Örneğin farklı sınıflar oluşmuştu. Feodal beyler, özdenler, bağımsız çiftçiler, köleler ve hizmetkarlar olduğu gibi bir de ruhban sınıfı oluşmuştu. İ. Sbanitze altını çizerek; o zamanlar Abhazya’da Hıristiyanlık tam anlamıyla oturmuştu, diyor.

        4. ve 10. yüzyıllar arasında Abhazya’da pek çok büyük kilise inşa edildi. Ldzaa (Pitsunda) 4.-5. yüzyıl; Gagra, Ambara 5.- 6. yüzyıl, Dranda VI, yüzyıl, Pısrıdzha 9. yüzyıl ve  benzerleri.

Dikkat edileceği üzere Abhaz kralları Hıristiyanlığı Kuzey Kafkasya’ya da taşıyordu. Örneğin, Alanlara Hıristiyanlık Abhazların aracılığı ile gitti. Konstantinopol’deki Patrik. Nikolay Mistik’in Abhaz Kralı Girgual’a yazdığı mektupta belirttiğine göre Alan ülkesi  (Osetya) Hıristiyanlığı  10. yüzyıl başlangıcında kabul etti. Sonra da “Bu işi  Abhaz kralı Girgual bizzat kendisi doğru ve güzel bir biçimde yürüttü” dedi. (3)

        Yukarıda belirtildiği şekilde Hıristiyanlığı Abhazya’ya getiren Bizanslılardır. Abhazya’da Hıristiyanlığın ilk etabı böyle oldu. Bizanstaki kilise organizasyonu 9. yüzyıl sonlarına doğru daha da gelişmiş durumda idi. Ondan sonra Abhazya dinsel olarak da Bizans’tan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.

        10. yüzyıl Abhazya’daki kilise yaşamında büyük değişiklikler oldu.  Bizans Kilisesi yerine Abhazya’da  Gürcü kilisesi kuruldu. O nedenle dini ayinler Bizans dili yerine Gürcü dili ile yapılmaya başlandı.

        Zaman zaman Abhazya’da  katolik de kalıyordu, O Abhazya ve Batı Gürcistan’daki kiliselerin büyüğü idi. Mekanı da bazen Aqua- Sohum bazen de Ldzaa (Pitsunda) idi. Böylece Bağımsız Batı Gürcistan Kilisesi  10. Yüzyılın ikinci yarısında bağımsız katolik kilisesi oluyordu. Bundan sonra Doğu ve Batı kiliseleri kendi aralarında birleşerek bütün kiliseleri organize ettiler. Başına da Misxetalı katoliği getirdiler. Lzaa (Pitsunda)daki kilise gücünü korudu. Adı sanı büyük, güçlü ve zengin bir kilise olduğu için 13. Yüzyılda da  sadece Abhazya’nın değil Batı Gürcistanın da merkezi oldu.

        10. ve 12. yüzyıllarda Abhazya’da benzeri olmayan Hıristiyan kiliseleri inşa edildi. Bunların çoğu bu güne kadar sapasağlam kaldı. Büyüklükleri ve mimari biçimleri ile görenlerin gözünü kamaştırıyordu. Bunlardan bir kaçını sayacak olursak. Lzaa(Pitsunda) daki büyük kilise, Lıxnı’da 10. Yüzyılda yapılan kilise, MS. 965 yılında inşa edilen Mıku kilisesi, Dranda’daki  kilise, Bedia kilisesi MS. 999 da yapıldı. Lızaa (Pitsunda), Bedia, Mıku, Dranda ve Lıkhnı kiliselerinde çoğunlukla psikoposlar da oturuyordu.

        Abhazya’daki kadar çok kiliseye Batı Gürcistan’da rastlanmıyordu. Bu da bize 12. yüzyıla kadar Abhazya’nın nüfus yoğunluğunu, politik gücünü, kültürel seviyesini ve zengin mimarisini gösteriyor. Sohum’daki Bagrat kalesi de bu gücün bir simgesi.

        Hıristiyanlık Abhazya’da Gürcü  yazısının gelişmesine neden oldu. Bazı resmi yazışmalar bu dille oldu. Kiliselerdeki resmi ayinler, tarihsel yapıtlardaki bazı yazılar haliyle bu dille oldu.

Örneğin Lıxnı Kilisesi’nin duvarında değişik Gürcü yazıları vardır. Bu yazılardan biri şöyle diyor. “1066 yılının Nisan ayında gökyüzünde kıyamet alametleri görüldü.”

        Sohum’a yakın Baslata’da bir köprü üzerinde tamamlanmamış bir yazı görünüyor. Bu yazıda İsa’ya bir yakarma olduğu anlaşılıyor. Bunlar da 11. Ve 12. yüzyıla ait. Yine Bedia’daki Tsarça, Gumrış, Elır ve Tsabal’daki Akapa ve Anxua’daki kiliselerde de Gürcü yazıları karşımıza çıkabiliyor.

        O dönemde yazı dili böyleydi ama Abhazlar günlük yaşamlarında kesinlikle Abhazca konuşuyorlardı. Abhaz diliyle alış veriş ediyorlar, tüm işlerini ana dilleriyle görüyorlardı. Yaşayan dil ana dilleri Abhazcaydı. Bu dil hiç kuşkusuz yaşlı ve zengin bir dildi. Güneyde kuzeyde bir Abhazın yaşadığı her yerde konuşuluyordu.

Faktörler çok ama yanıltmaksızın bize gösterdiği odur ki feodal dönemden özellikle 10. yüzyıldan itibaren 13. yüzyıl başlarına kadar Gürcü kültürü Abhazya’da kendini göstermiş fakat bu daha çok Hiristiyanlık ve Hiristiyanlığa ilişkin yazılarda ve manastır kültüründe etkili olmuştur.

        Ancak ulusların kültürlerinde gelişmelerin iki yönü vardır. “Almak ve vermek birbirini izler” derler. O dönemlerde Abhazlar başkalarının kültüründen etkilenmekle kalmıyor, kendileri de başka halkların  kültürlerini etkiliyordu.  Abhaz dili, gelenekleri, silahları ve daha pek çok element yükselmekte ve gelişmekte olan Abhazya’dan çıkıp sınırları aşmakta Gürcistan ortalarına kadar ulaşmaktaydı.

        Ayrıca Abhazya Bizans’a ötedenberi yakın ve gelişmiş Bizans kültürü ile içiçe idi. Bu kültür Abhazya yoluyla doğuya geçiyordu. Bu konuda akademisyen N.İ. Marr (s.39) da;

 “11. ve 12. yüzyılda ünlü bir Bizans filozofu vardı. Kostntinopol’deki okulun başkanı idi. Yoani İtal adındaki bu filozof Hıristiyanlık eğitimine karşıydı. Antik düşünürlerin yolunda yürümeyi tercih ediyordu. Bu yüzden Bizans’ta lanetlenmiş aforoz edilmişti. Hiç bir yere gönderilmiyor, halkın arasına sokulmuyordu. Sadece bir kişi ona arkadaşlık ediyordu. Bu filozof ona “Absua” Abhaz anlamında “Abazgos” diye hitap ediyordu. Ona yazdığı mektuplarda Abazgos’tan büyük eğitim görmüş kişi olarak söz ediyordu.” (4)

        9. ve 12. yüzyıla ait Gürcü yapıtlarının bir çoğu Abhazya’dan söz eder ve Abhazların tarihsel yaşamları hakkında çok değerli bilgiler verir.

        12. yüzyıl sonlarına doğru Gürcüce basılmış “Visramyani” adlı romanda Gül adında olağanüstü bir kızdan söz edilir. Kızın güzelliği anlatılırken “Kirpiklerini ok gibi kullanmayı Abhazlardan öğrenmiştir “ der. (5)

        “Visramyani” Acem şairi Gurgani’nin 11. yüzyılda  “Visi ile Romini” adlı manzum hikayesinin Gürcü versiyonudur. 12. yüzyılın ünlü Gürcü şairi Sargis Tmogveli tarafından “Visramyani” diye Gürcüceye çevrilmiştir. Bu şair Tamara döneminin bilinen resmi şairi idi. Acem metninde Gürcü varyantında olduğu gibi Abhazlardan “Abhaz” diye söz edilmesi Abhazların yabancı ve uzak ülkeler tarafından ayrı bir millet olarak bilinip tanındığını gösteriyordu.

        Kral Davit ile Kraliçe Tamara’nın öyküleri Abhazya’da çok iyi bilinir. Hatta kraliçe Tamara diğer Gürcü hükümdarlarının hiç birine karıştırılmazdı. O kral III. Gerg’in kızıydı (1156-1184 yılları arasında hüküm sürdü) Yani Davut’un torununun kızıydı. 1165 yılında doğdu, 1178 yılından itibaren babasının yanında devlet işlerini yürütüyordu. Abhaz köylerinde yaşayan ihtiyarlar Kraliçe Tamaranın öykülerini biliyordu. Bu gün bile bir çok yerde adını dillerinden düşürmedikleri anlaşılıyor. Onun Abhaz kızı olduğunu biliyorlar. Çok güçlü dirayetli, akıllı ve güzel biri olduğunu gayet iyi anımsıyorlar. Özellikle onun güzelliği, fiziği söz konusu olunca; “O insanoğlunun doğurduğu biri değil, tanrı soylu biri” diyorlardı. 120 yaşındaki Hobaca kızı Havida  Aguxu-pha (Guada Köyü)  çok güzel,  gözkamaştıran bir kıza rastladığı zaman “ Hay adetopol Tamar gibi ne kadar da güzel” dermiş. (derleyen D.A. Amiçba)

        Tamara’nın, yaşamının önemli bir kısmını Abhazya’da  geçirdiği söyleniyor. O her yılın üç dört ayını Abhazya’da geçirir, Sohum ve diğer kentlerde kalıp dinlenirmiş. Böyle bir çok öykü anlatıyorlar. 1210 yılında öldüğünde cesedini Abhazya’ya getirdikleri rivayet olunur. Bu konuda  Gürcü halk şarkılarında  şöyle dizelere rastlanır.

        Götürdüler Tamar kızı Dilelo Dağ’a

Götürdüler, götürdüler Tamar kızı

Abhazya’ya Dilelo Dağ’a (6)

        Şahit ol sen Gürcistan...

        Tamara oğluna da Abhazca isim taktı. Ona Gerg Laşa diyorlardı. 1192 veya 1192te doğdu. 1207 yılından itibaren annesi ile birlikte devlet işlerini yürütüyordu. 1222 yılında öldü. O zamanki Gürcü tarihçisi Letopiseta “Laşa” adı için ne anlama geldiğini bilmeyenlere şöyle açıklamada bulunuyordu. “Bu laşa sözü Abhazcadır. Bütün dünyayı aydınlatan anlamına geliyor” Zaten ona günlük konuşmada her zaman Laşa diye hitap ediyorlardı. Gerg ise Hıristiyan adıydı.

        Kısaca söylemek gerekirse Abhaz tarihi ölümsüz şair Şota Rustaveli’nin şiirlerinde işte böyle geçiyordu.

Prof. Şalwa İnalyıpa

Şota Rustaveli’nin doğumunun 800. yıldönümü nedeniyle Akua. 1966 s.31-41

 

Kaynakça:

1-Kartlis Tsxovreba s. 279

2- Svederya Bzantiski Pisateliya O Guruzia, Tibilisi, 1962, s,214-217

3- N.İ.Marr, Yoaniy Petriskia Gruzinskia Neoplatonik XI-XII Veka. Zap. Vost. İmpen, Russk.arxeo o-va” T.XIX.S.P.6 1909S.55-58

4- ..... 1938, s.183. “Visramyani” “Vis i Ramin” roman, Tibilisi, 1960,s.152

5-...1960, s160

6- Batı Gürcistan o zaman çoğunlukla Abhazya diye anılırdı.

 

Not: Bu çeviriyi yapalı belki de 20 yıldan fazla oldu, asıl metni de şu an bulamıyorum, bazı eksiklikler olması muhtemel, fakat özü itibariyle bir dönemi bize tanıttığı için yararlanmak isteyenler olabilir diye paylaşıyorum. Bir hata varsa peşinen söylemiş olayım.

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol KILIC
1159 gün önce
Mahinur sahsa cok tesekkurler.Eline , beynine saglik.Ben izninle kucuk bir katgi yapmak istiyorum.Bilindigi gibi Abhazyada bedia adi gecen iki yerlesim yeri vardir.Biri Bedia, digeri AGU BEDIA .Abhaz kralliginin baskenti Agu bedia'ydi.Abhaz kralligi sinirlari buyugunce baskenti KUTAIS'e tasidi.Abhaz krali baskenti Agu bedia'dan Kutaise tasirken Agu bedia ve cevresindeki yorelerden tanidigi, bildigi, guvendigi , korumalari ve askerleride Kutaise goturdu, Bu insanlar Samurzakan bolgesinin abhazlariydi.Abhaz kralligi dagilinca bu goturulen abhazlar oralarda megrelestiler.Bugun Samurzakan bolgesinde Abhaz nufusu az ise bunun nedenlerinden biride eski baskent Agu Bedia'dan yeni baskent Kutaise goturulen Abhaz kralinin tanidigi, bildigi, guvendigi abhazlarin sayisinin coklugundandir.Bugun abhaz ve megrel halki arasinda bir sinir koymak zordur Samurzakan abhazlarin yuzde 30 'una yakini megreldir.Sahsa agubziyara bimaazayt.Abziyarazi
Yazarın Diğer Yazıları
399 gün önce
605 gün önce
720 gün önce
1106 gün önce
1169 gün önce
1430 gün önce
1654 gün önce
1761 gün önce
1784 gün önce
1797 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=