Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
26°
23 Temmuz 2018, 11:01

Mahinur Tuna Papapha

Yanyaşa yıxatsaşop “Yiğitlik, yeri geldiğinde nasıl davranılacağını bilmektir.”

17 Şubat 2014, 11:48

Yanyaşa yıxatsaşop

  “Yiğitlik, yeri geldiğinde nasıl davranılacağını bilmektir.”

 

                                                       Papapha Mahinur Tuna

 

 

        Çocukken büyüklerden bu deyimi hep duyardım ama ne anlama geldiğini bilmezdim. Bu gün de Türkçe karşılığını istediğim gibi bulamıyorum fakat ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.

        Sürgünün 150. yılına denk gelen Soçi Olimpiyatları nedeniyle diasporanın tepkileri ve  anayurdun  tutumu bana bu deyimi anımsattı.

        Sürgün tarihi üzerine halkımızın ciddi bir çalışmasını görmedim. Ben diasporanın acılarını anayurt yazarlarından öğrendim. İlk okuduğum metin  Mixa Lakırba'nın “Atıras” yani “Eğerelti” otu adlı öyküsüydü. Bu öykü ben de “Şiş Naani” adlı göç şarkısının etkisini uyandırdı. Her okuduğumda yüreğimi sızlattı. Daha sonra sürgün üzerine  ne kadar şiir, öykü, roman, tarihsel belge ve bilgi varsa Abhazca kaynaklardan okudum. Fakat son yıllarda  Osmanlı arşiv belgeleri ve bazı akademik çalışmalar bu bilgilere yeni bir boyut kazandırdı.

        Çocukken evimizde dilimiz konuşulur, geleneklerimiz yaşatılır, ara sıra büyükler bir araya gelince “Apsadgil” dedikleri anayurttan söz ederlerdi. Aklımda kalanlar hüzün ve özlemden başka bir şey değildi. Bilgiye susadığım yaşa gelince, babamın iyi bir kaynak olduğunu fark ettim. İyi okur, iyi dinleyici, iyi aktarıcıydı. Abhazya sevgisini ve ilgisini babamdan edindim,  Met İzzet'in “Kafkas Tarihi” adlı kitabını satın alma öyküsü  beni çok etkilemişti.

        17 yaşımdan beri Abhazya üzerine Türkçe, Osmanlıca ve Abhaz dili ile yazılmış pek çok kitap okudum. Bazılarını da Türkçeye çevirip yayınladım. Kafkasya konusunda oldukça bilgi sahibi bir Adige olan Rahmi Tuna ile evli olmak da bilgi dağarcığım için bir şans oldu. Fakat halâ bilmediğim, öğrenmek istediğim pek ama pek çok şey var.

        Bunların başında geliyor sürgün.

        Benim atalarım Abhazya'nın Tsabal bölgesinden gelmişler. O yüzden bizim köylerimize burada halen Tsabal denir.  1973 yılında Abhazya'ya gidince Tsabal'ı gördüm ve büyük bir hayal kırıklığına uğradım. O dünyalar güzeli topraklarda hiç Abhaz yaşamıyordu. Yaşayanlar Gürcü, Rus, Ermeni kökenli insanlardı. O zaman Stalin'in ve Beria'nın zulmü daha taze olduğu için sürgünden çok  bunlar konuşuluyordu.

        Zaman geçtikçe, Abhazya'nın tarihini biraz daha kavrar hale geldim, haliyle ayrıntılara girmeye ve sorgulamaya  başladım.

        1864 sürgünü Kafkas sürgünlerinin sembolüydü ama acı o tarihte bitmiyordu.

        Abhaz sürgünü de kendine özgü özellikler taşıyordu. Tarihsel olarak baktığımızda halkın toplu halde zorunlu göçe tabi tutulması genel anlamda şu dönemlerde olmuştu.

           Birinci dönem:

        Abhaz halkı 1864 Gubaadü Savaşına aktif olarak katılmıştı.  Burada yapılan savaşın temel aktörlerinin başında Ahçıpsı, Sadz, Aibga, Çüciaa Abhazları, Ubıhlar ve Adigeler vardı. Buradaki yenilgiden sonra özellikle Anapa ile Gagra arasında yaşayan  Abhaz halkı tamamen sürülmüştü.  Bzıp Irmağı'na kadar uzanan topraklar bomboş kalmıştı. Bu gün Ahçıpsı, Çüciaa, Sadz , Aibga, Pıshü  bölgesindeki Abhaz topraklarının tamamı Abhazya sınırları dışında kalmış,  halkı da başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelere dağılmıştı.

        Ancak Abhaz halkının göçü bu tarihle sınırlı kalmamıştı.  Bu direnişler kademeli olarak 1892-93 kadar sürmüştü.

        İkinci dönem:

        1864'de Bzıp nehrinin batı yakasındaki Abhaz topraklarının tamamı boşaltılınca Abhaz Krallığına da son verildi. Abhaz Kralı Çaçba Hamit Bey Voronej'e sürüldü, iki yıl sonra  16 Nisan 1866 da hayatını yitirdi. Halk onun naaşını getirip Mıku  Kilisesine gömdü. 1866 yılının temmuz ayında  Rusya'da köylü reformu yapıldı, bu durum Abhzaya'yı da etkiledi. Feodal bir sisteme sahip olan Abhazya'da dedikodular ayyuka çıktı, toprak sahibi feodallerin çıkarları zedelendi. Ruslar gelecek topraklarımızı elimizden alacak, Müslümanlar Hristiyanlaşacak gibi bir sürü olumsuz propaganda yapıldı, galeyana gelen halk Lıkhnı meydanında toplandı. En az 7000 kişinin katıldığı bu toplantıya, her bölgeden ve sınıftan silahlı Abhaz katıldı. Toplantıya Rus general Konyar,  ölen  Abhaz Kralının küçük oğulları Çaçba Gerg ve Aleksandır'ı da yanına alarak katıldı. Toplantının sözcülüğünü ünlü hatip Eşıralı Şamı Osman yaptı. Albay Konyar'ın tehditkâr konuşması halkı isyana teşvik etti  ve istenmeyen şey oldu. Albay öldürüldü, ardından halk Gudauta , Pitsunda ve Tsabal'da bulunan Rus birliklerini darmadağın ettiler. Abhazlar öyle bir bilenmişti ki silahlanan halkın sayısı her geçen gün artıyordu.  Durum  Rus'ları  iyice endişelendirdi. Abhazların; merhum kralı Hamit Beyin 18 yaşındaki oğlunu halkın önüne çıkarıp “Bundan böyle kralımız odur” diyerek, yeniden Abhaz krallığını canlandırdıklarını ilan etmeleri Rus'ları iyice kızdırdı.  Bu sırada her zaman olduğu gibi kendi halkına sırt çeviren Abhazlar da  oldu ve direniş kırıldı. Ruslar suçlu buldukları kişileri  Sohum meydanında bütün  Abhazların gözü önünde astılar. 1866 ayaklanması bir anlamda Abhaz halkının ulusal bilincini uyandırdı, büyük bir kısmını birleştirdi  ama diğer yandan ayaklarının altındaki toprakları kaydırdı. 1867 yılında Dal ve Tsabal'a yüklenen Ruslar bu toprakların tamamen boşaltılmasına neden oldular. 20.000 Abhaz yine denize döküldü. Boşalan topraklar yabancılara peşkeş çekildi.

        Üçüncü dönem:

        12 Nisan 1877 tarihinde  Çar II. Aleksandr Osmanlılara savaş açtı. 1867'de sürülen Abhazlardan yararlanmak isteyen Padişah,  Maan Kamlat ve Maan Özbek gibi Ruslardan nefret eden iki Abhazı yanındaki Abhaz göçmenlerle birlikte Sohum'da karaya çıkardı. Göçmenler planlı bir biçimde Abhazya içlerine dağıldılar. Zavallı göçmenlerin bir tek isteği vardı, bir kerecik olsun geri anayurtlarına gitmek ve kardeşlerine sarılmak, bir yolunu bulurlarsa yeniden vatan topraklarında kalmak.

        Durum öyle olmadı. Gemilerle getirdikleri silahları halka dağıtarak Ruslara karşı yerli ve göçmen Abhazları cepheye sürdüler. Abhazlar Osmanlıların yanında yer alıyor diye Ruslar da alabildiğine Abhazlara saldırdılar. Böylece  Bzıp bölgesi halkı da Abhazya topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Bu savaşla ilgili ayrıntılara girmeyeceğim, kaynakları okuduğunuzda tüyleriniz ürperecek. En çok da halkımıza liderlik etmiş kişilerin akıl tutulmalarına  irkileceksiniz.  1877-78 göçü ve Kefken'e çıkan göçmenlerin dramı, Ketsepha Elif'in feryadı halen anılarda.

        Kabaca değindiğimiz Abhaz sürgününün ayrıntılarına mutlaka inilmelidir.

        İşin özü; zorunlu göç, sürgün ya da soykırım ne dersek diyelim. Bir çok Kafkasyalının yaşadığı en büyük dram budur. Ne yazık ki bu dram diaspora tarafından bu güne kadar yeterince işlenmemiştir. 21 Mayıslarda yapılan anma törenleri, Soçi Olimpiyatları nedeniyle verilen tepki bir uyanmanın göstergesi gibi görünse de yeterli değildir. Bizim bundan sonra yapmamız gereken şey,  geçmişi ve geleceği teraziye koyup tartmak,  hangisinin ağır bastığını gördükten sonra çalışmamızı ona göre biçimlendirmektir.

        Böyle bakınca Abhazya'nın geçmişi, geldiği nokta ve bundan sonrası ister istemez insanı düşündürür durumda.

        Ben şahsen,  Abhaz sürgününü kavrayabilmek için Abhazya'nın Osmanlılara bağlandığı tarihten itibaren tarihsel olayları gözden geçirmeyi yararlı buluyorum. Hele Abhaz Kralı Keleş Bey zamanından itibaren Abhazya'nın  politik tarihini, sosyal ve ekonomik durumunu, Abhaz nüfusunu ve yaşadığı toprakları incelemek istiyorum. Karadeniz sahilinde 22 iskelesi bulunan, Osmanlılar saldırınca kıyıya 25.000 asker dizebilen Keleşbey'in  sürekli bıçak sırtında olan politikalarını kavramak ve  neden Osmanlılar yerine Ruslar'a tabi olmak istediğini öğrenmek istiyorum.  Değişen politik dengelere ayak uydurarak uzun bir yol almış, basiretli bir yönetici olan,  kimine göre Osmanlıda rehin tutulan oğlu Aslan Bey, kimine göre de Migrellerin damadı Sefer Bey tarafından öldürüldüğü söylenen Keleşbey'in oğulları,  Aslan Bey ve  Sefer Bey arasındaki hakimiyet savaşını anlamak istiyorum. İktidar kavgasını kazanan Sefer Bey'in Abhazya'yı 1810 yılında kendi isteğiyle Ruslara bağlamasının ardından gelinen noktayı ve izini kaybettiren Aslan Bey'in akıbetini de öğrenmek istiyorum.

        Sonuç olarak;

        Abhazya 1864 yılında, Ahçıpsı, Sadz, Çüciaa, Aybgaa halkının yaşadığı toprakların tamamını yitirdi. Sürgün edilen halkın yaşadığı dramdan geriye kalanlar bu gün Türkiye'de yaşıyorlar.

        1867 de de Dal ve Tsabal halkınını tümü sürüldü.  Geriye halkı olmayan topraklar kaldı. Tsabal halkı da epey fire vermiş olarak bu gün Türkiye'de yaşıyor.

        Tsabal  toprakları son Abhaz-Gürcü savaşında bir kez daha tehlikeye düştü, Kodor Vadisi ancak 2008 yılında tam anlamıyla vatan topraklarına katıldı.

        1877-78 de  Abzıplar ve Abjıwaalar  sürüldü. Onlar da çoğunlukla Türkiye'de yaşıyorlar.

        Kısaca, pek çok kaynakta belirtildiği üzere toplam 100.000 den fazla Abhaz anayurdundan oldu.

 

        Şimdi kendi kendimize soralım.

        Geriye ne kadar Abhaz kaldı?  Neden kaldılar ? Bu günlere gelinceye kadar nasıl bir mücadele verdiler? Bu günkü Abhazya Cumhuriyetini nasıl kuruldu?

        Bu kez soruları kendimize yöneltelim, 1864 ten bu yana biz neler yaşadık ? Kendimizi ne kadar koruyabildik ? Anayurda yönelik neler yaptık ? Bu gün hangi noktadayız ?

        Gibi bir çok sorunun yanıtı kendimiz için olduğu kadar, gelecek kuşaklar için de önemli.

         Soçi Olimpiyatları bize bir gerçeği gösterdi. Bu gün anayurt ve diaspora, olimpiyatlarda  farklı duruş sergiledi. Bu durum ciddi bir objektif analiz gerektirdi. Bizi tarihimizle yüzleşmek,  geçmişle geleceğimizi teraziye koymak zorunda bıraktı.

        Bunu yaparken, önce  “1864  Büyük Sürgünü”nü baz  alarak, kefenin birine diasporayı, diğerine anayurdu koymak ve tarihsel süreci kronolojik olarak  bir “T” cetvelinde  “anayurt-diaspora” başlıkları altında mukayese etmek, terazinin hangi kefesinin ağır basacağına göre de duruşumuzu saptamak gerektiğini de gösterdi.

        Yani  “Yanyaşa yıxatsaşop” dedirtti.

 

Papapha Mahinur Tuna

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
581 gün önce
787 gün önce
902 gün önce
1288 gün önce
1351 gün önce
1611 gün önce
1835 gün önce
1942 gün önce
1965 gün önce
1979 gün önce
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=