Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
25°
20 Temmuz 2018, 05:57

Mahinur Tuna Papapha

ASLAN BEY “Arslan, Arslanbey, Alibek”

24 Şubat 2014, 20:21

                    

 

                                                               Yazan  : Anzor Mıkuba

                                                               Çeviren: Papapha MahinurTuna

 

 

 

        Keleş Bey'in  büyük oğlu Aslan Bey 1773 yılında doğdu. Annesi Zapş-pha'ydı. Babası onu çocuk yaşta atalık olarak  Xaltsısların  beylerinden bir Sadz tavad olan Sameyxuaalara verdi. Abhaz kralının büyük oğlunu büyütme şansını yakalayan Semeyxuaalar günü gelince tahta geçecek olan Arslan Bey'i yetiştirmek için ellerinden geleni yaptılar. Ata binmek, silah kullanmak bir prens gibi davranmak gibi konularda ve yiğitlikte, kimseden geri kalmayacak şekilde yetiştirdiler. Kendi ana dilinden başka, Adige dilini, Ubuhçayı ve Türkçeyi de öğrettiler. Aslan Bey iki kez evlenmişti.  İlk eşi Sadz prenslerinden Geçbaların kızıydı. Dida adını taşıyordu. Abhaz folklorunda Dida'nın erkek gibi bir kadın olduğu yazılıydı. Kocasının savaştığı yerde kendisi de savaşıyordu. Kılıç savurmak, silah atmak gibi konularda erkeklerden geri kalmıyordu.  Sonunda Ruslarla savaşırken yediği bir top mermisi ile öldü.

        Bir süre sonra Aslan Bey yeniden evlendi. Bu kez Pıshü Marşanları olan Mas-yıpa adlı soylu ailenin kızı Esma ile evlendi.

        Aslan Bey Abhaz Kralı Keleş Bey'in büyük oğlu olması nedeniyle babasından sonra tahta geçecek olan kendisiydi. Sadzlar atalıklarının günün birinde iktidara geleceğini biliyor ve bunu çok istiyorlardı.

        Aslan Bey'in tahta geçmesini isteyenlerin başında atalığı Sadzlar kadar dayıları Zapşaalar da vardı. Zapşaalar uzun süreden beri hiçbir isteklerini yerine getirmeyen ve kendilerini dikkate almayan Keleş Bey'in tahttan indirilmesini kafaya koymuşlardı.

        1804 yılının  bir yaz gününde Zapş-yıpa ailesinden bir grup erkek Keleş Bey'i katletmek üzere  Sohum Kalesine geldiler. Keleş Bey'in kulağına kayınpeder ailesinin böyle bir şey yapacağı çok önceden gelmişti. Keleş Bey, oğulları Aslan Bey ve Sefer Bey'i yanına alıp konukları kapıda karşıladı. Onlar amaçlarına ulaşmadan, Abhaz kralı ve oğulları erken davranıp saldırdı. Zapşaalardan iki kişi öldü, diğerleri de ölülerini bırakıp kaçtılar.

        Dayılarının, babasını öldürmek istediklerini iyice anlayan Aslan Bey babasına saldıranların peşine düşüp Guma'ya kadar gitti ve orada bir Zapş-yıpa'yı  daha öldürdü.

        Bu olaydan sonra Keleş Bey Zapşaaların canına okudu. Üstlerine ordu gönderdi. Malikanelerini ateşe verdi ve krallığından  kovaladı, topraklarını da kendisine destek veren tavadlara-beylere  dağıttı.

        Aslan Bey babasını koruma konusunda böyle candan davranmış olmasına, onun uğruna bir dayısını öldürmesine karşın,  baba oğul arasına bir soğukluk girdiğini bütün tarihsel kaynaklar yazıyordu.  Öte yandan Keleş Bey'in öldürülmeden birkaç gün önce büyük oğlunu samimi bir biçimde kabul ettiğini, onunla açıkça konuştuğunu, her konuda anlaştıklarını ve öyle ayrıldıklarını da yazıyordu.

        Kafkasya'daki Rus yönetiminin temsilcileri Keleş Bey öldürüldükten sonra Abhazya'nın başına Sefer Bey'i geçirmek için Nina Dadyani'den yararlanmak istediler. 8 Haziran 1808'de Nino Dadyani'nin  Çar I. Aleksandr'a  mektup yazmasını sağladılar. Mektupta Abhaz Krallığının başına Sefer Beyi'in geçmesini istediğini belirtiyordu. Sefer Beyin de istediği buydu. Ama Sefer Bey Abhaz halkının yanında olmayacağını biliyordu. Çünkü halk Keleşbey'in tahtına  Aslan Bey'in oturması  gerektiğini düşünüyordu ve köylü sınıfından doğan birini tahta geçirmek istemiyordu. Ama Rus generalleri için bu sorun değildi. Aslan Bey iktidarda güçlenmeden Migrelya'da kayınpederinin yanında yaşayan  Sefer Bey'i getirip zorla da olsa Abhazya'nın başına geçirmek istiyorlardı. O yıl Ağustos ayında general Rıgkof bir sefer düzenledi, onun komutasındaki ordu Migrelya'dan Abhazya'ya yürüdü. Bu orduda Ruslardan başka Dadyanların damadı Samurzakan beyi  Manuçar Çaçba ve askerleri de vardı. Migrel ordusuna komuta eden ise Sefer Bey'in ta kendisiydi.

        Aslan Bey Abhaz halkına destek oldu. Onların yanında yardıma gelen 300 Ubıh vardı. Üç gemi dolusu asker geldi. Put kalesinin muhafızı Aslan Bey'in amcası Küçük Bey de geldi. Savaşta Rıkgof'un ordusu yenildi. Sohum Kalesini almayı başaramadılar.  Sefer Bey'i de Abhazya'nın tahtına geçiremediler.

        Bu olaydan sonra Abhaz halkının gözünde Aslanbey'in değeri hayli yükseldi. Babasının tahtına da oturdu ve Abhaz Kralı oldu. Hiç kuşkusuz Aslan Bey babasını gerçekten öldürmüş olsaydı böyle olmazdı. Kendisine üvey annesi yani Keleş Bey'in 3. eşi Marşan-pha Rabya Hanım da destek oluyordu, tabii onun oğulları da.

        12 Ağustos 1808 günü Nina Dadyani İmparator I. Aleksandr'a mektup yazdı ve Abhaz krallığının Rusya imparatorluğuna dahil edilmesini istedi. Mektubu Dadyan sarayının papazı Yoanni Yoselyani adlı papaza yazdırdı. O mektubun altına Çaçba Sefer Bey'in  adı “Abhaz Kralı  Şervaşidze (Çaçba) Seferbey Georgi” diye yazıldı ve Sefer Bey de imza attı.

        Böylece Abhazya'nın Rusya himayesine girmesi ile ilgili mektup Abhaz halkının haberi olmaksızın Abhazya'nın dışında düzenlenmiş oldu.

        Bu mektubu dikkate alan imparator I. Aleksandr 17 Şubat 1810 günü Abhaz Krallığının Rusya'nın himayesine girdiğine dair bir gramota (himaye tezkeresi) yayınladı.

        Abhaz kralı Aslan Bey'in kaderi de bu gramota ile tayin edildi. General D. Orbelyani  10 Haziran 1810'da Abhazya'ya girdi.  Kapitan-Leytinant Dodt'un komuta ettiği Rus gemileri Sohum'a bir çıkarma yaptılar.

        Çok kötü bir savaş oldu. Rus ordusu savaşı kazandı. Sefer Bey'i Abhazya tahtının başına geçirdiler,  etrafına da Rus askerlerini dizip koruma altına aldılar. İşleri rast gitmeyen Aslan Bey Sadz bölgesine çekildi. O yıl ( 1810) Abhazların ilk sürgünü gerçekleşti. Rusların hakimiyetine ve rejimine tahammül edemeyen 5000 Abhaz Türkiye'ye göçtü.

        Seferbey Abhazya'nın başına geçmesine karşın Abhaz halkının çoğunluğu kral olarak Aslan Bey'i kabul ediyor ve onu dinliyordu. Sefer Bey'e itaat edenler de vardı. Halk bölündü.

        Aslan Bey elinden zorla alınan krallığında zaman zaman görünüyordu. Abhazya'nın Rusya'nın himayesine girmesini baştan beri reddeden Pıshüı, Aibga, Ahçıpsı, Dal, Tsabal ve Sadzları yanına alıp yeniden tahta geçmenin yollarını aramak üzere birkaç ayaklanma yaptı, büyük çatışmalar oldu.

        Abhaz halkının benimsemediği Sefer Bey Rus ordusunu etrafına sarıp Sohum Kalesinde oturuyordu.

        Aslan Bey 1813 yılının yazında, Sefer Bey'i tahttan indirmek isteyen Abhazları yeniden ayaklandırdı. O zaman Osmanlı ülkesinde Kaptan-ı Derya olan Aslan Bey'in amcası Mehmet Bey (Hüsrev Paşa) da silah ve cephane yardımında bulundu. Abhaz halk ayaklanmasını bastırmak üzere Rus ordusu ve Levan Dadyani'nin komuta ettiği ordu ve Mamya Guryel'in ordusu  ayaklanmayı bastırdı. Aslan Bey tekrar geri çekilmek zorunda kaldı

        1821 yılının baharında Sefer Bey yaşamını yitirdi. Migrel Kralı Levan Dadyani Abhazya'nın başına halasını getirmek istedi, onun etkisiyle general-leytinant Velyaminov Abhaz Kralı olarak onun adını söyledi. Böylece Sefer Bey'in eşi Migrel asıllı Tamara Dadyani'nin adı Abhaz Kralı olarak geçti.

        Abhaz halkı bunun gerçekleşmemesi için epey uğraştı ama Ruslar bildiğini yaptı.

                Abhaz Krallığı altındaki Abhazların dışında Ubıhlar, Sadzlar, Pıshüı savaşçılarının gayreti ile Sohum Kalesi dışında bütün Abhazya Aslan Bey'in elinin altında olmasına karşın Sefer Bey'in büyük oğlu Ömer beyin Abhazya'ya gelişini önleyemedi. Aslan Bey binlerce asker tarafından kuşatılarak Ömer Bey Abhazya'da karaya çıkarıldı. Abhaz Kralı yapıldı. İmertya hakimi general prens Piotr Gorçakov  ise Abhaz ayaklanmasını hemen bastırdı.

        Aslan Bey Abhazya'nın bağımsızlığı ve Abhazya'nın başına geçme mücadelesini Ömer Bey öldükten sonra da sürdürdü. 16 yaşındaki Hamit Bey Abhazya'nın başına geçirilince 1824 yılında yeniden ayaklandı. Abhazlar Rus garnizonlarının bulunduğu Sohum kalesinin etrafını sardılar. Aynı şekilde Lıkhnı sarayının etrafını kuşattılar. Bunun üzerine P. Gorçakof'un emriyle Sohum Kalesinin komutanı podpolkovnik Mukhin gece baskın yaparak Sohum yakınlarındaki bir köyü yaktı. Abhazlar ona kızıp Muhin'in bölüğünü tümden yok ettiler. Kendisini de öldürdüler. Ondan sonra içinde  topçuların da bulunduğu binlerce asker taşıyan Rus savaş gemileri, Migrel, İmeret ve Gurya milisleri Abhazya'ya yöneldiler.

        Bu seferin başında P. Gorçakov vardı, 800 askeri öldüğü halde  Abhaz halk ayaklanmasını bastırdı. Aslan Bey'i derhal Türkiye'ye gönderdiler.

        Aslan Bey en son Abhazya'ya 1830 yılında geldi. Tekrar tahtını geri almak istedi, bu kez kardeşinin oğlu Hamit Bey'le mücadeleye girdi. Ama olmadı. Rus Çarlığı burada güçlenmişti.  General K.F. Gesse'nin ordusu Bambora, Pitsunda , Gagra gibi yerleri çoktan tutmuştu. Karargâhlar  kurup oturmuşlardı. Sadzların, Ubıhların, Şapsığların Abhaz krallığına gitmeleri yasaklanmıştı. “Kafkasyadaki Fermopil” dedikleri Gagra Boğazı Rus ordusunun eline geçmişti. Ondan sonra Aslan Bey'e bir daha Abhazya'ya gitmek kısmet olmadı, kalan ömrünü İstanbul'da geçirdi.

        Böylece Abhazya'yı ele geçirmek isteyen ve de geçiren Rus İmparatorluğunun adamları ve onlara çok önceden teslim olan  Migrel Krallarından yararlanıp önce Abhazya'nın bağımsızlığı için mücadele eden Keleş Bey'i yok ettiler. Onun ölümünü oğlu Aslan Bey'in üstüne yıktılar. Abhazya'nın başına da kendi emellerine uygun olan kişiyi Sefer Bey'i  getirdiler, ondan sonra da onun oğullarını  kral yaptılar. Abhaz halkının bağımsızlık özlemini tümden yok ettiler. Abhaz Krallığını Rus Çarlığına bağladılar. Zamanı gelince Abhaz Krallığını  iyice ortadan kaldırdılar.

        Halkının sevdiği, ulusal kahraman olarak gördüğü Aslan bey 40 yıl Abhazya'nın bağımsızlığı ve özgürlüğü için Ruslarla ve onların yandaşlarıyla mücadele etti.

        Aslan Bey'in iki eşinden de çocukları vardı. Ama halkına yararlı olabilecek gibi bir ortam bulamadılar. Bu gün onun torunları dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşıyorlar.

        Aslan Bey'in  büyük oğlu Şirin Bey Sadz bölgesinde doğdu. Annesi Sadz prenseslerinden bir  Geç-pha'ydı. Ama babasının Abhazya'da yaşamasına izin verilmeyince bazen Trabzonda, bazen İstanbul'da yaşadı. Kendisi hakkında pek fazla bilgi yok. Yalnız askeri bir görevi olduğu biliniyor. 1855 yılında Abhazya'ya gelen Ömer Paşa'nın askerleri arasında adı geçiyor. Amcası Hasan Bey'in oğlu Seyid Bey (Dimitri) in  babadan kalan topraklarının, Osmanlı ordusunun yetkilileri tarafından kendisine verildiğine dair yazılar var. Evli ve çocuk sahibi olduğu da biliniyor.

        Aslanbey hakkında 1999 yılında tarihçi S. Lakoba da bir kitapçık hazırladı.

 

 “Abhaz Kralları”, Yazan Anzor Mıkuba,  Sohum, 2005. Sayfa. 56-62

 

 

 

 

 

        (Not: Aslan Bey'in diğer oğlu Süleyman Paşa hakkında daha çok bilgi olduğu için onun biyografisini ayrıca çevireceğiz. Mahinur Tuna. )

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
578 gün önce
783 gün önce
899 gün önce
1285 gün önce
1348 gün önce
1608 gün önce
1832 gün önce
1939 gün önce
1962 gün önce
1976 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=