Lütfen bekleyin..
DOLAR
istanbul
13°
21 Kasım 2018, 04:42


ABHAZYA – GÜRCİSTAN ANLAŞMAZLIĞI ve ABHAZYA-GÜRCİSTAN SAVAŞININ KRONOLOJİSİ

31 Aralık 2013, 23:32

25 Ağustos 1992 – Abhazya’yı işgal eden Gürcü birlikleri komutanı Albay G.Karkaraşvili radyo ve televizyondan 97 bin Abhaz’ı yok etmek için 100 bin Gürcü’yü feda etmeye hazır olduğunu açıklar. Aynı gün Türkiye diasporasından yola çıkan 33 kişilik ilk gönüllü grubu da Gudauta’ya ulaşır

ABHAZYA – GÜRCİSTAN ANLAŞMAZLIĞI

Dikkatinize sunulan Abhazya – Gürcistan anlaşmazlığının tarihi ile 1992 – 1993 savaşından olayları yansıtmaya çalışacağız.

Abhazya – Gürcistan anlaşmazlığının tarihi çok eskilere dayanmaktadır.

Anlaşmazlığı tetikleyen olaylar, XIX. yüzyılda Çarlık Rusya'sı tarafından vatanlarından sürülen Abhazlar'dan boşalan yerlere Gürcülerin yerleştirilerek yerli halkın asimile edilmeye çalışılması ve Menşevik güçlerin Abhazya’yı kuşatmasıyla (1918 – 1921) başladı. Sovyetler zamanında (özellikle Stalin-Beria kliğinin yönetimde bulunduğu dönemde) ise daha da hızlandı. Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti de zamanında Abhazya’yı tamamen ilhak etmek için, Abhaz halkının yeniden devletleşme isteği başta olmak üzere, dil, kültür ve tarih gibi tüm ulusal değerlerinin bastırılması yönünde büyük bir çaba sergilemişti. Sovyetler zamanında, özellikle Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmasından sonra da (1931) Abhaz halkı ve aydınlarının ağır bir baskı altına alınması, yoğun bir Gürcü nüfusunun Abhazya’ya yerleştirilmesi, Abhazca eğitimin yasaklanması ve özgün kültürün tırpanlanması yoluyla Abhaz halkı etnik ve kültürel yok oluşa doğru sürüklenmeye çalışılmıştır.

Buna rağmen Abhaz halkı, Gürcistan’ın adil olmayan yönetimini kabullenmeyerek Tiflis diktatörlüğünden kurtulmak için aralıksız bir savaş vermiştir. Bunun en büyük kanıtı, Sovyetler döneminde başka hiç bir bölgede eşi benzeri görülmeyen siyasi eylemlerin Abhazya’da korkusuzca gerçekleştirilmiş olmasıdır. Sıralamak gerekirse bu eylemler; SSCB yüksek Sovyet'ine yazılan mektuplar, protestolar, yoğun katılımlı mitingler ve 1931, 1947, 1952, 1956, 1964, 1967, 1977, 1980 yıllarında Abhazya’nın Gürcistan’dan ayrılmasını talep eden geniş katılımlı halk toplantılardır. 

Sovyetler Birliğinin son dönemlerinde, Gürcistan ve Abhazya arasındaki anlaşmazlık had safhaya ulaşmıştı. Bu dönemde Gürcistan, Sovyetler Birliğinden ayrılacağını ve Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti sınırları içerisinde bağımsız bir devlet kuracağını açıkça dile getirmeye başlar. 1988 yılından itibaren ise Gürcü toplumu ve Abhazya’ya sonradan yerleştirilen kardeşlerinin sonu gelmeyen mitingleri tertiplenir. Bu mitinglerde atılan “özgürlük ve demokrasi” sloganlarının arkasına saklananların asıl amacı; Abhazya ve Abhaz halkını ele geçirip, sonsuza dek ortadan kaldırmak ve Gürcistan’la birleşmekten başkaca bir şey değildi. Bu durum ise Abhaz halkı ve Abhazya Ulusal Forumu Hareketini yürüten liderler tarafından asla kabul edilmeyecekti.

Ultra-radikal Gürcü faşizmine karşı, Abhazya Ulusal Forumu Hareketi’nin silahlandırılması ve tüm yurtseverlerin mobilize edilebilmesi için Abhaz Ulusal Forumu aralık 1988 tarihinde “Aydgılara” (Dayanışma) adı altında resmen kurudu. Moskova yönetimine karşı Abhazlar la ittifak kuramayacağını anlayan Gürcistan’daki siyasi kuruluşlar ile bilim sanat çevreleri de, Gürcistan toplumunun bilinç altında on yıllardır süregelen Abhaz fobisinin tüm “incilerini” bu dönemlerde açıkça ortaya dökmeye başladılar. Bütün mitin ve toplantılarda, özellikle de basın organlarında, Abhazya’nın Gürcistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğu ve Gürcistan’da Gürcülere ait olmayan hiçbir şeyin kalmaması gerektiği sık sık vurgulanmaya başlar. Gürcistan’daki sosyal ve siyasal kuruluşların liderleri, Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti topraklarının ve bu topraklarda var olan tüm doğal zenginliklerin sadece Gürcü halkına ait olduğuna dair ırkçı bir politika yürütmeye başlarlar. Bu politikaya göre, “ulusal ve bölgesel özerklik” hakkını değiştirme veya kaldırma hakkı da sadece kendilerine ait olmalıydı.

 Abhazya’da yaşayan Gürcü halkı da, Tiflis’ten akın akın gelen bu kişilerin aktif ideolojik çalışmaları sonucu anti Abhaz etkinliklere katılmaya başladılar. SSCB Merkez Yöneticilerinin zaaflarından da faydalanan saldırgan Gürcü ırkçılığının savunucuları, Gürcistan ile Abhazya arasındaki anlaşmazlıkların alevlenmesi için olağanüstü bir çaba sarf etmekteydiler. 

Bu sürece Abhazya’daki Gürcü halkının topyekun ve daha etkin katılımını sağlamak için gereken bahane de bir süre sonra bulundu. 18 Mart 1984 tarihinde Lıhnı köyünde toplanan Abhazlar’ın yüksek bir katılımla “Abhazya’nın 1921 yılında sahip olduğu ‘Bağımsız Abhazya Sovyet Cumhuriyeti’ statüsüne geri döndürülmesi yönünde SSCB yönetimine çağrıda bulunmaları” Gürcüleri istedikleri bahaneye kavuşturur.

Abhaz halkının Gürcistan SSC’den bağımsızlığını geri isteme iradesini göstermesi, Abhazya’da yaşayan Gürcü halkı tarafından öfkeli bir telaşla karşılanır. Suhum, Gulrıpş, Gal, Gagra ve diğer yerleşim yerlerinde peş peşe anti Abhaz mitingler düzenlenir. Gürcü partiler ve aktivistler Abhaz halkını ve kültürünü açıkça rencide etmeye, tarihi gerçekleri tahrif ederek, Gürcistan yönetimini Abhazya’nın özerkliğini kaldırmaya ve ulusal davada aktif mücadele eden Abhazlar'la aydınların şiddetle cezalandırılmalarını talep etmeye başlarlar.

4 Nisan 1989 yılında Tiflis’te Gürcistan hükümet binasının önünde binlerce kişinin katılımıyla büyük bir miting düzenlenir. Mitinge katılanların talebi, Gürcistan’ın Sovyetler Birliğinden ayrılması ve ülkeye NATO askerlerinin konuşlandırılmasıdır. Bunların yanı sıra Gürcistan hükümetine ve tüm Gürcü halkına, Abhazya’nın Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden çıkarılmasına kesinlikle izin vermemeleri çağrısı yapılır. Çok geçmeden Gürcü gençleri “Gürcistan topraklarındaki tüm küçük devletleri yok etmeye”, hatta bu uğurda “kanlarını dökmeye” hazır oldukları yönünde bildiriler yayınlamaya başlar. Bunun da ötesinde bazı bildirilerde 14 Nisanda Abhaz ve Osetler’e “saldırı” yapılacağı açıkça ve pervasızca belirtilir. Hükümet binasının önünde miting yapanların arasında Abhazlar’ın bir an önce Abhazya’dan sürülmesi talebinde bulunanlar dahi vardı. 

9 Nisan 1989 yılında Gürcistan hükümet binası önünde yapılan mitingde çıkan olayların ve çatışmaların gerçekte Abhazya’daki gerginlikle uzaktan yakından ilgisinin bulunmadığı herkesçe bilinmektedir. Olaylar, ırkçı Gürcistan liderleri tarafından dünya toplumunun dikkatini çekmek ve Sovyetler Birliğinin yıkılması sürecini hızlandırmak için bilinçli olarak kışkırtılmıştır. A.A.Sopçak’ın önderlik ettiği Sovyetler Birliği Milletvekilleri Komisyonunun Tiflis ve tüm Gürcistan’da gelişen olaylara objektif olmayan yaklaşımı ise bölgedeki olayların daha da alevlenmesini tetiklemiştir. Nisan ayında Tiflis’te meydana gelen olaylarından sonra Abhazya’daki sosyal ve siyasi kriz de iyice derinleşir ve sonuçta Gürcistan halkının başarısızlıklarından ve elde edilemeyen bağımsızlıktan Abhazlar’ı sorumlu tutan sözüm ona Gürcü aydın ve elitleri ateşli bir ayaklanma başlatırlar. 

Tiflis’te yapılan, mitingler, eylemler, gösteriler, grevler, “güya” açlık grevleri, Abhazya’daki hayatı da felç etmeyi başarmıştır. Abhaz halkını kışkırtmak için, Abhazya’daki şehir merkezlerinde kasıtlı olarak sanki Tiflis’te değil de Abhazya’da ölmüşler gibi 9 Nisan “şehitlerini” anma törenleri yapılır ve anıtlar dikilmeye çalışılır. Gürcü topluluğu, Abhazlar’ın olumsuz tepkisinin iyi bilinmesine rağmen şehir merkezleri başta olmak üzere her yerde Gürcistan devletinin yeniden kuruluşunu (1918) şaşaalı bir şekilde kutlamaya başlarlar.

Abhazlar’ın işe gitmelerinin engellenmeye çalışıldığı zamanlar bile olur. Radikal Gürcüler kasıtlı olarak her fırsatta geniş çaplı etnik çatışmaları körüklerler. Ancak gerginliğin ciddi derecede tırmanmasına sebep veren asıl olay, Abhazya Devlet Üniversitesinin etnik temelde bölünmesi olur. Gürcistan Hükümeti tarafından, Abhazya Hükümetine haber bile verilmeden, Abhazya Devlet Üniversitesine Gürcü asıllı öğretmen ve öğrenci yerleştirilerek Abhazya Devlet Üniversitesi bünyesinde Tiflis Üniversitesi’ne bağlı bir bölüm açılmak istenir. Bu olay, Gürcü – Abhaz anlaşmazlığının alevlenmesinde en önemli etken olur. 15 Temmuz 1989 günü Tiflis Devlet Üniversitesi Suhum şubesinin giriş sınavlarının yapılacağı gün, taraflar arasında başlayan çatışmalar giderek büyüyerek küçük çaplı bir Gürcü – Abhaz savaşına dönüşür. 1989 yılında gerçekleşen bu trajik çatışmada iki taraftan da binlerce insan yer alır. Çatışmada 14 kişi (9 Gürcü ve 5 Abhaz) ölür, yüzlerce insan da yaralanır. 

Kanlı olayların örgütleyicileri, bu olayları Abhazya’yı Gürcistan’ın toprak bütünlüğünde tutabilmek ardından da Abhazya ile birlikte Sovyetler Birliğinden ayrılabilmek için taraftarlarına moral ve siyasi destek sağlamak amacıyla planlamışlardı. 

Nisan ayında Tiflis’te, Temmuz ayında ise Abhazya’da meydana gelen olaylar ve Sovyetler Birliğinin diğer bölgelerindeki gerginlikler, Sovyet sistemindeki derin krizin sonuçlarıydı. Tam da bu zor dönemde, Abhaz tarihinde son derece önemli bir yer işgal eden belgeler onaylanır. Özellikle 25 Ağustos 1990 tarihinde Abhazya Yüksek Sovyet'i tarafından kabul edilen “Abhazya’nın Devlet Egemenliği Bildirisi” ve “Abhazya Devletinin Korunmasının Yasal Güvencesi” kararı, Abhazlar'ın bağımsızlık sürecindeki önemli kilometre taşlarından olur.

Abhazya Devletinin Gürcistan ile bir arada yaşaması fikri kabul edilebilir değildi. Çünkü; uzun yıllardan beri Gürcistan hükümeti tarafından Abhazya’da sürdürülen sömürgeci, saldıran ve ırkçı politikaların zamanla Abhazya’yı zorla kendi bünyesine bağlama teşebbüsüne kadar ulaşması, asimilasyon ve hatta soykırım politikaları, anti-Abhaz davranışlar, etnokratik, üniterist ve şovenist adımların tutsağı haline gelen bu rejimin Abhaz halkına Gürcistan bünyesi içerisinde yok oluştan daha başka bir şey vaat etmediği apaçık ortadaydı. Ardından yaşanan Gürcistan-Abhazya savaşı da Abhazya’yı Gürcistan bünyesinde sadece kaba kuvvet, sürgün ve asimilasyon tehlikesinden başka bir şeyin beklemediğini bir kez daha göstermiştir. Esasen Abhazya’nın Gürcü olmayan tüm halklarını aynı tehlike beklemekteydi. Tam da bu nedenden dolayı 17 Mart 1991 tarihinde yapılan son referandumda halkların ezici çoğunluğu oylarını Gürcülerin aksine SSCB’den ayrılmamak yönünde kullandılar. 

Bu referandumu boykot eden Gürcistan, 31 Mart 1991 tarihinde bağımsızlığının geri almak için ayrı bir referandum düzenler ve 9 Nisan 1991 tarihinde ise bu halk oylaması sonuçlarına dayanarak ”Gürcistan Demokratik Cumhuriyetinin yeniden bağımsız olması” ile ilgili bir kanununu kabul eder. Böylece Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti yasal olarak ortadan kalkar ve Gürcistan ile Abhazya tekrar iki ayrı ülke haline gelirler. Abhazya, Gürcistan’ın ne 31 Mart 1991 referandumunda, ne de 26 Mayıs 1991’de yaptığı Devlet Başkanı seçimlerinde bu yüzden yer almaz ve 21 Aralık 1991 tarihinde yasal olarak ortadan kalkıncaya kadar Gürcistan’ın referandumla ayrıldığı SSCB’nin bir üyesi olmayı sürdürür. Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla da Abhazya artık bağımsız bir devlet haline gelir. 

Siyasi ve askeri caydırıcılığını elinde tutan Sovyetler Birliğinin yıkılması ile Gürcistan’ın eline “asi” Abhazlar'la hesaplaşmak için bulunmaz bir fırsat geçer. Hele 1989 yılı nüfus sayımına göre Abhazya’da yaşayan Abhazlar'ın oranı da %18 olarak açıklanmışken... Ayrıca aynı sayım sonuçları Abhazya’da 240 bin; yani %45 Gürcü asıllı vatandaşın yaşadığını da belirtmektedir. Sonunda, Abhaz halkına karşı savaşacak olan “beşinci kol” için gönüllü fonu da oluşturulur. 

Fakat Gürcistan’ın iç karışıklıkları ve Abhazya’da ki Gürcü toplumunun Tiflis hükümetine karşı ayaklanması gibi faktörler Gürcistan yönetimini açık bir saldırıdan bir kaç ay kadar uzak tutar. Bu arada Gürcistan’ın 1.Devlet Başkanı Zviad Gamsahurdiya zorla devrilir (5-6 Ocak 1992) ve Gürcistan Devlet Konseyi adı altında askeri bir diktatörlük kurulur. 

Gürcistan’da meydana gelen siyasi olaylara Abhazya’daki Gürcüler de sert tepki verirler. Büyük bir kısmını etnik olarak Mingrellerin oluşturduğu Abhazya'da ki Gürcü toplumunun ezici çoğunluğu devrik Devlet Başkanı Gamsahurdia’yı desteklemekteydi. Bu yüzden Abhazya’nın tüm şehir ve bölgelerinde özellikle başkent Suhum’da yeni Gürcistan hükümetini protesto eden kalabalık ve süresiz mitingler düzenlenmeye başlanır. Abhazya’daki Gürcü halkının devrik yönetime aktif desteği ve yeni hükümete agresif tavırları sonucunda çıkabilecek iç çatışma ortamından en başta Abhaz halkının büyük zarar görecek olması kaçınılmaz bir durumdu ve bu gelişmeler savaş tehlikesini de giderek arttırmaktaydı. 

Abhazya Gürcülerinin, Abhazya’nın egemenliğine olumsuz yaklaşımının altındaki sebebi anlamak çok da zor değil; Abhazya’nın bağımsızlığı demek, Gürcülerin kutsal amacı olan Abhazya’yı Gürcistan’ın bir vilayeti yapma idealinde ciddi bir sapma anlamına gelmekteydi. Bunun da ötesinde bağımsız Abhazya’da yaşayacak olan Gürcü halkı, Tiflis’in himayesiyle sahip oldukları ”itibarlı ve imtiyazlı halk” statülerini elbette ki kaybedeceklerdi.

Abhazya’nın siyasi statüsü hakkındaki tartışmalar 21 Şubat 1992 tarihinde Gürcistan Geçici Askeri Konseyi tarafından, 21 Şubat 1927 yılından itibaren (1978 Gürcistan Sovyetler Birliği Anayasası da dâhil olmak üzere) kabul edilen tüm Sovyet dönemi kanunlarının iptal edilmesi ve yok hükmünde olduğunun ilan edilmesi ile daha da artış gösterdi. Bu arada iptal edilen anayasaların yerine 1921 Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti Anayasası yeniden yürürlüğe konulmuştu.

Yeniden yapılandırılan Gürcistan Anayasasında Abhazya ile ilişkiler belirtilmediği için Abhazya Yüksek Sovyet'i, Gürcistan Hükümetine kopan hukuki bağlarının yeniden onarılması teklifinde bulunur. Bu teklife olumlu bir cevap alamayan Abhazya Yüksek Sovyet'i 23 Temmuz 1992 senesinde, Devletin egemenliğinin korunması ve Abhazya ile Gürcistan arasında ortaya çıkan yasal boşluğun doldurulması amacı ile “1978 Abhazya Sovyet Cumhuriyeti Anayasasını” iptal ederek, Abhazya’nın bağımsız, uluslararası haklara sahip ve Gürcistan ile anlaşmalı ilişkilerde olan bir ülke olarak belirtildiği, 1925 tarihli “Abhazya Sovyet Cumhuriyeti Anayasasına” geri döner. Aynı toplantıda devletin adı da Abhazya Cumhuriyeti olarak onaylanır, devlet bayrağı ve arması da belirlenir. 12 Ağustos 1992 de Abhazya Yüksek Sovyet'i, Gürcistan Devlet Konseyi’ne iyi ilişkilerin tekrar geliştirilmesi hususunda yeni bir çağırıda bulunur. 14 Ağustos 1992 tarihinde ise Parlamento; Abhazya ve Gürcistan arasındaki sağlanabilecek bir anlaşma projesini görüşmeyi planlamaktadır. Fakat Gürcistan hükümeti askeri gücü diyaloga tercih eder. Aynı gün, 14 Ağustos 1992 tarihinde Gürcistan Devlet Konseyi askerleri Abhazya topraklarına haince bir saldırıya geçerler.

Abhazya’ya saldırı kararı, Gürcistan Devlet Konseyi tarafından 11 Ağustos 1992 tarihinde alınmış, buna bahane olarak ise “Tren yollarının saldırgan eylemcilerden korunması” yalanı uydurulmuştu. Oysa böyle bir durum söz konusu dahi değildi. Transkafkasya tren yolu, Gürcistan bölgesine kıyasen Abhazya’da çok daha normal işlemekteydi. Diğer Sovyet bölgelerine nazaran ise Abhazya genel olarak en sakin bölgelerden biri olup, bunu dönemin Gürcü hükümeti bile itiraf etmekteydi. Gürcistan saldırısının asıl nedeni, Abhaz halkının büyük kısmını ya yok etmek, ya da sınır dışı edip, ardından bağımsızlık hareketini bastırarak Abhazya devletini ilga ettikten sonra bu sorunu sonsuza kadar ortadan kaldırmaktı. Sözde Abhazya probleminin yanı sıra, Gürcistan’daki olası diğer etnik problemleri de kendilerine göre daha başından çözerek Migrel, Svan ve diğer etnik kökenleri Gürcü üst kimliğinde bir araya getireceklerdi. Yeniden yapılanma dönemindeki olayların da gösterdiği gibi Abhazya’ya yapılan saldırılar Gürcü toplumu için her zaman bir araya getirici bir rol oynamıştır.

13 aydan fazla süren 1992-1993 Gürcistan – Abhazya savaşı, Abhaz halkı için gerçek bir kurtuluş savaşı olmuştur. Eski Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti bölgesindeki yeni Gürcü yönetiminin siyasi – askeri çerçevedeki saldırgan ve ırkçı planlarının savunucularının “Abhazsız- Abhazya”, “Gürcistan Gürcüler içindir” tavırlarının, yani mono-etnik bir devlet hedefinin asıl kurbanı çok uluslu Abhazya’nın masum halkı olacaktı. Bunun en büyük örneği, Gürcistan’ın askeri ve siyasi liderliğinin açıklamaları ve eylemleri ile Abhazya sınırlarının Gürcü askerleri tarafından abluka altına almasıydı. 25 Ağustos 1992 tarihinde işgalcilerin komutanı Gia Karkaraşvili tv ve radyodan dehşet verici şu cümlelerle halka seslendi: “Özellikle Ardzınba yanlılarını uyarıyorum. Sizi temin ederim ki bugünden itibaren savaş esiri almak yasaktır, eğer görüşmeler bir sonuca ulaşmazsa ayrılıkçılar emin olsunlar ki yüz bin Gürcünün ölümü pahasına da olsa doksan yedi bin Abhazın tamamı ölecektir!…”

Albayın bu çıkışı Gürcistan Devlet Başkanı Şevardnadze tarafından büyük destek buldu. E. Şevardnadze, G.Karkaraşvili’yi “Gürcü Şövalyesi” diye taltif etti ve General rütbesine çıkarıldıktan sonra da Gürcistan Savunma Bakanı yaptı. Bunun pratikteki anlamı Gürcü askerlerinin Abhaz soykırımına hayır duayla (!) uğurlanmasıydı. Şevardnadze’nin kendisi de bu “mükemmel” Albaydan daha önce tv ve radyoda, “gönüllülerin toplanması çağrısında bulunmalıyız, genel seferberlik ilan ederek 5 milyonluk Gürcistan’da sınıra dikilip basılmadık bir adım toprak bırakmayacak bir milyon kişi bulunacağından eminim.” açıklamasında bulunmuştu. Yani Abhazlar'ın toptan yok edilmesi fikri sadece çılgın bir albaya ait değildi. Saldırgan ve ırkçı Gürcülerin, Büyük Gürcistan Krallığını oluşturmak için “devletin toprak bütünlüğünün korunması” uğrunda bilinçli ve ileriye dönük hesaplanan ince bir plandı.

İçlerinde bu iş için özellikle affedilmiş binlerce suçlunun bulunduğu işgalci güçler, öldürme, rehin alma, tecavüz, soygun ve Gürcü olmayanları sınır dışı etme gibi korkunç eylemler gerçekleştirmekteydiler. Saldırganlar Cenevre Konvansiyonunun 1949 yılında yasakladığı “Kasırga Füzesi” ve “Grad” gibi Rus silahları ile benzeri ağır silahları sistematik bir şekilde Abhazya’nın tüm şehir ve köylerini yok etmekte kullanmaktaydılar. Bu şekilde, Tamş, Kındığ, Laşkendar, Adzübja gibi Abhaz köylerini neredeyse dünya üzerinden silmişlerdi. 14 Aralık 1992 tarihinde işgal altındaki köylerden kadın ve çocukları çıkaran, MU–8 Rus helikopteri Gulripş bölgesinin Lata köyü üzerinde sivilleri taşıdığı kesin olarak bilinmesine rağmen Gürcü askerler tarafından vurularak düşürülür ve çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 87 kişi feci şekilde yanarak can verirler. Abhazya ordusu, 26 Aralık 1992 tarihinde yaptığı operasyonlarda ele geçirdiği belgelerde Gürcistan’ın, Oçamçira ve Tkuarçal bölgelerindeki köylerde 34 noktaya yapmayı planladığı nükleer hava saldırısının planını da ele geçirir.

Savaş süresince Abhazya’nın işgal altındaki bölgelerinden Suhum, Oçamçıra ve Gagra da dahil olmak üzere kent merkezlerinde birkaç yüz kişinin haricinde Abhaz nüfusu bırakılmadı. Gürcistan hükümetinin elinde olan Abhazlar da daha sonra Gürcü esirlerle değiştirilmek üzere rehin tutulmaktaydılar. İşgal altına alınan bölgelerde ise tam bir etnik temizlik yapılıyordu. XX.yy Gürcü saldırganlarının Abhaz ulusuna karşı yürüttüğü insanlık dışı eylemleri “Abhazya Cumhuriyeti” gazetesi şöyle yazmaktadır: “Onlar, gece yarısı veya sabaha karşı çakallar gibi “avlanmaya” çıkıyorlardı. Evleri basıyor, kadın, çocuk, yaşlı herkesi rehin alıyor, gasp ediyor, işkenceye tabi tutuyor, öldürüyor, hatta diri diri yakıyorlardı… Özellikle Abhaz halkına soykırım uyguluyorlardı… Savaşın bitimine doğru işgal altındaki Oçamçıra şehrinden, (daha doğrusu Oçamçıra cehenneminden) sadece çok az sayıca Abhaz mucizevi bir şekilde sağ çıkabilmişti.”

Gürcü işgalciler sadece Abhaz halkına değil, ayrıca kültürel değerlerine de saldırdılar. Tüm uluslararası savaş kanunların “milli kültüre zarar vermeme” ilkesini çiğneyen Gürcistan iktidarı, onlarca bilim, kültür ve eğitim kurumunu yağmalayıp, yakıp, yok etti. 22 Ekim 1992 tarihinde işgalciler tarafından başkent Suhum’un merkezinde Abhaz Halkının tarihini yok etmek amacıyla utanç verici bir eylem gerçekleştirildi. Gürcistan askeri yönetimi ve işgalci askerlerin kararlarıyla daha önce planlanmış senaryoyla öğlen saatlerinde Dirmit Guliya Abhaz Dili Edebiyatı ve Tarih Enstitüsü ile 1810 yılından bu yana tüm resmi belgelerin saklandığı yegane Abhaz Arşivi, eş zamanlı olarak ateşe verilerek yakılır. Eşsiz tarihi belgeler, el yazması eserler ve kitaplar bir kül yığınına çevrilir. Gürcistan askerleri Abhazya’daki tren yolunun güvenliğini işte böyle korumaktadır!!!

Gürcistan bu şekilde XX. yüzyılın sonunda uluslararası toplumun gözünün önünde Abhaz halkı ve kültürünü sistematik olarak yok etmeye çalışıyordu. Bu eylemler, BM Genel Kurulunun 9 Aralık 1948 kararında soykırım olarak belirtilmektedir. Savaşın en ateşli dönemi olan 15 Eylül 1992’deki Abhazya Yüksek Sovyet'i Başbakanlık Heyeti ile 15 Ekim 1997’de toplanan Abhazya Parlamentosu da, Gürcistan’ın eylemlerini tam olarak bu şekilde değerlendirmektedir. Abhazya Başsavcılığının “Toplumsal ve etnik temelli suçlar bölümüne” bu konu ile ilgili beş binden fazla şikâyet dilekçesi verildi. Savaş sırasında, Abhazya’nın tüm halklarının gen havuzu onarılamaz bir hasara uğratıldı. Gürcü yetkililer, Abhazlar'a ulusal kimliklerinden dolayı, diğer etnik kökenlere de Abhazlar'a verdikleri destek ya da duydukları sempati nedeniyle saldırmaktaydılar. Bitmek bilmeyen yeni Gürcü göçmen akımı için daha çok yer açma amacı ile binlerce Ermeni, Yunan, Ukraynalı, Yahudi, Rus, Estonya'lı, Tatar ve Türk, Abhazya’dan sürüldü. Örneğin;15 Ağustos 1993 tarihinde sadece bir günde Suhum limanından Yunanistan’a 1200 Yunan kökenli sürüldü. Bu insanlar daha önce polis memurları tarafından hazırlanmış olan listelere göre Suhum limanına getirildiler. Genel kural olarak işgal altındaki bölgeleri terk edenlerin Gürcü hükümeti tarafından ikametleri silinmekte, ayrıca kendilerine bir daha Abhazya’ya geri dönmeyeceklerine dair belge zorla imzalatılmaktaydı. Savaş süresince Gürcü olmayan 200 binden fazla insan, göçmen ya da sığınmacı olmak durumunda kaldı. Sürülen vatandaşların evleri ve geride bıraktıkları her şey sadece askerlere ya da Gürcistan’dan getirilen Gürcü asıllı kişilere verildi.”

Abhazya’nın Gürcü asıllı vatandaşlarının büyük bir çoğunluğu, beklenildiği gibi işgalci askerlerinin yanında aktif olarak savaşta yer aldılar. Henüz savaş başlamadan önce Abhazya’daki Gürcü asıllı gençler ve yerel güvenlik güçlerinde çalışanlar tarafından kurulan askeri birimler de, savaşın daha ilk günlerinde Gürcistan’dan gelen işgalci güçlere katılmışlardı. Buna rağmen katılımlar yeterli bulunmayarak yerli Gürcü’lerden oluşan yeni askeri birimler oluşturulması için daha geniş ve kapsamlı bir çalışma başlatılır.

1993 Eylül sonunda işgalci Gürcüler geri çekilirlerken geride bıraktıkları çok sayıda doküman ve materyaller, Abhaz halkına karşı savaşanlar arasında yerli Gürcülerden oluşan onlarca tabur ve münferit birliğin bulunduğunu göstermekteydi. Savaşın başında işgalci askerleri Gürcistan’ın farklı bölgelerinden gelenler oluşturuyor idiyse de, işgal edilen bölgelerde Gürcü askerlerin yürüttüğü aktif çalışmalar sonucunda zamanla yerli Gürcülerden asker sayısı oldukça artmıştır. Öyle ki, daha 1993 yılının başında bile işgalci güçlerin askeri gücünün ana çekirdeği olan 23. ve 24. Tugay ile Gürcistan Silahlı Kuvvetleri 2.Kolordusunun tamamı ve tüm emniyet birimleri Abhazya’da yaşayan yerli Gürcülerden oluşmaktaydı.

Saldırgan Gürcü ırkçılığı ile beyinleri yıkanmış olan saldırgan Gürcü göçmenler, başta Abhazlar olmak üzere diğer Gürcü olmayan sivilleri soydular, işkence ettiler ve öldürdüler. Gürcistan yönetimi tarafından pompalanan saldırgan milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Toplu katliamlar, sivilleri diri diri yakma, tecavüz ve duyulmamış işkence yöntemleri artık sıradan bir hale gelmişti. Gürcüler, Abhazlar'ı yok etme yolunda, köylülerini, çocukluk arkadaşlarını, tanıdıklarını, kısacası hiç kimseyi affetmiyorlardı. Bütün bunlar, Gürcistan’ın Abhazya’yı Abhazlar’dan “temizleme” programının bir parçasıydı.

Abhazya’nın Gürcü asıllı halkı, işgalci güçler tarafından sadece askeri hizmette değil diğer işlerde de kullanılmaktaydılar. Savaştan önce devlette, farklı kurum ve kuruluşlarda çalışan Gürcü asıllı halkın tamamına yakını büyük bir hevesle işgalci güçlerle işbirliği yaptı. Fabrikalar, tesisler, bilim, eğitim ve diğer kurumlar tamamen askeri kuruluşlara çevrilmişti.

Gürcistan hükümet güçlerinin yenilgisinden sonra Gürcü halkının kitlesel göçünün tek sebebi, sadece savaşta aktif olarak yer aldıkları için değil, Abhaz halkına karşı işledikleri suçların intikamının alınması korkusuydu. Böyle bir rotasyon Gürcü askerleri tarafından daha savaşın başında göz önünde bulundurulmuştu, “Droni” gazetesi”, çok öncesinden “Eğer problem çözülemeden asker bölgeden geri çekilecek olursa, 250 bin kişilik nüfusun tamamı da askerle beraber çekilecek”, diye yazmıştı.

Bu ani durum karşısında Abhaz halkı, uzun yıllar süren dış baskılara rağmen, maddi, manevi, psikolojik, ideolojik ve siyasi olarak vatanın tarihi sorumluluğunu üzerine alıp hem kendisini hem de diğer milletleri yaklaşan felaketten korumuştur. Yüksek bir milli bilinç, cesaret, Kuzey Kafkasya’daki kardeşlerimiz, Abhaz-Adığe diasporasından gönüllüler, Abhazya Yüksek Sovyet'i Başkanı Vladislav Ardzınba liderliğindeki halkımız sayesinde, topraklarımızın düşmandan temizlenip, Abhazya’nın egemenliğini korumak ve halkımızı yok oluşa götürebilecek olan tehdidi ortadan kaldırmak mümkün olabilmiştir. 30 Eylül 1993 tarihinde Abhaz halkının Gürcü saldırganlara karşı kesin bir zafer kazanmasıyla Abhazya sömürge rejiminden kurtulmuştur. Bu zafer, Abhaz halkına kendi kaderini tayin etme imkânını sağlamıştır.

Gürcü işgalcileri geri püskürtüp de facto bağımsızlığını kazanan Abhaz halkının önünde aşılması gereken birçok zorluk bulunmaktaydı. Çünkü savaş, Abhazya’ya telafisi güç kayıplara mal olmuştu. Binlerce ölü, yaralı, yüzlerce kayıp, gazi, yetim, soyulmuş, yıkılmış ve yakılmış evler... Savaş sonucunda 17.200 ev tamamen yanık, 8500 ev ise onarılabilecek hasarlı durumdaydı. Abhazya hükümeti tarafından kurulan özel komisyonun belirlediği verilere göre, savaşın Abhazya’ya verdiği maddi zarar 11,3 milyar dolar civarındaydı.

Savaştan hemen sonra Bağımsız Devletler Topluluğu’na katılan Gürcistan’ın ısrarı ile Rusya Federasyonu Hükümeti 19 Aralık 1994 tarihinde, daha sonra BDT devlet başkanları 19 Ocak 1996 tarihinde, tüm uluslararası kanunlara karşı bir kararla, Abhazya’yı ekonomik ve siyasi ambargo altına aldılar. Tarih boyunca soykırım ve sömürgeci rejimlere teslim olmayıp, kurtuluş mücadelesinden de zaferle çıkan ve bağımsız, demokratik bir hukuk devleti kurma yolunda ilerleyen bir millete bu kadar acımasız bir baskı örneği daha bulmak neredeyse imkânsızdır.

Abhazya’ya karşı uygulanan ambargonun Rusya’ya ve genel olarak BDT üyesi ülkelere hiçbir fayda sağlamadığı ortadadır. Gürcistan hükümetinin Abhazya’yı tekrar eski küçük krallığının kucağına döndürmek için ileri sürdüğü bu kurnazca teklif, uluslararası arenada tepki görme yerine ne yazık ki destek bulabilmiştir.

Bununla beraber; savaş sonucu ve Abhazya’nın kararlı duruşu, Gürcistan hükümetini Abhazya ile eşit statüdeki taraflar olarak görüşmeler yapmak zorunda bırakmıştır. Görüşmeler BM şemsiyesi altında Rusya Federasyonu ve AGİT’in katılımı ile gerçekleştiriliyordu. Gürcistan tarafı başından itibaren dünyanın önde gelen ülkelerinden; ABD, Fransa, İngiltere, Rusya ve Almanya’nın desteği ile Abhazya’nın Gürcistan‘a bağlanmasında ısrar etmekteydi. Abhazya tarafı ise anlaşmazlığın temelinden yola çıkarak, savaşta binlerce ölü, insan hakları ihlalleri, savaş suçları ve kültürel imha gibi bir çok ağır travmayı yaşamış taraf olarak Abhazya’nın Gürcistan bünyesine geri döndürülmesine tamamen karşıydı. Ayrıca Abhazya, uluslararası arenadan bağımsızlığının tanınmasını talep etmek için tarihi, hukuki, siyasi ve manevi tüm dayanaklara sahipti. Bu, aynı zamanda Abhaz halkının sosyo-ekonomik ve kültürel kalkınması için de vazgeçilmez bir zorunluluktu.

Son derece zorlu görüşme süreçlerinin sonucunda 4 Nisan1994 tarihinde Rusya Dışişleri Bakanı ve BM Genel Sekreterinin de katılımı ile taraflar, yani BM, AGİT ve Rusya temsilcileri arasında “Gürcistan-Abhazya sorununun politik çözümü sözleşmesi” imzalandı. Belge, Gürcistan ile Abhazya arasında devlet ve hukuk ilişkisinin eksikliğini belirterek, egemenlik hakları eşit olan iki taraf olarak ortak bir devlet birliğinin oluşturulmasını önermekteydi. Yani, Gürcistan ile Abhazya arasında devlet – hukuk ilişkilerinin tekrar kurulması önerilmekteydi Bu belgede, kon federal birliktelikten ısrarla bahsedilmesi, BDT’nin ekonomik ve siyasi yaptırımların yanı sıra, uluslararası toplum tarafından da yoğun bir diplomatik baskı altına alınan Abhazya’nın tam bu yolla bağımsızlık pozisyonundan bir nebze de olsa geri adım atmasını sağlama düşüncesiydi.

Fakat buna rağmen Gürcistan, Abhazya ile kon federal bir devlet kurmaktan her zeminde kaçmaktaydı. Gürcistan’ın bu tavrı, elbette Abhazya’yı otonom haklarla Gürcistan’a bağlama emelinin sürmesine ve sorunun çözüm sürecine (!) katılan, BM, AGIT ve dünyanın önde gelen büyük ülkelerin kendisine verdiği koşulsuz destekten kaynaklanmaktaydı.

 Tüm bu görüşme sürecinin asıl amacı, hiç şüphesiz iki komşu ülkenin ve halklarının barış içinde yaşatılması idi. Anlaşmazlığın çözümünden önce, silaha başvurulmamasının garantörlüğünü ise Rus barış gücü üstleniyordu. Rusya Federasyonu barış gücü 14 Mayıs 1994 tarihinde taraflarca Moskova’da imzalanan “Silahlı güçlerin karşılıklı geri çekilmesi ve ateşkes anlaşması” uyarınca BDT himayesinde çatışma bölgesine sokulmuştu. Tarafların anlaşmaya uygun davranıp-davranmadıkları ise BM Misyonu tarafından denetliyordu.

Savaşın bitiminden itibaren, tüm dış baskılara ve uygulanan ambargolara rağmen Abhaz halkı devletleşmesini sürekli geliştirdi. Abhazya istikrarlı bir şekilde, vatandaşlarının güvenliğini sağlıyor, emniyet güçleri ile silahlı kuvvetlerini eğitiyor, çıkardığı kanunlarla kontrolü altındaki topraklarda demokratik bir hukuk devleti yaratmak için emin adımlarla ilerliyordu. Devletin tekrar bağımsızlığını elde etmesiyle belirlenen bu yeni perspektif 26 Kasım 1994 tarihinde referandumla kabul edilen Abhazya Cumhuriyeti Anayasası’nın başlangıç maddelerinde; “Abhazya, uluslararası hukuk normlarına bağlı, egemen ve demokratik bir hukuk devletidir” şeklinde deklere edildi.

Abhazya Devlet Yönetimi, Anayasa uyarınca, yasama, yargılama ve yürütme temelinde işlemektedir. Devlet Başkanı Anayasa’nın 49.maddesi uyarınca beş yıllığına seçilir. Abhazya Cumhuriyetinin ilk Devlet Başkanı olarak Vladislav Ardzınba 1994 yılında Abhazya Yüksek Sovyet'i tarafından, 1999’da ise ulusal seçimle ve ikinci kez başkan olarak seçilmiştir. 

Abhazya Cumhuriyeti Devletinin en yüksek yasama organı Halk Meclisi, yani Parlamentodur. Parlamento; dar bölge seçim sistemiyle doğrudan halk tarafından seçilen 35 milletvekilinden oluşmaktadır.

Egemen ve demokratik bir hukuk devleti kurma yolunda Abhaz halkının en önemli siyasi adımı 3 Ekim 1999 senesinde tüm halkın katıldığı Abhazya Devleti Anayasası referandumu olmuştur ve bu sonuçlara dayanarak 12 Ekim 1999 tarihinde parlamentoda oybirliği ile kabul edilen “Abhazya Devletinin Bağımsızlık Sözleşmesi” kararı olmuştur.

Bu önemli karar, Gürcistan hükümetinin; Abhazya ile eşitlik temelinde egemen bir ülke olarak hiç bir diyaloga yanaşmayıp, askeri taciz ve terörist saldırılara devam ettiği ve anlaşmazlığı tekrar savaş yöntemiyle çözmeye karar verdiği bir yaklaşımın gölgesinde alınması yönüyle de büyük bir önem arz eder. 


Abhazya – Gürcistan anlaşmazlığının bir türlü çözüme kavuşturulamaması, gerginliğin sürekli devamına neden olmaktadır. Gürcistan tarafı uluslararası arenadaki sorumluluğuna rağmen, eline geçirdiği her fırsatta Abhazya üzerinde kaba kuvvetle kontrol sağlamaya çalışmaktadır. Bu amaçla 2001 ve 2006 yıllarında Abhazya’nın Kudrı (Kodor) vadisi bölgesine geniş çaplı askeri birlikler, emniyet güçleri ve terörist unsurlar yerleştirmişti.

8 Ağustos 2008 tarihinde ise Gürcistan, Güney Osetya’ya ani bir savaş açtı. Bu küçük ülkeyi işgal eden Gürcü birliklerinin bir sonraki planı Abhazya’yı da yangın yerine çevirmekti. Fakat Güney Osetya’lıların cesurca direnişi, Rusya’nın da askeri tepkisi sayesinde Gürcü birlikleri ağır bir bozgun yaşadılar. Savaşta ikinci bir cephe açan Abhazya ise 12 Ağustos tarihinde Kudrı (Kodor) bölgesini Abhazya Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği bir operasyonla Gürcü silahlı unsurlarından temizledi.

26 Ağustos 2008 tarihinde ise Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitry Medvedev, Abhazya Devletinin bağımsızlığını tanıma kararını imzalayarak uluslararası tanınma sürecine start verdi.

Halkların birlikte yaşamalarının asırlık deneyimi; tüm çatışma ve savaşların masada başında görüşülerek barışla sonuçlandırılabileceğini göstermiştir. Bunun için, sadece uygun bir müzakere süreci ile emperyalist hırslardan arınarak, kendi bağımsız ve özgür devletine sahip olma hakkı gibi; diğer ulusların da benzer hukuki hakları olduğunu tanıma anlayışı başlı başına yeterli bir adımdır. Bu yaklaşım, devletler arasındaki iyi komşuluk ilişkilerinin de temelini oluşturmalıdır. Gürcistan Abhazya anlaşmazlığının çözümünün de bunun istisnası olması elbette mümkün değildir.

GÜRCİSTAN-ABHAZYA SAVAŞIN KRONOLOJİSİ


14 Ağustos 1992 – Gürcistan Abhazya’ya karşı silahlı saldırı başlatır. Abhazya Yüksek Sovyet'i Başkanı Vladislav Ardzınba televizyondan Abhaz halkına, Gürcü saldırganları geri püskürtmek için seferberlik çağırısında bulundu. Abhazya Yüksek Sovyet'i de aynı gün 18-40 yaş arası erkekler için seferberlik ilan ederek, yerel askerler arasından her biri 500 kişiden oluşan 5 taburun kurulmasını kararlaştırdı. Her yaştan kişi vatanlarını korumak için ayaklandı ve böylece Abhazya kurtuluş savaşı başladı.

 

15 Ağustos 1992 – Tsandrıpş bölgesine Gürcü deniz birlikleri çıkarıldı. Bölgedeki çatışmalar bittikten sonra, bu birliklere Gagra’da yaşayan Gürcü göçmenler de aktif destek verdiler ve Abhazya’nın kuzey-batı kısmı Rusya Federasyonu sınırına kadar işgal edildi.


15 Ağustos 1992 – Gürcistan askeri birlikleri Suhum’daki televizyon kulesini işgal ettiler.


16 Ağustos 1992 – Taraflar arasında çatışma hattında ateşkes sağlanması ve birliklerin karşılıklı olarak geri çekilmesi konusunda anlaşma sağlanır. Abhazya birlikleri Eşera bölgesindeki Gumısta nehrine, Gürcistan birlikleri ise Bağmaran bölgesindeki Kelafüır nehrine geri çekileceklerdi. Abhaz birlikler anlaşma uyarınca 18 Ağustos günü saat 14:00’de Gumısta nehrine çekilirler, Gürcü birlikler ise anlaşmayı çiğneyerek Suhum kentini işgal ederler.


18 Ağustos 1992 – Abhazya Yüksek Sovyet'i Prezidyumu, Yüksek Sovyet Başkanı Vladislav Ardzınba önderliğinde bir “Milli Savunma Komitesi” kurulması kararını alır. Ülkenin tüm gücüde bu komite elinde toplanır. Silahlı Kuvvetler Komutanı olarak Albay V. Kakalia, Karargâh Komutanı olarak ise Albay Sultan Sosnaliev atanır.

 
21 Ağustos 1992 – Kafkas Halkları Konfederasyonu Başkanı ve Meclisi, Abhazya'ya saldıran Gürcistan'ı geri püskürtmek için Abhazya'ya gönüllü grupların gönderilmesi kararını kabul eder.


22 Ağustos 1992 – Gürcistan Devlet Konseyi Başkanı Eduard Şevardnadze "Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü" koruma bahanesiyle bir milyon asker toplamak için genel seferberlik ilan eder.


24 Ağustos 1992 – Abhazya Parlamentosu, Abhazya’nın Gürcü asıllı halkına, Gürcistan Devlet Konseyi ve onun Suhum’daki kuklalarının propagandalarına kanmayarak tarafsız kalmaları çağırısında bulunur.


25 Ağustos 1992 – Abhazya’yı işgal eden Gürcü birlikleri komutanı Albay G.Karkaraşvili radyo ve televizyondan 97 bin Abhaz’ı yok etmek için 100 bin Gürcü’yü feda etmeye hazır olduğunu açıklar. Aynı gün Türkiye diasporasından yola çıkan 33 kişilik ilk gönüllü grubu da Gudauta’ya ulaşır.


3 Eylül 1992 – Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinin liderlerinin de katılımıyla Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin aracılığında, Gürcistan ve Abhazya arasındaki silahlı çatışmanın sonlandırılması amaçlı sonuç bildirisi Moskova'da imzalanır.


15 Eylül 1992 – Abhazya Yüksek Sovyet'i Başkanlığı, "Gürcistan Devlet Konseyi Kuvvetleri’nin Abhazya'ya silahlı saldırısı" ve "Abhaz halkına uygulanan soykırım" konusunda iki kararname kabul eder.


1 Ekim 1992 – Abhaz savaşçılar, Kuzey Kafkasya’dan gelen gönüllüler, Kazaklar ve Abhaz–Adığe diasporasından gönüllülerle Gagra operasyonu başlatılır. Gürcü birliklerinin silahlı dört binden fazla askeri, 40 zırhlı aracı, onlarca havan topu, uzun menzilli topları ve askeri uçak destekleri vardı.


2 Ekim 1992 – Gagra grubunun ana kuvvetleri imha edilir ve Gagra kent merkezi Gürcü işgalcilerden temizlenir.


6 Ekim 1992 – Gagra bölgesinin tamamı Gürcü saldırganlardan temizlenir. Abhaz – Rus sınırındaki Psou nehrine Abhazya bayrağı çekilir ve neredeyse 2 aydır süren askeri abluka kırılır.


7-8 Ekim 1992 – Dünya Abhaz – Abazin Kongresi Lıhnı köyünde ilk toplantısını yapar.


11 Ekim 1992 – Abhazya Savunma Bakanlığı Kurulur. Savunma bakanı olarak General V.G.Arşba, Genel Kurmay Başkanı olarak ise General Sultan Sosnaliev atanır.


22 Ekim 1992 – Gürcü işgalciler tarafından Dimitry Gulia Abhaz Dili, Edebiyatı ve Tarihi Enstitüsü ve Devlet Arşivi yakılır. Abhazya’nın tarihini ve kültürüne ait eşi benzeri bulunmayan yüzlerce belge ve materyal yok edilir.


26 Ekim 1992 – Abhazya Silahlı Kuvvetleri Oçamçıra kentine bir operasyon düzenler.


3-4 Kasım 1992 – 1.Şrom (Guma) operasyonu.


4 Aralık 1992 – Abhazya Yüksek Sovyet'i, “Abhazya’daki coğrafi bölge ve yer isimlerinin geri döndürülmesi” kararını kabul eder.

 

5 Ocak 1993 – Abhazya Silahlı Kuvvetleri Suhum’a başarısız bir operasyon düzenler. İki taraf da ağır kayıplar veriler.
 

8 Ocak 1993 – Abhazya Yüksek Sovyet'i Prezidyumu kararı ile Vladislav Ardzınba Abhazya Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı seçilir.
 

14 Şubat 1993 – Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Pitsunda’da kapsamlı bir toplantı düzenler.
 

15-16 Mart 1993 – Abhazya silahlı kuvvetleri Başkent Suhum’u temizlemek için yeni bir operasyon girişiminde daha bulunur. Suhum’un batı köşelerinde ve banliyölerinde sert çatışmalara giren Abhazya silahlı kuvvetleri ağır kayıplar vererek tekrar Gumısta nehri kıyısına çekilmek zorunda kalır.
 

4-5 Nisan 1993 – Abhazya'ya askeri yardım sağlaması amacıyla Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu ve Güney Rusya Kazakları arasında bir işbirliği anlaşması imzalanır.
 

2 Haziran 1993 – Doğu cephesinde geniş çaplı bir operasyon düzenlenir. Gudauta’dan yola çıkan 300 kişilik bir kuvvet de doğu cephesindeki askerlere destek vermek üzere Tamş bölgesine denizden çıkarma yapar. Abhazya Ordusu askerleri çıkarma sonucunda Suhum- Oçamçıra arasındaki kara ve tren yollarının 10 kilometrelik bölümünü 7 gün kontrolünde tutar ve daha sonra bu bölgede bulunan bütün köprüleri havaya uçurarak daha önceki konumuna geri çekilir. 
 

4 Haziran 1993 gece 03:00 – Abhaz güçleri Aşağı Eşera bölgesindeki Gumısta köprüsünü geçerek düşmanı ilk savunma hattından çıkarırlar. Ancak bu, dikkati dağıtma amacını güden bir manevradır. Asıl saldırı Suhum’un Kuzeyinedir. Gumısta nehrini geçen Abhaz güçler Dvuxreçiya bölgesinde birkaç gün içerisinde Ahalşeni, Kaman ve Suhum Hidroelektrik Santralini düşmandan temizler. Gürcü General Z.Mamulaşvili esir alınır.
 

9 Haziran 1993 22:00 – Abhazya Silahlı Kuvvetleri stratejik önem taşıyan Guma bölgesine girer. Saat 24:00 sularında düşmanın direnci tamamen kırılır ve bu büyük yerleşim yerinde Abhazya bayrağı dalgalandırılır.
 

27 Haziran 1993 – Soçi’de “Abhazya’da ateşkesin sağlanması ve bölgede kurallara uyulması” konusunda bir anlaşma imzalanır. Bu anlaşma, uluslararası kuruluşlar ile barış güçlerinin çatışma bölgesine getirilmesini, bölgenin silahsızlaştırmasını ve kanuni düzenin gerektiği gibi işlemesini öngörüyordu. Fakat anlaşmanın etkisi uzun sürmedi. Suhum’da Abhaz halkı ve hükümetine yönelik pervasızca tehditlerin savrulduğu mitingler düzenlenir ve bu eylemler anlaşmayı iptal noktasına sürükler. 
 

16 Eylül 1993 – Abhazya Silahlı Kuvvetleri’nin Suhum operasyonu başlar. Saat 13:00 sularında Abhaz Silahlı Kuvvetleri Gumista nehrinin aşağı köprü bölgesini ele geçirdi. Gumısta cephesindeki askerler, düşmanın güçlü savunmasını aşarlar ve Gürcü askerlerinin Suhum grubunu kuşatma altına alırlar. Birtsha, Tabisupleba, Odiş vd. bölgeler düşmandan temizlenir. Doğu cephesi askerleri de zorlu çatışmalarla Suhum – Oçamçıra karayolunu kapatarak düşmanın Suhum bölgesindeki askerlerine destek vermesini engeller. 
 

17 Eylül 1993 – Gürcistan Devlet Başkanı E.Şevardnadze bir kez daha ülke genelinde seferberlik ilan eder. 
 

20-21 Eylül 1993 – Abhaz birimler Suhum çevresini tamamen kuşatır
 

21 Eylül 1993 – Rusya Abhazya’ya ambargo ilan eder.
 

25 Eylül 1993 Akşam saatleri – Zorlu çatışmalar sonucunda Abhaz bayrağı Sohum tren garının çatısında dalgalanır. 
 

27 Nisan 1993 – Şiddetli çatışmalar sonucunda Abhaz birlikler Suhum merkezine girerler ve Bakanlar Kurulu binasını ele geçirip Abhazya bayrağını burada da dalgalandırırlar. 
 

29 Eylül 1993 saat 11.30 – Abhaz kuvvetler Maçara nehri bölgesindeki düşman güçlerinin savunmasını çökerterek Suhum havaalanını ele geçirirler. Kudrı (Kodor) nehrini ele geçiren ikinci grup ise Batı ordusu askerleri ile birleşir. Tkuarçal – Oçamçira bölgesi 13 aydır içinde bulunduğu ablukadan kurtarılır. Gürcü birimlerin bir kısmı Lata köyündeki dağlara çekilir.
 

Eylül 29-30 1993– Düşmanın peşini bırakmayan Abhaz birlikler, Oçamçira, Gal ve diğer yerleşim bölgelerini işgalcilerden temizlerler. 
 

30 Eylül 1993 20:00 suları – Tüm cephelerde zafer elde eden Abhaz birlikler Gürcistan – Abhazya sınırı olan İngur nehrine varırlar ve Abhazya bayrağını sınırda dalgalandırırlar. Düşman darmadağın olur ve Abhazya toprakları işgalci Gürcü askerlerinden temizlenir.

 

 

 

Kaynak:Abhazya Cumhuriyeti Ticaret Ve Sanayi Odasi

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
hakan
1778 gün önce
Ben bir abhaz olarak insallah ruslarla mutlu yasarsiniz ...Gurcistandan ayrilip rusyaya bagladiniz abhazyayi kina yakin simdi ........
EDİTÖR'DEN Kategorisindeki Diğer Haberler
Abhaz Bayrağındaki ve Armasındaki Sembollerin Gerçek Anlamı Nedir?
MESLEK SEÇİMİNİZDE İLKLERİ, YAYGINLAŞMAMIŞ DALLARI SEÇMEK, GELECEKTE, ARANA..
Ünal Akbulut Bınala Onu en iyi Kendisi yani şiirleri tanıtıyor. Üzerine bi..
3 günlük tatile gider gibi, yanına yedek bir pantolon bir kazak ve çorap al..
Onlar Bizim Her Şeyimiz! 4 Metin Aşoğlu Aşba
Cennet Vadisi Bilecik Bozüyük yol güzergâhında Başkoy, Kalanlar Mevki Bilec..
nakliyat
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
medi
haceri, simya , naturel , dogal , urun , organik sampuan , organik sivi sabun, organik dus jeli , organiMilliSavunmaYusufoğlu Makina ve Kalıp Sanayi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=