Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
19°
21 Ekim 2018, 07:52

Oktay Chkotua

BİR ANNE VE BİR BABA...

20 Şubat 2013, 15:44

BİR ANNE VE BİR BABA...

Yıl 1992... Ağustos ayının sıcağına, içimizi yakan “Abhazya’da savaşın başladığı” haberi de ekleniyor... Bazılarımız bu durumu öngörmüş olsa bile yine de büyük bir travma yaşıyoruz...  Bir yıldır Abhazya Devlet Üniversitesinin bursuyla eğitim görmekte olduğumuz Abhazya’dan yaz tatili için ailelerimizin yanına dönmüştük. Dönüşte yanımızda bir de gelin getirmiş, bir aylık bir tatsamhara’nın ardından ben de evliliğe merhaba demiştim. Düğün günü, Abhazya’daki tarihi kararın ardından kurmay heyetiyle birlikte Türkiye’ye ayak basan Vladislav Ardzınba’nın mesajı, Sakarya derneğinin efsanevi başkanlarından Mecdi Cengiz tarafından insanlarımıza iletilince ne büyük bir coşku yaşanmış, bu gün acıyla kıvranan genç yürekler o gece milli oyunlarımızı ne büyük bir heyecan ve şevkle oynamışlardı...

Şimdi aynı yürekler cendereyle sıkılmış gibi neredeyse nefes alamaz haldeydiler. Herkes ayrı ayrı ne yapılması gerektiğini dile getirirken, Abhazya’da eğitim görmekte olan gençlerin tamamının içinden geçen ise, ilk fırsatta nasıl gidilmesi gerektiği idi. Ama ne şekilde ve hangi yolla?... Sakarya derneğinde o karmaşa içerisinde oradan oraya koştururken yanıma “ufak tefek” bir kadın yanaştı ve “Oktay, ne zaman gideceksiniz?” diye sordu. Ben de hiç uzatmadan “ilk fırsatta” diye cevapladım. Kadın; “Gürbüz’ün valizini hazırladım, haberin olsun!” dediğinde ise şaşkına dönmüştüm, inanamadığımdan olsa gerek yüzüne dikkatle baktım, ama hiçmi hiç şakası yoktu. Zaten şaka yapacak ve kaldıracak durumda da değildik... Bu “ufak tefek” dediğim, ancak boyundan büyük kocaman bir yüreğinin de olduğuna o gün bizzat şahit olduğum kadın, bizim Atarba Gürbüz’ün annesi Xetsiyapha Suna idi... “Abla, sen ne diyorsun? Gürbüz daha askerlik yapmamış, eline silah bile almamış, hangi savaşa, nereye gidecek?” cümleleri ağzımdan döküldüğünde aldığım cevapla nasıl sarsıldığımı, ancak bir o kadar da nasıl gururlandığımı anlatamam. “Havalar iyiyken orada devletin bursuyla okumak iyiydi ya!... Şimdi de gidecek!... Ben oğlum mutlaka savaşacak demiyorum, ama iyi günde nasıl orada bulunduysa, kötü günde de halkının arasında olacak!... Aksi takdirde bir daha Abhazya’yı rüyasında bile görmesine izin vermem, zaten ben izin versem de utanmadan nasıl gidecek ki?!..”  

Suna anne’nin aynı zamanda ne büyük bir öngörüsü de varmış meğerse... Şimdi bir düşünün bakalım; savaş başladığında Abhazya’ya yola çıkan 33 kişilik o ilk gönüllü grubu olmasaydı bu gün Abhazya-Diyaspora ilişkileri diye bir şeyden bahsedebilecek miydik? Zafer günlerinde ellerimizde bayraklar gururla Sohum caddelerinde yürüyebilecek miydik? Ya da anavatandan birisini gördüğümüzde başımızı kaldırıp yüzüne bakabilecek miydik?...

Hiç sanmam...

Yıllar sonra Bekir Aşuba kardeşimin “Üşüyorum” kitabını Abhazcaya çevirirken okuduğum şu mısralar beni bir kez daha o günlere götürmüş, bu duygularımı çevirinin önsözüne de aktarmıştım. “Babamın durumunu ben de baba olduğumda daha iyi anladım. Bazen kendimi oğlum ağlarken yüzümü  buruşturmuş bir şekilde buluyorum. Oğlumun acı çekmesine yüreğim dayanmıyor. Sonunda ölüm ihtimali olan bir tehlikeye girmesine razı olur muyum hiç?...”

Evet, anne ve babalarımızın o gün verdikleri karar gerçekten zor, ama bir o kadar da kutsaldı. Büyüklerimiz, bu hareketleriyle hem ne denli vatansever olduklarını, hem de bizlere ne kadar güvendiklerini açıkça ortaya koymuşlardı...

Aynı  günlerde Barçın Ahmet’in, Yaşba Şamil Zeren’in ve Gogua Soner’in babalarından da Xetsiyapha Suna’nın söylediklerine benzer sözleri duymuştum, ama bir baba daha vardı ki bence hiçbir babanın yapamayacağını yaptı.

Mustafa Vurdum... Abhazya Üniversitesi’ndeki uslanmaz aşık kardeşimiz sevgili Kabardey Ufuk’un babası... Bizler; tek erkek evlat olduğu için Ufuğu engellemeye çalışmış, hatta gönüllü listesinden adını bile silmiştik, ama ufuk direniyor ve mutlaka gelmek istiyordu. Mustafa bey ise “Şu ortamda sizin oraya gitmenizin herhangi bir yararı olmaz, yol bilmez, iz bilmez, çoğunuz da dil bilmezsiniz, orada ne yararınız dokunacak? Üstelik hangi yolla ve nasıl gideceğiniz bile belirli değil, ucu görünmeyen karanlık bir tünele giriyorsunuz. Bence burada daha yararlı olursunuz, en azından bir süre bekleyin!” Diye düşünmesine rağmen sonuçta oğlunun kararına saygı duyuyor ve grup yola çıkarken uğurlamaya gelen tek baba oluyordu.

Düşünüyorum da; topraklarından bir asır ayrı kalmış ve dünya gözüyle onu bir kez bile görememiş durumda olan hangi  toplumun fertleri böylesi bir fedakarlıkta bulunabilir?

Aradan bunca yıl geçtikten sora bu konuyu gündeme getirmemin nedeni; o trajik günlerde eli öpülesi anne ve babalarımızın yaptıkları eşsiz fedakarlığa ve o günlerde sahip olduğumuz kardeşlik duygusuna vurgu yapmak içindir. Zaman su gibi akıp gidiyor, ama yapılanlar, iyisiyle ve kötüsüyle hiç bir şekilde unutulmuyor.

Zaferin 20. Yılını kutlama hazırlıklarının eşiğinde olduğumuz şu günlerde, içleri kan ağlayarak ve yürekleri titreyerek de olsa, ulusun ve ülkenin kaderi ile yeni kuşakların aydınlık geleceği için evlatlarını cephelere uğurlayan anne ve babalara Xetsiyapha Suna ve Mustafa Vurdum’un şahsında saygı ve minnetlerimi sunuyorum.

Sizler, bizim için olduğu kadar gelecek kuşaklarımız içinde baştacı edilmesi gereken nadide örneklersiniz ve hiç bir zaman unutulmayacaksınız... Uzun ve sağlıklı bir yaşam dileklerimle ellerinizden öpüyor, yaklaşan zafer bayramınızı da şimdiden kutluyorum.

Etiketler : ABHAZ, ABAZA, ABHAZYA, ÇERKES, HABER,
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=